14 Haziran 2019 Cuma

Özgürlük

-->
“Özgürlükkkk!” diye bağırır Cesur Yürek’deki Mell Gibson filmin sonunda.

Öylesine insanın yüreğini kıpır kıpır eden, yerinde durmasını engelleyen bir duygu…

Aşk gibi, itekleyen, sokaklara döken, koşturan, sevinçten duygusallaşıp ağlatan…

Arabayla trafikteyiz, bir sürü diğer arabalarla dur kalk ilerlemeye çalıştığımız yolda düşünüyorum…

Her birimiz bir yerlere gidiyoruz, büyük binaların içinde yaşayıp sabah işe çıkıp, ayın sonunda alacağımız maaşları düşünüp, küçücük telefonumuzdan İnstagram, Facebook hesabımızdan başkalarının hayatlarını gözlemleyip, dedikodu yaparak…

Aslında öyle miydi intenet ilk açıldığında bu dünya?

Ne kadarda özgürdük o zamana kadar hiç okumadığımız makaleler intenete düştüğünde, hükümetlerin gizli kapaklı sırları açıklandığında? İlk defa devletlerin kontrolü olmayan, her bireyin istediği şekilde yazdığı, kendi hikayesini anlattığı, hükümet doktorlarının değil de gerçek doktorların tehlikeleri dile getirdiği, uyardığı…

Sonra neye dönüştü peki?

Global bazda en büyük kişisel bilgiye saldırı alanına.

Düşüncelerinden ötürü fişlendiğin yere.

Günümüzün gönüllü ve özgür olduğu yanılgısı yaşatılarak yaratılan en büyük tehlikeye…

Senin rızanla(!) senden çalınan hayatının, fotoğraflarının, neyi sevip neyi sevmediğinin, çocuklarının, nerede yaşadığının, ne kadar para harcadığının datalarının depolandığı bir alana…

Bütün bu bilgiler depolanmasaydı, insanlar seve seve ve koşarak kendi hayatlarını internette ifşa etmeseydi dünyanın sonunu getirecek yapay zekaya ulaşmak nasıl mümkün olabilirdi, değil mi?

Yapay zeka bütün dünyanın toplamı orada hepimiz varız. Ama bir gün O HEPİMİZ olan karşımıza bizi yok edecek bir güce dönüşmüş olarak dönecek. Şimdi kişisel yardımcı olarak tanıtılan ve seve seve kullanılan Google, Siri, Amazon üretimleri gibi. Bize hizmet eden, hayatımızı kolaylaştıran şeyler. Ne de güzeller, değil mi?

Türkiye’de ilk özel kanalların açıldığı döneme gidin bir de. Artık işin suyunu çıkartacak denli açık saçık, pornoya çalan filmler bile oynatılır haldeydi.

Devlete boyun eğen değil, karşı durabilene alkış tutan ve aynı yüce demokrasi duygusunun hissedildiği programların yapılabildiği zamanlardı.

Peki, ona ne oldu?

Ne olduğunu söyleyeyim;

Her teknolojinin ve gelişimin akıllı, okumuş, zeki, entelektüel olarak yaratılması, insanlığın gelişimine hizmet ve “İşte şimdi!” duygusunun yerine, yine sistem yanlısı, baskıcı, “Benim gibi düşünmüyorsan elenirsin.”, “Benim istediğim oranda ve şekilde bilgiye ulaşabilirsin ,diğerine engellenirsin.” ci zihniyet yine her zamanki gibi hakim oldu.

Buna yine algılarla oynayarak “Senin iyiliğin ve güvenliğin için” “Duygularımızı rencide ediyor.” gibi sebepler getirildi. Doğrular çoğu zaman duyguları rencide eder. Gerçekler bazılarının (!) işine hiçbir zaman gelmedi ve gelmeyecek sevgili dostum! Kırmamak üzmemek lazım. Kimi? Ne için? Doğruları söylemek yalan söyleyeni, aldatanı üzüp de rencide ediyormuş. Vah vah çok üzüldüm!

Trafiğin içinde giderken düşünüyorum…Özgürlük onların istediği kadar özgürlük, sağlık, teknoloji ve her şey onların istediği kadar…

Kendini özgür sanan salakların toplamı da toplum.

Artık elinin altında haykırabileceği koca bir dünya ama aynı zamanda global bir hapishane var. Kapısı ardına kadar açık herkese (gülümseme…)

Sen de kim kiminle ne kadar düzüşmüş le tatmin olan bir kuklaya dönüştürüldün, farkında bile değilsin.

Arabalar…

Sistem sen giderken ben geliyorum dedi, biliyordu ki gönüllü becerilince tecavüze girmiyor, o zaman herkesin balıklama dalacağı sular yaratıp kendi gönüllülükleri ile razı oldukları paylaşımlar için ortamlar yaratıldı.

Bu yazı yazdığımız yerler bile aynı.

Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz işte!

Öyle de düşünsen böyle de, sistemin içindesin. (gülümseme…)

Hapırsan da köpürsen de benimsin. J

Sen önemlisin J (Yalnızca konuşup da içini dökmek için psikiyatriste verdiğin tonlarca paraları düşün, güzel görünmek ve istenilmek için yaptırdığın ameliyatları, aldığın güzellik ürünlerini…)

Aslında gerçeği söylemek gerekirse senin hiçbir değerin yok, kendini değerli hissettirmenin değeri aslında senin değerinden daha önemli çünkü öyle olmazsa sen gönüllü olmazsın becerilmeye.

Ve ben bunu biliyorum (gülümseme)

Yani, aslında başkaları seni, senin kendini hissettiğin kadar önemli hissetmiyor J

Yaşadığımız bu dünya artık yalnızca bir intenet ağı ve bizlerin her biri de izin verildiği derecede özgür(!) olan bir data kaynağı.

Bu filmin sonu da aynı şekilde özgürlük çığlığıyla değil, aksine insanlığın bunu fark etmesine kadar doğanın insanı katletmesi ile sonuçlanır çünkü bana göre çok daha adaletli…

Hiç olmazsa doğanın, Tanrı’nın, Allah’ın, adaletin eli…

İşte O’na ne dersen, nasıl tanımlarsan öyle…

Dünya yok olsa da makinalar ayakta kalacaklar mı?

Belki…





Hiç yorum yok: