5 Şubat 2009 Perşembe

27 Artı 4 Gün

Son adet tarihime göre otomatik hesaplama yapıldığında blogda yeralan chartlardaki gelişme görünüyor. Fakat ultrasona girildiğinde gebelik hep bir hafta daha ilerde çıkıyor. Önemli olan ultrason hesaplamaları olduğuna göre bugün tam tamına 26 artı 4 değil, 27 artı 4 günlük hamile olmalıyım.

Bugünün benim için çok büyük bir önemi var. Sekiz sene önce hamileliğimin bu evresinde doğum yapıp iki tane kedi yavrusu büyüklüğünde kız bebek dünyaya getirmiştim. İkisi de birbirinin DNA kopyasıydı.

Erken doğum olmasına, ikiz bebek beklememize, benim psikolojik durumumun ne bebek itecek, ne de doğuracak pozisyona uygun olmayışına, bebeklerin ileri derecede prematüre olmasına bakılmadan bir et yığını gibi atıldığım Üniversite Hastanesi'nde normal doğum yapmaya zorlanmış, başıma gelip senli benli konuşan, benim yaşımdan küçük olup da kendini bir bok zanneden ve hastalarına hükmetmeye kalkan zibidi asistan doktora hırlayıp normal doğuma girmeyeceğimi beyan etmiştim.

Gitmeler gelmeler, beklemeler, tuş yemeler, kanamalar, bağrışan, nefes alıp veren kadınlar, bebeğini yitirmiş yarı deli olmuşlar...Saatler sonra yüzünü göremediğimiz Tanrı'lığa soyunmuş, buyurgan profesör doktordan emir geldi " Sezeryana girebilir, saat dokuz gibi alınacak." O sırada rahimde yedi santimlik açılma yaşanmıştı zaten.

Yıllar sonra büyük aşamaları devirip, tek kızım bana kaldığında anlayacaktım ne kadar doğru hareket ettiğimi. Zira zamanından önce doğan bebeklerin de, annelerin de birlikte bunu yapmaya zaten güçleri olmadığını anlayacaktım...İşte geçen seferki yazıyı yazmamın sebebi de buydu. Ne sezeryanı alışkanlık halinde sunan, anneye hak hukuk tanımayan, ne de zorla normal doğum yaptırtanları savunuyorum.

Bugün yine aynı hamilelik tarihimde ise bambaşka bir ortamdaydım. Kızımın spor gününde, günlük güneşlik bir alana bakan bir sürü veliyle birlikte, dışarda. Gerçekten de insanın kendi bedeninde bile her hamileliği bu kadar farklı yaşaması çok ilginç bir şey. Bırakın doğum şekillerini karşılaştırmayı, kendi yaşadıkların bile birbirini tutmuyor.

Dün çıkıp kırmızı bavulumu aldım. İçine large beden diye sattıkları pamuklu, 16 tanesi bir arada olan Carefour donlarının :) dört tanesini falan yerleştirdim, geri eve kalanlardan bir tanesini deneyeyim dedim ki ne göreyim?! Medium bedenle belki aynı, belki bazıları daha bile küçük!!! İyi ki denemişim, sanırım önümüzdeki aylarda totomun ne kıvama geleceğini bilerek ve içinden bir örnek çıkartıp yanımda götürdüğümle karşılaştırarak almalıyım.

Geceliklerimi, minik şampuan, saç kremi, kokulu sabun, vücut kremi, göğüs kremi, diş fırçası ve macunu, çoraplarımı, emzirme sütyenlerimi falan filan koydum. Daha tamamlanacak parçalar var tabi ki.

Bugün aynı hastanede doğum yapan velilerle bir daha konuştum ve hastanenin bebek kıyafetleri dahil herşeyi verdiğini, çıkış için kıyafet tutmam gerektiğini bir kere daha teyit etmiş oldum. Ama bazısı verilen terlikleri beğenmemiş mesela, bazısı tek kullanımlık kilotları...Ben herşeyimi hazır edeyim de neyi beğenmezsem o an değiştiririm işte. İlk gün hemşire yıkanırken yanında bulunuyormuş, o da canımı sıktı, belki de kendimi iyi hissetmeden girmem duşa falan, bilmiyorum.

Bir de geçen yazıya gelen yorumlardan yola çıkarak yine aynı konuyu yazmak istedim. Avrupa ülkeleri ile Amerika bir kere sağlık uygulamaları bakımından çok farklı. Sicko'yu izlemiş olanlarınız bilir, Amerika sigortacılık anlamında devletin destek vermediği, özel sigortaların ise prim toplayıp kanser olanların bile tazminatlarını abuk subuk yollarla vermediği bir ülke. Sosyal devlet gelişmiş değil.

Oysaki Avrupa ülkeleri ve özellikle benim tanıdığım İngiltere bu konuda uzmanlaşmış halde. Devlet sağlık hizmetlerini karşılıyor fakat yolunan kaz durumlarını ekarte etmek amacıyla da sağlık anlamında bir engel görmedikçe sezeryana yeşil ışık yakmıyor. Çünkü sezeryan iki kat daha maliyetli bir işlem.

Şimdilerde Calanon'un da değindiği ve benim bu sefer kayınvalidemin de bahsettiği evde doğum olayını dahi yaygınlaştırma ve teşvik sebebi maliyetleri minimuma çekmek...O taraf kendi yönünden haklı fakat iş böyle matematikle çözümlenemiyor sanki işin içine insan gibi bir faktör girince...

Olaya devlet açısından yaklaştığımızdaki düşünce sistemi şu; Hem devlet senin doğumunu, sağlığını ödeyecek hem de sen gidip " Hayır psikolojim uygun değil devletciğim, istemiyorum!" diyeceksin. O zaman cevap hazır; Haliyle " Yerim ben senin o psikolojini!" deniyor ve doğum esnasında olabilecek riskleri de yine devlet erkanı kendi doktorları ile elimine etmeye çalışıyor.

Yapabiliyor, yapabiliyor, yapamıyor, e orada da sakat çocuğun mu oldu, aynı kurum o çocuğa özel eğitiminden tut da kalınacak yerine kadar sağlıyor. Paran, özel hastanede doğuracak kuvvetin mi var, o zaman gider ona göre sezeryan olursun, parasını da iki kat ödersin. Sana yine kimse karışamaz.

Buralarda ve Türkiye'de durum biraz daha farklı. Anneye seçim hakkı tanınıyor, doktor diyor ki; " Bak, normal doğum yapabilecek durumdasın, hemen ayağa kalkar, sekersin ama bebeğinin şu riskleri olabilir, en sağlıklı şekilde başlayan bir doğumda bile bunlar, şunlar şunlar yaşanabilir." " Sezeryan'da ise o gün kalkamazsın da dört gün sonra ayağa kalkarsın, iki hafta sonra araba kullanmaya başlarsın, kesik yerlerinde ağrın olur."

Bu seçim hakkı bazı yerlerde normal doğuma fiziksel ve pskolojik olarak yakın olan hastaya bile sezeryan dayatırsa ki bu da oluyor o zaman işler başka bir renk alıyor. Sezeryan herkes için daha programlanabilir bir şey çünkü. Ekibinden tut, doktoruna belli yer ve zamanda hazır ve nazır bekliyorlar. Öyle sabahın beşinde, yok akşamın üçünde " İmdaatttt doğruruyorummmmm!" demiyor hasta. Herkes birer birer evlerinden apar topar getirilmiyor. Ya da buna karşı olan çözüm yine İngiltere'deki gibi " Benim doktorum ve ekibim, hatta beni uyutacak Thompson amcam bile belli!" mantığını alt üst ediyor. Gidiyorsun, ellerindeki dosyalarla sana her zaman başka biri yardımcı oluyor. Öyle benim doktorummmm! falan diye gıcıklanamıyorsun kimselere...

