23 Haziran 2007 Cumartesi

Pasta'nın Yapım Aşamaları, Evlilik Yıldönümü ve Hatırlananlar


Yazacağımı söylemiştim... Ne kadar ara girerse konular o kadar soğuyor diye acele etmeye özen gösteriyorum. Aslında, aklımdakileri bu kadar yoğun biriktirme sebebimin yurt dışında yaşayıp, günlük hayat ile ilgili konuları ana dilimde konuşamamak olduğunu düşünüyorum.

Eskiden de yazardım, hatta ufacıkken hep günlüklerim oldu ama diyorum ya, yaş ilerleyip de hayatlar insanları ayrı yerlere sürükleyince paylaşım, bloglara kaldı. Bir yerde iyi de, aktarılanlar kaybolmamış, kendi çoluk çocuğumuz için de saklanmış oluyor. Ailelerimiz, arkadalarımız, bizleri ve yaşadığımız hayatları merak edenlerimiz... sanki mektup almış gibi bunları okuyup hasret gideriyor. Ben de yazarken aynı, çok sevdiklerimden birinin evinde çay içip pasta yerken sohbetlermiş gibi zevk alıyorum.

Pastadan başlayalım...Aslında bu pastanın artıdan verilecek bir tarifi yok. Neden? Çünkü içini muzlu kek yaptım ( Daha önceden yazdığım muzlu kek tarifine bakınız ) . Ufaklığın doğum günü için yaptığım ejderha pasta sırasında buttercreamicing denilen krema o kadar yoğunmuş ki benim el mikseri, ruhuna el fatiha oldu. Gitmeden önce bir de onun araştırmasına girip aceleye getirmek istemediğim için eski mutfak robotumla idare ederim diyordum.

Mutfak robotunu yapmışlar da, içine karıştırma anlamında koydukları mikser şaka gibi bir şey. İncecik...Ya Allah Bismillah diyip buttercreamicing'in malzemelerini koyunca o da maalesef " Tar tar tar!" diye ses çıkartmaya başladı. " Hadi" dedim " O zaman hamur yoğurma aparatı devreye girsin." Zar zor...( Bu bölümü uzay savaş gemisi yönetir gibi yazmışım. Hamur yoğurma aparatı...Devreye gir!!! ) Neyse...

Ne oldu? Bu sefer, daha önceden tarifini verdiğim buttercreamicing'in içine giren pudra şekeri kenarlara yapıştı, durmadan spatulayla ortaya toplayıp, zar zor bir şekilde bu aşamayı da atlattım. ( Buttercreamicing bknz: Ejderha temalı doğumgünü 2 )

Bizim yıldönümü Perşembe günüydü. Ben Salı günü buttercreamicing'i yaptım, dolaba kaldırdım. Yuvarlak kalıbımı da ölçtüm, kilitli olan, 25cm.miş. Çarşamba günü keki yaparım dedim, içinin kremasını da hazırlarım. Ertesi günü sabaha da dekorasyonunu yapar bitiririm.

Buttercreamicing'i bitirdikten sonra bir anda geldiler, modelleme yapma isteğiyle yine kızımın doğumgününden kalan şeker hamuru ile çalışmaya karar verdim. Eğlence değil mi? Aslında birkaç gün öncesinden şeker hamurlarıyla pembe kalpler yapıp, üzerlerine sayılar yazma niyetim vardı. Pastanın kenarlarına hani şu rulo şeklinde içleri çukulata ya da krema olan incecik bisküvitler koyacaktım...Bir anda havlunun üzerinde yatan ve ikimizi anlatan tipler yaratmaya karar verdim.

Havluyu nereye yatıracaktım? Çünkü sert bir malzemenin üzerine oturmazsa yatan pozisyonda olan bu iki tipi nasıl pastaya aktaracaktım? Ara tara...İncecik bir turta kabı buldum. Altları kenarlarından bağımsız. Pişirdikten sonra kenarı ayırıp öyle servis yapabiliyorsun. Dolayısıyla elimde tam da benim kilitli kalıba uyabilecek ince metal bir yuvarlak kaldı :) Yupppiiiii!

