19 Haziran 2007 Salı

Seyahatim Geldi, Tutmayın beni :)

( Dubai Havalimanı... Baran & Deniz'in gezdikleri ve gördükleri yerleri tanıttıkları sitelerinden alınmıştır. )

Herkes hummalı bir hazırlık içinde. Arap Emirliklerinin farklı ülkelerden çalışanları yaz tatilinin birkaç ay öncesinde uçak biletlerini ayırtmaya, planlarını üstünkörü de olsa yapmaya başlıyorlar. Eskilerin bayram heyecanı vardır ya... Buralarda da aynı hava kırk milletin kırkında yaşanıyor. O zaman dünyanın neresinde kimlerle beraber olursan ol anlıyorsun ki, insan heryerde aynı...Bir yaştan sonra kendi kurduğu ailelerle, geriye dönük anneanneler dedelerin gelişi ya da gidiliş...Bir telaş, bir kıyamet!

Dün akşam bambaşka bir yazıya başlamıştım, küt! elektirikler kesildi, Allah'tan dizüstü bilgisayar olduğu için zifiri karanlıkta bir tek onun ışıkları kaldı ki yazdıklarımı anında word dosyasına aktarıp kapattım.

Geldiğimizden beridir ilk defa yaşanan bir elektrik kesilmesi, eşim geçen sene Ağustosunda tecrübe etmiş bir kere :( Demek ki, Türkiye'deki kadar sık olmasa da burada da kesiliyor. Yollar yalnızca bizim memlekette delik deşik olmuyor. Elektrik ve sular idaresi burada da berbat ötesi çalışabiliyor. Türkiye'de yaşananların bir kısmı bu Müslüman ülkesinde de yaşanıyor. Avrupalı olmak diye dayatılan ve anlatılmaya çalışılan da bu aslında. Ortak değerler dinden geliyor. Bunlar başka bir yazı konusu olabilir, şimdilik bu kadarla kalsın. Yalnızca söylemek istediğim, dünya bebeklerin algıladıkları gibi yalnız dokunabilenlerle sınırlı değil. İnsan ülkesinden çıkıp da farklı yerlerde yaşamaya ve tecrübe edinmeye başladığında " Aaaa!" olabiliyor. " Aynı bizdeki gibi yav!"

Bir aydır pencerelerimizi asla açmıyoruz. Bazıları ki, bunlar genelde büyük dedeleri 55 derecenin altında kaynayarak bu nesilleri günümüze getirmeyi başarmış yerel halkın torunları, aylar aylar öncesinden hiç de gerek yokken başlıyorlar pencere açmama hastalığına. Nasıl yaşanır ki öyle bir ömür boyu, anlamadım gitti! Yaz aylarını kastetmiyorum, o dönemlerde imkansız ama gayet rahat edilebilecek bir sıcaklık ve esintide klima çalıştırma şımarıklığı ve bilinçsizliği de nesi?!

İlk geldiğimde isyan ettiğim en önemli konulardan... Allah'ın soğuğu olsa hani istenir ya içeri temiz hava girsin. Bekle ki girecek! Açtığın an çorba gibi ölü bir durgunluk ya da bir alev topu ferahlama duygusunun yerine ikamet ediyor. Çöl dışındaki her türlü yerde nasıl özlüyorum dışardan serin serin bir rüzgar eser da balkonlarda biralar içilir mehtaba karşı...Buralarda da mehtap oluyor, olmaz mı? Ama işte... Yazın yerini, kış alıyor. Yazın da İngiltere'nin kışı gibi diyelim, dışarıya çıkıldı mı kaç kaçabilirsen halleri yaşanıyor.

Bu sabah kendi isteğimle dönüşte de Spinney's e uğramam lazım diye okula ufaklığı ben götürdüm. Harika yemek kitapları gelmiş yine. Kitapçık diyelim. Women Weekly'nin konu konu ayrılan kitapları bunlar. Sürekli, bittikçe gelirler ama hepsi daha yeni, belli. Her tür ülkenin yemeklerinin yanında mesela yalnızca doğum günleri pastaları için bir kitap, körili yemekleri için ayrı, çorbalar, kekler, bisküviler için falan diye gidiyor. Oradan bir fikir edindim, benmaride çukulatayı eritip yağlı kağıda şekiller yapıyor ve onu dolaba koyuyor sonra. Çıkarttığında pasta dekorasyonu oluyor o çukulatalar. Resim yeteneği olmayanlar için bir yerden kopya çekersin, onun üzerinden geçersin...Bakalım, bende yağlı kağıt yok da aliminyum folyo var. İşe yararsa...

Eve geldiğimde saat dokuzu geçiyordu biraz. Önce bizim evin önündeki bariyerleri kaldırdılar diye deştikleri alana girdim, park ettim ama arkamdan kocaman bir su tankı girdi. Hadiii, aklım kaldı, bunlar girdi çıktı yaparken cahil adamlar şimdi geçiriverirler arabaya, bir de giderayak onunla uğraşmayalım diye eşyaları koyup hemen girdiğim yerden geri geri yaptım. Biri yardım etti sağolsun, bariyeleri tekrar yerleştirdi. Kahvaltımı yapıp yukarki bizim odanın akıbetine bakayım dedim. Temizlenmiş ama duvarları da eklemiştim listeye :( Olmamış...Klasik, hayatta kendime ait olan bir işin benim yaptığım gibi yapanını ve bana teslim edenini görmedim. Ya ben bu konuda şanssızım, ya çok detaycıyım ya da biraz daha genişşş ve rahatttt bir kadına dönüşmem lazım.

Bir de diğer durum, İstanbul'da yaşadığım evler dışında beyaz badana benim kaderim midir nedir?! Hastane odası gibi mubarek. Ve artık köpek için falan yaşlıyım ya da kör olmak için çok genç ya da pipirikli deli... Köpek nereye kıçını dayamışsa, ayaklarını falan uzatmışsa duvarın o bölgesi gölge gibi kararmış :( :(((((

Hadiii, bir elimde bez, diğer elimde vazgeçemediğim çamaşır suyu, temizle Allah temizle. Saten beyaz olduğu için çıkıyor Allah'tan, derken yukarının koridoru ve merdivenlere geldi sıra. Hep aklımda işte şimdi hamile olsam yine boku yedim duygusu...Böyle bir manyak huy!!! Gördüğüm an bitirilmesi gerek. Ne ona söylerim, ne bunu dinlerim hemen olacak! Akşamleyin bunu benimkiyle konuşurken çok kötü bir bakış yedim. Hamile kalırsam asla bunları yapmama izin vermeyecekmiş. Yok, o kadar enayi değilim artık. Gerçekten değilim ama yapılmazsa mutsuz olurum bunu biliyorum. Allah'tan burada yardımcım var. Ve işlerimin büyük kısmını üzerimden aldı. Bunlar ayda yılda bir yapılan detay temizliğin daha ıncık cıncık kısmı. Hamileysek artık karartıp gözümü söylerim, şurası da burası da derim ve ne çıkarsa bahtıma yaparım...mı?!

Merdivenlerden tonlarca tüy çıktı. Ve iki gün! Dört ayaklı evin bireyi sevgili Layla hanım aşağı yukarı yaparken bir güzel de silkeniyor ya hepsi havadan aşağıya! Bezi ıslak tuttum ki göreyim ne kadarmış?! Görmez olaydım :(

Neyse yani kısaca, bugün benim oda, üst koridor, merdivenler ve alt katta gözüme ilişen duvar kirleri silindi. Sonra da 50 yıllık bir aile dostumuza, anne ve babama fotoğrafların çıktısı alındı. Bunu da alayım, şu da güzel oldu, a haksızlık olmasın derken 25 tane falan fotoğrafı bastım. Arkalarına tarihler atıldı, yerler yazıldı, birbirlerine ters gelecek şekilde zarfa bile konuldular.

Sonra ufaklığa gidiş...Dışarsı bu tarafta 34 gösteriyordu, arabayla ufaklığın okuluna doğru yaklaştıkça 40'ı göstermeye başladı. Yemek bile yapacak zamanım olmadı. Kavrulmuş kıyma, doyurucu ve basit bir kıymalı patates yemeğine dönüşmek maksadıyla bekleşiyor şu an. Bu akşam, şu cümleleri yazdığım dakikalarda, ideal şartlarda benim evlilik yıldönümü için pastanın buttercream icing ve iç kremasını yapıyor olmam gerekiyordu. Saat dokuzu geçiyor, başlayabilirim. Pastayı doğumgününde olduğu gibi aşamalı halledeceğim. Sonucun ne olacağını hala bilmiyorum. Yalnızca içine girecekleri aldım işte.

Ufaklıklar bir testten geçmişler bugün. Bizlere söylenmedi bile :) Hepsi iyi geçti dedi kızım ama öğretmeni bir açıklama yapmamış, yalnızca okumada bir kere yardım etmiş, diğerlerinin hepsini benimki okumuş, matematik ve yazı yazma sormuşlar.