Ben, atıyorum normal doğum yapacam, herşeyimle hazırım, ters giden bir şey de yok, riskleri de göze alıyorum diyen bir hasta olsam örneğin, doktorumun " Yok anacım seni sezeryana alacam!" demesine de tilt olurum mesela.

Seçim yapmaya gelince...Ha, belki ilerde özel sağlık hizmetleri öyle bir noktaya gelecek ki kimse İngiltere'de olduğu gibi buna elini dahi süremeyecek ama o zaman işte kurallar parayı ödeyen tarafından konulacak. Çünkü önemli olan annenin ne hissettiği falan değil, gideri minimize etmek olacak.

Yani, o memleketlerde bazısı kendini bir bok yığınının içindeymiş gibi hissetse bile bunu seçemiyor parasal anlamda, olay bu!

Kullandığım dil için kusura bakılmasın ama avam anlatımıyla gerçekler şu; Bazısı için dal taşak açılıp da doktorun ıkınırken suratına osurmak ya da dışkılamak, kıçına boru sokturtup lavman yaptırmak bir anda çooook doğal, acımayan işler olabilir. Benim için değil.

20 kişi başındayken koca göbek tepede, ağrıdan ne bok yiyeceğini şaşırmış, bir iki üç sayıp da ıkınmanın Allah'ını gerçekleştirirken, vajinanın önünde 200 Watt'lık ampul çalışıp da bebeğin başı geldi mi gelemedi mi diye izleyen 20 çift gözü düşünmek hiçççç cazip değil.

Gerçek anlamıyla anlatıldığında olay bu ama nasıl eğreti ediyor insanı orası ayrı konu. Yani, bir takım şeyler dillendirmeye gelmiyor, yaşayan biliyor :)))

Ben zaten kampinge bile gidip dışarda bir köşede dışkılayamayan bir insanım. Mesela son gelişinde kayınvalide ile bunu konuşurken ya da yıllar önce uyuzuma giden bir kadınla muhabbet ederken onlar bu olaya " Çok doğalllll!" diye bakıyorlardı bende kabızlık yapıyor :)))

Normal doğumu kötülemek veya kötülememek, ne denirse denir. Benim normal doğumdan anladığım bu. Doktor veya olayın kompetanı değilim, dolayısı ile bir blogger olarak yazdıklarımla sezeryan doğum olayını patlatacağımı sanmıyorum. Ama hissettiklerim, düşündüklerim bunlar ise kendi bloğumda da keserek biçerek, olması gerektiği gibiyi oynayarak yazamam.

Sezeryanda sekiz ya da dokuz kat kesiliyorsun evet ama benim bedenim, benim kararım. Estetik yaptırırken millet birbirine mi soruyor Allah aşkına?! Sevgili kadın ahalisi, ayyyy acaba göbeğimi gerdirsem mi? Ya da ne bileyim burnumu yaptırsam mı? Sezeryanın sonrası bir estetik ameliyata göre daha ağrısız, estetik de oldum biliyorum.

Hele şimdilerde epidural ile olanlarda hem bebeğin doğum anını görebiliyor anne, hem de hemen akabinde süt verebiliyor bebeğine. Bebek eskisi gibi anestezinin etkisinde de kalmıyor. Göbek daha zor gidiyormuşmuş, aman! Vajina sarkması, ilerde idrar kaçırmak, mesaneden gelen dışkıların idrarıma karışmasını deneyimlemektense ya da o risklere girmektense ben göbeğimin biraz daha yavaş inmesini tercih ederim. Hemen akabinde kalkmam da yataktan, beş gün sonra kalkarım, o da dert değil.

