15 Ocak 2009 Perşembe

Bu Gülüşe Değer...

Dün sabaha karşı yağmaya başladı yağmur. Yatak odamızın perdeleri lacivert olmasına rağmen çakan şimşeklerle uyandım. Senenin bereketli sağanaklarından biri boşanınca sabah altıbuçukta kalkan babayla Chloe'nin okuluna gitmemesi gerektiğini konuştuk. Hem hafta sonuna giriş, hem saat birde okul bitiyor, onun için saat onikide evden çıkmam lazım ve büyük ihtimalle yolda selden kalmış araçlar olacak, okulun park yerini su basıyor, arabayı park etmek değil problem de, çıkıp okula girene kadar sandal (!) falan gerekebiliyor. Böylelikle, Chloe evde kaldı.

Bugün doktor kontrolümüz vardı. Her üç haftada bir olandan... Sigorta şirketimiz değişti, bu çok olumlu bir haberdi, bundan öncekinden daha az ödemeyle rutin kontrol atlatabilme olanağı oluyor artık bu bir, ikincisi 3 boyutlu ultrason pahalı bir şey de yeni sigortamız tarafından karşılanıyor. Ne güzel!!

Kızımı da aldım gittim, hastane açık trafikte bana beş dakika, aramızda alt tarafı iki bulvar var. İlk önce rutin kilo takibi, tansiyon ölçümü, idrar tahlili için gerekli plastik kutunun alınışı...69 kilo olmuşum, Allah yardımcım olsun. Her ay iki kilo artış idealmiş, benim öyle durumum ama yine de hayatımda ilk defa gördüğüm bu rakkamlar gözümü korkutuyor. Kocaman geliyorum kendime, öyleyim zaten kendi şartlarımda ve bedenime göre. Chloe dışarda bekleme salonunda otururken iki dakikada bu işlemler yapıldı.

Ardından doktorumuzun odasına girdik. Geçen sefer ablası, kardeşinin neye benzediğine bakacağım diye ben bir şey görememiştim. Bizimki de omurilik kemiğinden başka bir şey anlamamıştı zaten. Topu topu geçen şu üç hafta içinde bebeğimiz bize yüzünü gösterdiği gibi bir de koccamaaannn bir gülümseme ile karşılık verdi :))

Benim ufaklık acayip laf dinler, O'na ofisin içinde beni beklemesini söylemiştim ultrasona yalnız bakayım diye çünkü monitörü döndürünce hiçbir şey göremiyordum ve içerisinin o kadar kalabalık olması belki de doktoru hemşireyi sinirlendirebilir diye düşünüyordum ama doktorumuz çok şirin bir hareketle Chloe'yi davet edip, monitörü yine O'na çevirerek anlatmaya başladı.

İşin sevilerek yapıldığını görmek, sürekli Türkiye'de akıp insanın iliklerine işleyen o stresi hissetmemek, çocuğuma ilgi gösterilmesi, O'na birey olarak değer verilmesi benim için o kadar farklı deneyimler ki...Ve bunu yaşadığım ülke Arap Emirlikleri. Diyorum ya nasıl yıkanmış beyinlerimiz, nasıl bilmeden çan çan ötenlerin kurbanı olmuşuz anlam vermek mümkün değil. Neyse...

2 numara işte tam o sırada gülme eylemini gerçekleştirdi, Chloe deliye döndü, yüzünün aynı kardeşine benzediğini de öğrenince ortam daha bir büyülü hale büründü, benim gözlerim yaşardı. İlk defa. Çünkü hep bu ana kadar hem kendimi hem de Chloe'yi kollamak adına çok büyük duygusal bağlar kurmamaya özen gösteriyordum ama artık bu durum farklıydı, hem de çok farklı ve duygu yüklü...

Artık iki kızımı da beraber hayal edebiliyorum ve bu bana çok büyük bir mutluluk veriyor. Gerçekten tamamlanıldığını hissediyorum. Duyguların kanıtları fiziksel aletlerle test edilip kanıtlanamaz ama içimde hissettiğim bu...Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün umurumda bile değil, tamamıyla ve ilk defa kendimi bu büyülü ortama kilitlemiş, kendime ve kızlarıma odaklanmış durumdayım.

Ne güzel bir şeymiş sağlık anlamında böyle olanaklara sahip olabilmek, ne kadar farklıymış sağlıklı giden bir bebeği ve anneliği tatmak...Belki çok erken konuşuyorum herşey için ama bu gülüşten sonra sevinçlerimi bile denetlemek ya da tam tad alamadığım için acı çekmek gibi düşüncelere saplanmayacağım için şükrediyorum. Ben istedim, ısrar ettim, kapımı sonuna kadar açtım, davet ettim ve oldu işte!!!