Rolled Fondant, yani şeker hamuru normal şartlarda buzdolabında altı ay, derin dondurucuda ise okuduğum kadarıyla sonsuz şekilde saklanabiliyor. Saklanma şartı hava almayacak şekilde sarılmış, üzerine bir örtü örtülmiş şekilde olmalı. Gördüm, minik bir şeker hamurum hava almış, taşa dönmüş, mümkün değil açılması...

Beyaz olarak, gayet güzel sakladığım şeker hamurunu bir gece önceden yine kapalı kutusuyla dışarı koydum ( Rolled Fondant için bknz: Ejderha Temalı Doğumgünü 3 ) . Soğuk mekanlar için mikro dalga fırın öneriliyor ama benim mikro dalgam hiç olmadı, almaya da pek niyetimiz olmadığı için o bilgiyi es geçmişim, kaç dakika bırakılması gerektiği bölümü boş :)

Neyse, Salı günü sabah buttercreamicing bittikten sonra şeker hamurumu kontrol ettim. Gayet yumuşak ama hemen shortening denilen bizdeki diliyle katı bitkisel yağ ile ellerimi ovuşturup mıncıklamaya başladım. Sonuç, ilk yaptığım ve hemen kullandığımdan daha elastiki ve başarılı oldu. Yani, benim verdiğim tarifteki şeker hamuru bir ay kadar bekleyince daha güzel açılabilir hale geliyor. İlk aşamada da açılıyor ama küçük modelleme yapmak için daha uygun. Sonrasında elimde daha üyük parça kalsaydı pastayı kaplamayı bile deneyebilirdim.

Bu pasta için mutfak tezgahını shortening ile yağladım, elimin ayasıyla kurabiye hamurunu açtığım gibi düzelte düzelte bastırdım ve en son harekette oklavayla düzelttim. Çünkü oklavayla açmaya kalkıldığında hava kabarcıkları oluşup patlıyor bir, ikincisi de oklavaya yapışıp parça kalkıyor. A bu arada tabi ki pastanın kenarlarına 10. yılı anlatmak adına 10 tane kalp yapacaktım, onu yazmamışım, kalp şeklinde kurabiye kalıbımı çıkarttım, pastanın kenarlarını deniz gibi yapacağım için kalpleri mermer gibi alacalı maviye çevirdim. Yani şeker hamurunun her yerine eşit aralıklarla dağıtmadım sıvı boyayı. Azıcık damlatıp birkaç yoğurma hareketi, tamam!
Neyse, burada sıvı gıda boyaları satılıyor, jel veya kristalize olanına maalesef Spinneys'de bile rastlayamadım. Eğer orada bulunmuyorsa pasta yapımı malzemeleri satan özel dükkan bulmak lazım ki onu da yapamadım. Yani henüz böyle, bana yakın, elimin altında bir yer keşfetmek nasip olmadı. İngiltere'ye bu seferki gidişimde böyle özel bir yer bulup ihtiyaçlarımı gidermeyi düşünüyorum.

Yani, ilk aşamada buttercreamicing ve modelleme yapılarak dolaba kaldırıldı. Bu sıvı gıda boyaları maalesef sulu boya gibi, ya parça parça bütün şeker hamurunu ayırıp yedirerek farklı renklerde şeker hamuru oluşturulacak ya da benim yaptığım gibi modelleme gözden çıkartılarak yoğun su bazlı boya kullanılacak. Ben öyle yaptım. Deniz kenarında yatan tipleri yaparken beyazdan şekilleri yaptım, aldım elime fırçayı boyayı, boyadım :)