İnşallah ilerde bir gün birbirimizin bedenleri ve seçimleri konusunda ahkam kesmediğimiz zamanlar da gelecek. Kimin için neyin iyisine karar vermek? Bir kadın çok normal doğum yapmak istiyordur da sezeryana girmek zorunda kalmıştır kendini kötü hissediyordur anlarım ama aynı dışarda çalışmak ya da evde çalışmak meselesinde olduğu gibi bir diğerini yapanın öbürküne hömkürmesini, diğerinin de " Ayyy valla beceremedim, ne beceriksiz öküzüm!" demesini anlamam ben.

Afrika'da, köylerde tarlalardan gelip de hastane bulamayan zavallı kadınları da anlarım, onlara bu seçim hakkı verilmediği, doğum yatağında kanamadan gittikleri için de acırım ama değişen hayat şartları ile verilen seçimlere karışılmasına yine karşı çıkarım.

Şartlar neyse ona göre yahu! Alternatif varsa seçenek de var demektir. Amaç, burada yine kadınların üzerinde oynanan oyunlarla verilen maliyet cetvelidir. Herkesin bedeni kendine aittir. Nokta!

8 yorum:

Magissa dedi ki...

Normal dogum vs sezaryen yorumlarına tamamen katılıyorum.
Evet normal doğum tabii olan ve yüzyıllarca insan nesli böyle üremiş ama bundan 100 sene evvel nüfus neden azmış acaba... Kadınlar doğururken, bebekler doğarken öldükleri için. Ya komplikasyonlardan, ya kan kaybından ya da enfeksiyonlardan...

İsteyen istediği gibi doğursun elbette. Kim nasıl rahat edecekse. Di mi ama?

Goddess Artemis dedi ki...

Konuyla ilgisiz ama; sizi mimlediğimi haber vermek için bir mail yollamıştım. Bir de buradan hatırlatayım dedim: Mimlendiniz! :o)

Calanon dedi ki...

Ne kadar onemli bir gunmus bu senin icin. Umarim hersey planladigin gibi gider bu sefer, hic bir aksilik olmadan, en kolayindan kavusursun yeni bebeginize.

Cok kucuk bir not: Baska bir ulkede tecrubem yok bu konuda fakat, herseye ragmen Ingiltere'de dogum yapmis olduguma cok memnunum ben. Her seferinde farkli biriyle gorusuyorsun evet, fakat hepsi de o kadar iyi, o kadar insandilar ki anlatamam. Tabi hastanesine gore degisiyordur, her gun korkunc bir takim haberler okudugumu da cok iyi hatirliyorum gazetelerde (Metro'da).

Insallah sizinki de bu sefer boyle iyi bir tecrube olur.

miso dedi ki...

Sen nasıl istiyorsan öyle olsun inşallah diyorum kedicim. Benim doktorum normal doğumcu bir doktordu. Ben de doktor çocuğuyum, itiraz etmeyi yakıştıramamıştım kendime. Minyon bir kadınım ben, eşimse gayet iri yarı. Eşimi geçtim, ailesindeki kadınların 40 beden olanına MİNİK gözüyle bakılıyor. Hamileyken bebek ağır geldiği için çarpıntım bile olmuştu. Ilgazımın bana bir hediyesidir bu :) Geçmedi. Neyse, doğum vakti geldiğinde doktor beni muayene etti ve, "çatınız dar, bebek de çok iri, sezeryan ister misiniz?" dedi. Ben de koşarak kabul ettim. Çok iyi bir karar vermişim; Ilgaz 4 kilo doğdu :)

Her şey gönlünce olsun

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

Artemis'cim;

Bu mimleme olaylarında ben biraz tembel teneke bir durum sergiliyorum, zira Calanon'du sanırım epey bir zaman önce dördüncü resim dosyamdaki dördüncü resmin anlattıkları ile ilgili bir şey sormuştu. Şimdi bakabildim, tamamıyla aklımdan çıkmış çünkü ve boş!! Hehheeee 4. dosyanın içinde bir foto var, orada da Layla abalak abalak kameraya bakıyor :)))

Seninkini de yazacağım, enerjim geldiğinde, söz.