Ve Chloe'nin rüyası...Yine garip bir şey. En yakın arkadaşı Anna rüyasında yatıya geliyor ve sabahleyin kalktıklarında bizlerin yatakta olmadığını görüyorlar. Anna " Doğdu!" diye sevinçle bağırıp aşağı kata yanımıza geliyor. İkiz bebekler olmuş güya...Biri kız biri erkek...

Bu kadar detayın cuk oturması ya da hatırlanması mümkün değil tabi ama rüya bana göre çok anlamlı. Çünkü Lara ikizini kaybettiğimizi bilmiyor, belki hayatı boyunca da kanırtı yapmamak adına bilmeyecek. En sevmediğim şey çocuklar üzerinde arabesklikler yapıp, duygusal yaralar vermek...Neyse işte, bilmemesine rağmen bu rüyayı görmesi bana ayrıca ilginç geldi.

Kızımla o gülüşün fotoğraflarını alıp, babamıza telefon açtık, hastanede gerekenleri hallettikten sonra alışveriş merkezine gittik. Akşama çupra aldık, beraber yemek yedik, Ajman'daki Baby Shop'daki indirimlerin bitip de bizim aldığımız bazı ürünlerin fiyatlarının iki katına çıktığını gördük. Aman ne iyi etmişiz diye düşündük ve eve geldiiik. Yağmur öğleden sonra kendini güneşe bıraktı.

Ben tabi ki hala ve zamanla da daha şiddetli derecede olacak sanırım, yoruluyorum, doktora söylediğimde tekrar bir kan testi alalım, kandaki şekeri ölçelim dedi. Karnımda ve göğüslerdeki tatlı kaşıntı ve kızarıklık için yeni bir krem verdi. Çatlaklara da iki kat iyi geliyormuş güya ve mis gibi kokuyor. Araba kullanmamda şu anlık sakınca olmadığını söyledi.

Kalp, normalden çok daha hızlı ve gürültülü atıyor, balgam da kendini geldili gittili hissettiriyor ( Bunlar devam eden uyuzluklar ). Çok seyrek, bir anda mide bulantısı ve kusma atağı gelebiliyor. Hiç belli olan bir çizgi yok sanki. Sinirler bir geriliveriyor, bir mutluluk seli akıp geçiyor, bir anda tam tersi amaaaannnn bütün dünya insanın kafasına geçiyor. Yaşanılması üçüncü şahıslar açısından zor bir karışım... Mesela dün gece 27 haftaya yaklaştığım, birinci doğumu o haftada yaptığım, kayınvalidelerin gelme tarihlerinin ona denk gelmesi düşüncesi beni sinirden deli etti. Eşim herşeyi kendisinin halledeceğini söyledi.

Geçen sefer doğrudur, ben çok kötü hastalandığım için yapmasından biliyorum ama yine de salonda dal taşak yatamayacak, gönlümce kendi seyrettiğim programları seyredemiyor olacak, sürekli bir servis ve yemek düzeni beklemek ama ütü, tabakların makinaya yerleştirilmesi gibi basit bir işi bile yapmıyor olması ya da en azından teklif edilir yahu da, sen dersin " AAaa ne demek siz misafirsiniz!" alternatifini dahi görememek, gelme döneminin benim esas ihtiyacım olan lohusalık, torunun görülebilmesi ümidi değil de yine eşimin tatiline getirilmesi durumları...

Hamilelik ve doğum çok farklı bir dönem. Bunu kadın anlamaz ve hayatının bir dönemi olarak hatırlamazsa erkek biyolojik olarak zaten düşünemez bile. Ama inanın benim eşim gibi kadını çok iyi anlayan, kayınvaliden, anadan, kadın cinsiyetli arkadaştan eşten dosttan çok daha yakın olan erkekler de var bu dünyada. İşte o tip erkeklerdir zaten çocuğu hakeden bence. Yalnızca kadını döllemekle olmuyor bu işler.

Bu dönem, ayrıca ve aynı zamanda doğal olarak müthiş kendine ve bebeğine odaklı... Hele de eğer daha önce kötü tecrübeler yaşanmış ise son derece bencil ve vahşi bir yanı bile var. Nasıl evimizde baktığımız bir kedinin doğumundan sonra veya hamileliğinde hırçınlaşmasına sesimizi çıkartmıyor, anlayışla yaklaşıyor ya da belki uzakta durup bakımını yapmaya devam ediyoruz öyle işte. Sanki daha doğmamış olan bebek bireyselleşiyor da o ilgiyi insan olarak göremiyor, gelişine mutluluk ve sevgi yüklemesi yapılmıyor hissi işleri iyice agresifleştirebiliyor.