Bu tip konularda hiç bir baskının olmaması, yarış halinin yaratılmaması, her bireyin kendi içinde gelişiminin değerlendirilmesi...Bugün bir arkadaşımla da onu konuştuk. Lütfen kendi başarısızlıklarımızı, korkularımızı ve hırslarımızı çocuklarımızın üzerinde baskı kurarak tatmin etmeyelim.

Geçen gün Aysel Gürel çıktı bir televizyon programına. Yanında da Mehtap Ar ( o günü de yazmıştım sanırım ) , demiştim ya eskiden benim velimdi ve harika iyi, sevecen ve doğal bir yapısı vardır. Ayrıca kesinlikle burnu havalarda halleri de yoktur. Orada kızlarını zamanı olmadığı için döverek eğittiğini, doğru insan olmaları gerektiğini söylediğini ama onların o zaman bunu anlayacak yaşta olmadıklarını falan anlattı. Ve dedi ki; " İkisi de kocaman oldular, hala soruyorum beni affettiniz mi diye hayır diyorlar." İçinde kalmış...Bu insanlar büyüyorlar ve ileride onlar da bizler gibi anne baba olduklarında kendi evlatalrına eksikliklerini fazlalıklarını aktaracaklar.

Çocuklarımızın üzerinde Tanrı gibi bir gücümüz var, onları öfkemizle unufak edebiliriz arkadaşlar, ezebilir, hırpalayabilir, insanların arasında küçük düşürebilir, alay edebiliriz ya da yapmak istemedikleri bir şeyi yaptırarak ne kadar da kudret sahibi olduğumuzu kanıtlayabiliriz. Ama biliyor musunuz, esas erdem bunu yapmamak, bu gücü sevgiye ve bir İNSAN yetiştirmeye adamaktır.

Her zaman yazarım, esas erdem gücü iyiliğe kullanmaktır, sevecen ve adil olmaktır. Hasta ruhlu ana babalar hep hasta ruhlu insanlar yetiştirirler ve bu nesiller boyunca sürer gider. Aslında çok acıklı :( Ve ana babalık gibi esas ehliyet isteyen bir işin böyle her insanın harcı haline getirmek...Beni çok düşündürüyor. Arkadaşım bir olay anlattı da oradaki babanın duruşu bana Doğan Cüceloğlu'nun " İçimizdeki Çocuk" kitabını hatırlattı. İçinizde yıllar önce bu kitabı okumuş olanınız varsa eğer lütfen anne baba olduktan sonra da okuyun derim.

Biz eve geldikten sonra dördü biraz geçe tekrar bu sefer de baleye çıktık. Öğretmenleri ödevlerine bakmaya bile vakit bulamamış ve dosyayla ödevler geri dönmüş. Yarın sabah da beraber gideceğiz.

Haleh telefon etti ve seramiklerin hazır olduğunu söyledi. "İnanılmaz olmuşlar!" diye de ekledi :) Sabahleyin kocasına verecekmiş, vallahi görürsem yüzsüz bir şekilde isterim :) Unutur falan dedi ama kimin umurunda?! Gerçekten de seramik boyanışı ve fırınlandıktan sonraki haliyle insanı heyecanlandıracak bir yapı.

Ufaklığın sevdiği part time öğretmenlerinden biri bugün söyledi, ülkelerine dönüyorlar. "Üç yıl oldu geleli" dedi sanki çok uzun yıllar kalmış gibi. Anlıyabiliyorum adamların bakış açısını artık üç yıl sonra değişim kaşıntısı basar. Bakalım, bizde nasıl bir duygu oluşacak? Belki gelip gidenlerin arkasında kalakalmak...Alışmak ve sürekli güle güle demek zor buralarda. Bizim birbirimizle görüştüğümüz insanların memleketleri hep farklı yerler çünkü. Bu, canımı sıkan üçüncü giden haberi...

Kocam koltukta uyuyakaldı. Evde sakin, huzurlu bir hava hakim. Bulaşık makinası çalışıyor fış fış arkamda, ben favori mekanım mutfaktayım :) Yarın başka yapılacaklar elenmeli...

Bir yazı daha yazıyordum ama bundan sonra iki üç yazı aynı anda girmeyeceğim, en son yazılan diğerlerini alt ediyor, arkadakiler sıra bekleyen kuzucuklar gibi kalıyorlar :( Birkaç gün bir şey yazamazsam anlayın, onuncu yıl yıldönümü, öğretmenlerimize yapılacak kurabiyelerin hazırlanması, ufaklığa kart yazışı ve yapılışında yardım, kazakların ve pantalonların denenmesi, yıkanması ve işte böyle bir hafta sonuyla cebelleşiyorum demektir ama ben böyle mutluyum, sorun yok :)

Hepinize keyifli ve sağlıklı bir hafta sonu diliyorum. Hafta sonu bi bitsin, gerisine bakarız, ne dileyeceğime ondan sonra karar veririm: Yazarken okudum da bir anda sanki öyle bir ifade gibi olmuş değil mi?!... Neyse kaçtım :)

7 yorum:

Fatma and Kevin dedi ki...