Sonuç, görüldüğü üzere gayet de güzel oldu. Çünkü gıda boyalarımın renkleri mavi, sarı, yeşil ve kırmızıyla sınırlıydı. E, ten rengi ne olacak? Renklerin hepsi mazallah cartlak curtlak. Söylemek istediğim yenmemesi kaydıyla yoğun tüpte suluboyalar satılıyor burada, onlar da gayet güzel iş görüyor, haberiniz ola :)

Çarşamba akşamı ufaklığı yatağa yolladıktan sonra iç kremayı ve muzlu keki yapacağım ya...İlk anda aklıma el mikserimin olmayışı geldi yandım dedim. Sonra " Valla çatlasın patlasın şu basit mutfak robotunun mikserini kullanacağım, mecburum" demeye kalmadı, dolabın üzerinden alırken plastik yere düştü ve kap darmadağan bir şekilde patladı. Ya, nasıl sinirlenmez insan?! Modelleme yapılmış, üst krema hazırlanmış, bir de sonuçta bir proje kafa oraya ciddi derecede takılmış, ne olacak şimdi?!

Bizimki dedi ki " Annelerimizin zamanında el mikseri mi vardı? Elinle yap!" Kolaysa sen gel yap! Ama çare yok, tamam dedim olduğu kadar artık ve anneannelerimizin çırptığı gibi keki çırptım. Sonuç?! Kabarmamış öööle sünmüş bir kek!!!!

Belki daha bile iyi oldu bir yerde, hani hem kabarmış, hem de muzlu bir kek ağır kaçabilirdi. Ama muzlu kek zaten zengin tadı olan, adı üzerinde kek işte! durumları yaşatan bir oluşum ( nasıl açıklama? ) Dolayısıyla arkadaşlar, içindeki kremaya da muz koydum, çukulata parçacıkları ekledim ama bana göre pufur pufur sade bir pandispanya olsaydı çok daha hafif bir sonuç elde edilecekti. Bir dahaki sefere!
Onun dışında perşembe sabahı kalktığım gibi kahvaltı falan da yapmadan işe giriştim. Keki ıslatmak için bir çay bardağının çeyreği kadar rom ve süt ekledim. Çok tatlı sevmediğim için hem krema içine hem de bu ıslatma sıvısına şeker koymadım. Pardon iç kremaya az şeker...İç kreması için benim 25cm.lik kek kalıbı için Ejderha pastaya kullandığım aynı malzemenin dörtte birini kullandım. Kremşantiyi bir gün önceden yapıp dolapta koyulaşmasını bekledim.

Buttercreamicing ile çalışmaya başlamadan önce dolaptan çıkarttığınız gibi harekete geçmek imkansız. Çok katı oluyor. Dolayısıyla, onun da yumuşaması ve bıçakla şekil verilebilir hale gelmesi için oda sıcaklığında beklemesi gerekiyor. Bazen bıçağa yapışıp keki kaldırabiliyor. Kremayı çokça koyup, kaynamış suya batırılıp çıkartılan bıçakla çalışılması gerekiyor. Bıçaktan sular damlamayacak tabi ki. Sıcak ve nemli olacak.

Yine...Pastayla çalışırken, muhakkak kağıt peçeteler, benim o çöp niyetine kullandığım şekilde el altında kullanılabilecek bıçağın, kaşığın ve yağlı ne kadar zamazingo varsa konulabilecek bir büyük tabak olabilir, tavukların konulduğu yıkanıp kullanılabilir küçükkken kar yaptığımız malzeme olabilir, yanımızda olmalı. Yoksa, eller, kollar, yağlar...hepsi karışıyor. Pek temiz bir iş değil baştan belirteyim. Hazırlığı bilinerek yapılırsa mesela, daha önceden de yazdığım gibi kirlenenler ısıtılmış bir suyun içine atılırsa anında açılıp, yıkanıp, kaldırılabilir hale geliyor.

Bu seferki dekorasyon bir saati biraz geçe bitti. Ejderha pasta düşünülecek olursa büyük bir aşamaydı tabi ki. Yalnız en önemli adım onu anlıyorum, malzemeleri tanımaya başlıyor olmam. Bu, işi hızlandıran bir unsur. Denizi ayırdığım buttercreamicing ile mavi boyayı karıştırarak elde ettim. Yine tam karıştırmadım denizin dalgaları gibi alacalı olsun istedim. Kumu kahverengi toz şeker kullanarak yaptım ( benimkinin fikriydi sağolsun ) Kalplerin üzerine de hazır aldığım renkli Royal Icing ile rakkamları yazdım. Pastanın son hali bir önceki yazıda olduğu için buraya fotoğrafını tekrar koymuyorum :)

Pasta kaplama konusunda şeker hamuru için marshmallow denilen bir şeker satılıyor, onu kullanarak bir tarif buldum, buraya tekrar döndüğümde bu maceraya atılacağım. Dediğim gibi Türkiye'de bu malzemelere süpermarketlerde ulaşmak kolay değil. Halbuki buralarda mesela marsmallow denilen şekerleme ( sünger gibi bir şey ) heryerde.

Kocam geldiğinde ortaya çıkan şeyi göstermek için içim içime sığmıyordu. Pastayı dekore etmek bana yaptığım boyamaları ve işleri hatırlattığı içindir belki, ortalığa aynı sabırsızlanma ve heyecan hakim oluyor. Saat beşi biraz geçe tatile giren eşim elinde bir sürü hediyeyle geldi :) Çalıştığı yerden çekiliş yapmışlar, kendisine cep telefonu çıkmış ki çok ihtiyacı vardı, sıra bir türlü ona gelmiyordu, bana siyah arasam bulamayacağım şekilde üstüme göre bir tshirt ve parfüm getirmiş :)

Saat yediye doğru Kusum geldi, ufaklığın ve O'nun yemeğini hazırladım, hazırlanmak için yukarı çıktım. Ne kadar da özlemişim... Dışarı çıkmak için giyinip süslenmeyi, eskiden buluşmaya giderken yaşanan heyecanı yaşadım. Yeni aldığım eteklerimden birini, üzerine uyan güzel işlemeli gömleğimi giydim. Bir de aklımızın geride kalmayacağı bir zamanda ve kişiyle bırakıyor olmamız çok önemliydi. Zaten ufaklık yemeğini yiyip yatmak üzereydi. Kusum İngilizce kitap okuyamamış ama konuşmuşlar, geldiğimde üzerindeki kıyafetle yatmaya gitmiş ufaklık ama ben söylemeyi unutmuştum. olsun dedim içimden, o kadar bir şey değil.

Biz, Ajman'daki bir puba gittik. Çin Lokantasını çok çok aç olmadığımız, pastayı lüplettiğimiz için iptal ettik. Ilık bir rüzgar vardı, deniz kenarı ama içeri girdik. Küçük bir mekan... Loş ışık ve çok güzel bir müzik... Ben çok seviyorum Avrupalı insanların pub anlayışlarını. Neden diyeceksiniz çünkü yaşlı başlı olsalar da hayattan ellerini eteklerini çekmiyorlar. Bir sürü öyle çift vardı. Hala hayatının tadına varan, kendilerine bakan, evlerine kapanmayan insanlar. Tabi ki yaşam standartlarının önemi çok büyük.

Hep geçmişten konuştuk. Pastayı yaparkenki durum gibi nereden nereye geldiğimizi falan...İlk evlendiğimiz evimiz kapıcı dairesinin yanındaydı. Yerin altında...Bir oda bir salon. Kocaman bir salonu vardı ve arkadaşımın annesinin eviydi. Öylesine yatırım amaçlı alınan, para değerlensin denilen türden bir yer. Bizden sonra orayı bir ressam atölye niyetine tutmuş. Çok güzel ışık alan, aynı zamanda çevresi de yemyeşil olan bir apartmandı. Ne bileyim...Evcilik oynarmış gibi bir halimiz vardı. Hiç gocunmadık orada yaşamaktan, hatta gelenler evin huzurundan bahsederek ayrılırlardı bizden. Beş sene orada kaldık. Benim çocukluğum ve orta sona kadarki zamanım Göztepe, Caddebostan'da geçtiği için o mekanda çok mutluydum, işime gidip geliyordum.