Belki de insanın hayatında yalnızca yapabildiği çocuk sayısı kadar şımarmaya, sevilmeye, okşanmaya, hediyelere boğulmaya, renkli renkli şeylerle şımartılmaya ihtiyaç duyduğu, kedi gibi mırıl mırıl sevdiklerinin kolunun altına girmeyi istediği bir dönem.

Ha, göremiyor mu, o zaman kalp taşlaşıyor işte. Türkiye'de çok insanın agresifleşmesinin altında yatan yegane duygudur bu, ne zaman ihtiyaç hissetse tekmelenmiş, çocukken O'nunla birey gibi eğilip konuşulmayan bir toplumdan geliyor insanların çoğu...Davranış öğreniliyor ve o davranış tekrarlanıyor nesiller boyu...Enerji sürekli yiyici, sürekli negatif, sürekli şikayet, sürekli ölüm, dram...Yapabileceğimiz yegane şey seçebilmek ve elemek...

İşte tüm bu olumsuzlukları görebilen bir göz olarak kendimi, eşim adına gerçekten kutsanmış hissediyorum, çocuğuma ve aileme en iyisini vermeye çalışıyorum, döngüyü tersine çevirmek elimizde diye düşünüyorum. Çünkü bu gülüşe değer...

4 yorum:

balanne melike dedi ki...

Benim çok hassas ve alıngan olduğum bir dönemdi..bir çok şeyi yanlış aldım ozamanlar...ben gebeyken sanki kocamda gebeydi, karşılıklı herşeye alındık,küstük.çok şükür geçti..

Evin Kedisi dedi ki...

Ben de bu dönemi hassas olarak değerlendiriyorum doğrudur ama daha önce fark etmediğim ya da fark etsem de sağlam durduğum bir çok insanı, olayı şimdilerde daha iyi görebildiğimi düşünüyorum. Neden?

Zaman oldu konuşamadım, zaman oldu süründüm, zaman oldu kendime bile bakacak hacetim enerjim olmadı, sürekli nöbet tuttuğum (!) MSN den aylarca ayrıldım ama Allah Allahhhh bu kadın öldü mü kaldı mı, ne yapıyor yahu diyen de oldu demeyen de...

Aslında hamilelik ya da ne bileyim bir hastalığa yakalanmak... Gerçekten de büyük bir hastalık geçirmekle aynı olabiliyor hamilelik, vücut ve algılamalar insanı deli ediyor, değiştiriyor ama bir o kadar da beklenti içine sokuyor.

Belki de hamileliği hayatta yeni bir başlangıç olarak kabul etmekte fayda var.

Diyorum ya, bundan sonrası benim için çok farklı olacak, bu olayla çok daha katılaştığım ve canımı yakanın canını rahatlıkla, aynı üslup ve soğuklukla yakacağım kesin.

Ve bir yerde ben bu dönemi gereksiz alınganlık, küslük olarak da değerlendirmiyorum, kendine haksızlık etme.

Tersine şimdiye kadar hep halihazırda bulunmuş, aranmayı sorulmayı beklemeden orada olmuş tiplerin aynı moda girdiği bu dönemde ne oranda destek gördüğünün testi ve onaylanma aşaması da denilebilir rahatlıkla.

Ama hayat dakka dukka dünyasıdır, ne ekilirse o biçilir. Yanılıyor muyum?

balanne melike dedi ki...

Ne ekersen onu biçersin, buna genel olarak katılıyorum. Bazı insanlar hep genel vericidir(aptallık ayarın da değil de iyiliklerinden) hormonlarımın tavan yaptığı ve doğum sonrasına taban yaptığında bu tip insanlar çoğunlukta yanımdaydılar..öyle kıymetli ki onlar ben ota boka ağlarken belki biraz bencildim bile diyebileceğim o zamanlar beni öyle güzel taşıdılar ki Allah razı olsun onlardan..Ama eşim de de hormon ayarı bozuldu ozamanlar(bilmsel olarak kanıtlanmış erkekler de o dönem östrojen salgısı artıyormuş) bildiğin kıldı. Ben bir doğurdum adam kendine geldi..Valla daha önce de demiştim ya ben biraz şımarmak istiyordum bir de yatarak geçirilen hamilelik zaten zordu öff bilmiyorum unutmayacağım ve temcit pilavı yapmaktan bile hüzünlendiğim zamanlardı...

Evin Kedisi dedi ki...

Evet, eşlerin de hormon ayarları bozuluyormuş, ulan tam karı milletinin bir hormon ayarı bozulur ardından bir bu eksik olur :)) Ama işte zor bir durum. Gelmiş geçmiş ya önemli olan o demek lazım sanırım. Geçmiş olsun :)))