Merhaba Evin Kedisi, uğramışken bir selam vereyim dedim. Yahu nereden buluyorsun bunca enerjiyi inan imreniyorum. Hem çocuk, hem ev işi hem blog:)) Tatile gitme heyecanı ise bir başka güzeldir değil mi...
Kolay gelsin,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Gelmene ve yorum yazmana çok sevindim. Valla Fatma ben de bilmiyorum, evde olmanın etkisi denilebilir. Ama çalışırken de eve dokuzlarda geldiğim dönemde girip dolma sardığımı bilirim. Böyle bir hiperaktiflik oluyor, sonra duruluyor, inişli çıkışlı desem?! Blog yüzünden heyecanımı yitirdiğim, enerjimi buraya aktardığım da baki. Örneğin, dün gece yapılacaklar listesi şimdi bu sabaha kaydı, kahvaltı beni bekliyor, böyle hala yazıyorum. Kendim için, ismim cismim olmadan, doğal takılarak...En güzeli buymuş ve Fatma! Tekrar teşekkürler :) Görüşürüz.

Öykü dedi ki...

Canım çocuklar konusunda çok haklısın gerçekten.Onlar gerçekten pırlanta ve herşekilde onları biz şekillendiriyoruz.
Benim kızım mutlu ve şansı iyi olan bir çocuk olsun ilerki hayatında zaten başarılı olur diye düşünüyorum.
Türkiye geliş için geri sayım başladı:))
öptüm.

Evin Kedisi dedi ki...

Tatil değil mi?...Heyecan, yeni bir ortama geçmek, arkadaşları görmek, Türkçe doyasıya sohbetlemek...Ama ne tuhaftır ki her seferinde tatil olacak aman aman ne iyi falan derken aynı rutinin farklı coğrafi konumlarını yaşıyorsun. İnsanlar çoluk, çocuk, kocalar...Buluşmalar ve maddi durumlar...Artık insanların yaşları ilerledikçe neden görüşemediklerini anlıyorum. Ve diyorum ya hep planlanmışın ancak %5 ini yapıp geri geliyorum :( Biraz mutsuz bir yorum oldu ama öyle...

melike yaşar dedi ki...

ya negüzel bir yazı bu....
senin bolg benim sitede güzel link olur dimi:) ne dersin?

Evin Kedisi dedi ki...

Ülkü'cüm...Keşke tüm çocuklar bu idealize edilmiş değerlerle tertemiz bir şekilde şiddete ve saygısızlığa maruz kalmadan büyüyüp sonradan sağlıklı toplumlar oluştursalar...Biz kendi çocuklarımız için bunu yapabilsek de işte gözlemlenen o kadar hasta ruhlu insan var ki, insan üzülmeden, o çocukların ne hale getirildiğini düşünmeden edemiyor. Eskiden yalnızca köpeğim varken insanların köpek bakma tarzlarına gazrez olurdum. Bahçeye bağlı, el sürülmeyen, zamanı gelince önüne yemek ve su konan evin bekçisidir onlar. Sinirlenince tekmelenir, itilir kakılır. Şimdi çocuğum olunca dikkatim bir de evlatlara kaydı. Aman kaymaz olaymış, bir kaşık suda boğacağım insan potansiyelinde artış oldu :( Yorumun için teşekkürler :)

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Melike...

Sitene uygun olduğunu düşünüyorsan linkini ver, sen bilirsin :)Ben bayağı ciddi bir site olarak gördüm, benim gayrı ciddi yazılar sırıtmasın da :)Bu günlük sonuçta, kafama göre takılmak için kullandığım bir kapı ve e mekanım, yani doğallığın bozulmasını istemediğim bir bölge. Teşekkürler bu arada yorumun için :)Görüşmek dileğiyle :) Bu arada aynı bölgeden geliyormuşuz. Nasıl severimmm, bir bilsen. Benim eşim için hiç bir şey ifade etmiyor bizim oraları ama benim için bütün geçmişimi, çocukluğumu, mahalle arkadaşlıklarımızı, milletin birbirinin tepesine çıkarak yürüdüğü Kadıköy'ü...Hüzünlendim şimdi ama Bostancı'da dolup, Bağdat Caddesi'nde dikilirken bir türlü adam almayan dolmuşları düşündükçe, balık istifi gibi otobüsleri...Yok diyorum buralarda iyiyiz biz :)