Sevgili Calanon;

Biliyorum, İngiltere'ye 13 aylıkken ufaklık gitmiştik de inanılmaz bir ishale yakalanmıştı çocukçağızım, gittiğimiz doktor ve hemşireler bakıyor bazen iki saat anlattılar neyin ne olduğunu, içimizi rahatlattılar. İnsani tarafları gelişmiş mi desem, doktor ve hemşirelere ayrı ders mi veriyorlar desem bilmiyorum. Ama genelde nazik bir millet zaten benim görüşüm. Kötüleri de dolanıyor ortalarda elbet, keşlerini de gördük benim kocayla da nasıl kaçacağımızı şaşırdık ama olması gereken yerlerdeki davranış ağırlığı önemli, ondan hep memnun kalmışımdır ben. Haklısın :)

Miso'cum;

Ilgaz ne güzel tombik doğmuş öyle :) Aslında ben kendi kendimin kıçını yırtıyormuşum gibi bir his var içimde. Zaman bakalım ne gösterecek? Ama hastayla ortak çalışan, saygı gösteren doktorları çok seviyorum ben. Normal doğumdan yana olan bir doktorun sana sezeryan önermesi de güzel, eminsin çünkü havadab dayatma yapılmıyor kendi totosunun rahatına, di mi ama?! Öptüm hocam.

Biri daha yorum yazmış ne güzel, işaretledim yayınlaya bastım haydaaaa! gitti. İnşallah gelir yerine. Buradan o kişiye de teşekkürler ve kusura bakmasın lütfen.

Ve Magissa'm;

Sen ne güzel anlatıyorsun şu kedinin ağız kokusunu yahu! Şimdi konuyla bir alakası yok diyeceksin kesin eminim ama geçen akşam bizim köpeğin yattığı yerden iğrenç ağız kokusu gelince yine senin betimlemelerini ve nefret ettiklerimin arasında senin kedin hakkında yazdıklarının tam tersi benim köpekle ilgili kokular diye düşündüm. Tabi, aklıma hemen sen geldin. Neyse, yorumuna çok teşekkürler, katılıyorum :))

Gülay dedi ki...

Merhaba kediciğim,
Önceki doğumunla ilgili yazdıklarını okurken yine aynı şeyleri hissettim, yaşadım. Sen ne hissettiysen yani.
Doğum kararı konusund ada önceki doğumdaki emri vakiler yerine kendin yönettiğin ve karar verdiğin birşey daha sağlıklı olacaktır. Hem de o kötü normal doğum tecrübesinden sonra şimdi normal doğuma girmeye kalksan iyi olan gidişat kötüye bile dönebilir, sters nedeniyle.
Herşey gönlünce ve sağlıkla olsun.
Haberlerini bekliyorum
Hoşçakal

Evin Kedisi dedi ki...

Gülay'cım;

Ben de gelip senin blogdan Candaş'ın durumuna bakayım demiştim, ne oldu gelişmeler? Neyse yazdıysan takip ederim zaten.

Değil mi? Başımızdan geçenler üç aşağı beş yukarı aynı ama ben harlayarak normal doğum yapmadım. O konuda gerçekten büyük bir galibiyet duygum var. Ve evet, bu seferkinde en azından ( inşallah diyelim ) o anlık yaşanan, kontrolden çıkmış, insanlıktan uzak hallerden de sıyrılmış olacağım. Değişik bir süreç gerçekten de...

Teşekkürler Gülay, sana gelip bakayım şimdi :)

Evin Kedisi dedi ki...

Bana yorum yazan ve sonradan ismini tekrar Miso'nun yorumlarından gördüğüm ve bir şekilde kaybolan düşünceleri için Ufuk Çizgisine'de teşekkür ederim. Genelde bu tip kadın ağırlıklı konuları okuyup da üzerinde bir de düşünen erkeklerin olduğunu bilmek ne kadar güzel!