Şimdi ise bambaşka bir yerdeyiz. Evlendiğimizden beridir bir sürü şeyi de beraber göğüsledik. Başa gelen çekilir balki ama biz badireleri her seferinde daha kenetlenerek atlattık. Bundan hep gurur duyduk. Daha bir sürü şey...

O mekan bir de bana ilk buluştuğumuz yeri hatırlattı. O zaman İngilizce düzeyim kuşkusuz bu kadar değildi. Yemek yemek için gittiğimiz pizzacı Kalamış'da, bir anda bir gürültü, bir kıyamet birilerine araba çarptı, ben hatırlamıyorum ama o gün başka birileri de boğulma tehlikesi geçirmiş eşim söyledi. Çığlıklar falan çok korkunçtu ve ilk defa bana yakınlaştığı, eli omuzumda ben sopa gibi, yürüdüğümüzü hatırladım. Sonra puba gittik. Aynı böyle loş, denize bakan bir yer...Oraya gitmeden önce hissetmiş gibi bana hediye aldığını ve ne demem gerektiğini düşünmüştüm İngilizce, hatta tam doğru kelimeleri bulmak için sözlüğe bile baktığımı hatırlıyorum. Sonra, konuşmanın ertesi küçücük bir kutu çıkarttı, altın bir bileklik almış ve ben yalnızca O'nun o sırada öğrencisiydim, yine de almış :) Kendi ülkesine döndüğünde kendisini hatırlatması için...

Ben, hayatıma giren en nazik, en cömert adamla evlendim. Gerçekten de kendimi bu konuda çok şanslı görüyorum. Bu arayıp bulmakla falan gelmiyor, ilişkiyi sürdürmek için yapılması gerekenler, fedakarlıklar, tartışmalar, kızmalar şunlar bunlar tabi ki oluyor ama ne yaparsan yap işlemeyen ilişkiler de geçiriyor insan. Ve, bir ilişkiyi yürütmek isteyen erkekle, hiç içi istemeyen, bazı konularda olması gerektiği için belki öyle davranan arasında dağlar kadar fark oluyor.

Diyorum ya, hep bunları yadettik, sanki hiç konuşmamışız gibi, biraz atıştırdık ve sahile yürüyüşe çıktık. Eve geldiğimizde saat dokuzu biraz geçiyordu, ufaklık yatmış, Kusum da salonda kitap okuma aşamasına geçmişti. Kusum'a bu yaptığı hareketten ötürü harçlık vermek istedik, almadı...Bu konuda da çok şanslıyız. Gerçekten de boğazına bastık, hayır!

İşte 10. evlilik yıldönümü, birbirimizi tanıdığımızın 13.yılı böyle geçti. Şimdilik içimden bu kadar yazmak geldi :)

8 yorum:

Öykü dedi ki...

Bursa sıcaktan kavruluyor felaket...
Canım ne güzel geçmiş beraber nice yıllara :))
inasnın böyle arada sırada çıkıp bir değişiklik yapmaya ihtiyacı gerçekten oluyor birde karşındaki sevdiğin ve anlaştığın birisiyse muhteşem tabii.
Ağustos gelsinde tatile gideyim artık valla çok özledim.
SENİ ÇOK ÇOK ÖPTÜM..

Evin Kedisi dedi ki...

Herkes tatil hayalleri kuruyor. Ya, tatilden ziyade değişiklik arayışı sanırım. Biz de heyecanlıyız, iki hafta bir şey kaldı :) Şimdi Michalle gitti, benimki sabah kalkamadı. Hayatımızda ilk defa süründü uyanırken, zar zor idare ettim ama korktuğum başıma geldi, Michalle buradayken pili bitti :(

Fatma and Kevin dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın! İlişkiler konusundaki tahlillerine de aynen katılıyorum. Bir ilişkiyi yürütmek isteyen ile içi istemeyen arasındaki fark... Çok güzel!!
Fatma

Evin Kedisi dedi ki...

Fatma, ben de senin eşinin sigara içme konusunda verdiği sözü tutmasını çok çok taktir ettim. Bu insanların sosyal yaşamdaki kasılmış halleri, sevgiyi göstermekteki zorlukları bir yana, yabancı ile evli ne kadar insan tanıdımsa evlilik içinde çok daha centilmence yaşatıldıklarını gözlüyorum. Ve, bu gerçekten de çok güzel bir duygu. Bizler de hani vardır evlilik yıldönümleri, doğumgünleri falan...Hep bir geçiştirme ve önemsememe...Ben en çok kendimi bu kültüre girdiğim için bu yönden şanslı görüyorum. Toplumumuzda istinalar kaideyi bozmaz ama kabalık çok yaygın...Neyse, başka zamanlarda da yazarım. Teşekkürler yorumun ve ziyaretin için :)

Fatma and Kevin dedi ki...

Biliyor musun, alışamadığım şeylerden biriydi benim doğumgünlerini, evlilik yıldönümlerini düzenli ve özenli kutlamak. Sürprizleri severdim, hala da öyle. Ama Mayıs'ta Türkiye'ye gidip geldikten sonra aldığım kararlardan biri de bu: Yıldönüm ve kutlamaları, tadını çıkararak, mızmızlanmadan kutlamak. Eskiden mızmızlanırdım da:( Dediğin çok doğru, sosyal olarak kasılıyorlar, duygularını göstermekte bizim kadar açık değiller falan ama artıları o kadar çok ki. Kendini tam bir insan gibi görmeye başlıyorsun, sadece kadın olarak değil onlarlayken. Evet, yazışırız yine. Güzel oluyor senle böyle arada minik sohbetler etmek.
Sevgiler,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Evet, evet anlatmak istediğim buydu, babalarımızdan, ailelerimizden hep doğumgünü müymüş amaaannn ne önemi var, benim koca da yıldönümünü unuttu amannn ne olacak?! ları gözlemleyerek büyüyoruz ya...Bence çok etkiliyor bunlar bizleri. Eşimden önce evlenme aşamalarına gelen bir erkek arkadaşım vardı, adama süpriz pasta almıştım, üzerine mumlar...Herşeyi aklımda kurmuşum falan filan. Hayatımda unutmayacağım " Ya ne önemi var bu günlerin, hep biz kendimiz yaratmışız..." tipi yorumlarından dünya başıma yıkıldı sanmıştım. Şimdi iki işi bir araya getiriyorum, yüz tane iltifat alıyor, daha iyi ne ortaya çıkartabilirimin hesabını yapıyorum. Eğitim sistemleri de böyle bunların bence oradan da geliyor, teşvik edici, tenkit edici değil.

Ben de seni tanıdığıma çok memnunum :) Aynı paralellikte bir şeyleri paylaşmanın zevkini çıkartıyorum :)

Selen'den secmeler dedi ki...

Cok guzel yazmissin canim,katiliyorum sana bende.Sizede daha cook 10 yillar diliyorum.Bizlerin keyfi iyi.Burasi cok soguk,az kaldi gitmemize sicaga:))
Siz ne zaman gidiyorsunuz Turkiye'ye?
Sevgiler

Evin Kedisi dedi ki...

Tamam, okudum bloğundan 13 gün kalmıştı galiba, hadi hayırlısı. Bizim önce İngiltere, ardından da Türkiye. 10 gün orada kalacağız, sonra eşim bir hafta bizimle kalıp eve köpeğimize ve masterına dönecek. Sonra yine yeni bir kış dönemi başlayacak :)