Yatak odasında gardrobun önünden geçerken ya da giyinip soyunurken son hız kendini öne doğru veren göbeğime garip garip bakıyorum. Sanki ben çocuk doğurmamışım, sanki hiç hamilelik yaşamamışım, sanki yine ben bu ben değilim de kendimi dışardan seyrediyorum.
Bugün N. bize geldi. Çay, brunch şekerim...Bol sohbetledik. Yazık sabah hem hamilelik, hem de O'nda olan migrenin tutmasına rağmen gelmiş. Bu, bana çok özel bir hediye gibi geldi. O haliyle ne olursa olsun iki tarafın trafiğine tahammül etmesi, yolda midesinin bulanmasına rağmen bana bir şey çaktırmamaya çalışması...
Hep hamilelikten bebeklerden bezlerden falan bahsetmedik elbet, O'nun gezip gördüğü yerlerden, çok renklilikten, çok seslilikten konuştuk. Ve kitaplardan...O'da çok okuyormuş, şanslıyım, bana Elif Şafak'ın " Baba ve Piç" i de geldi. Benden de kendine kitaplar seçti. Ne güzel!
Geçen gece bir şey kaçırıyor muyum diye " Bebeğinizin ilk yılında sizi neler bekler?"e tekrar baktım. Aradan yedi senenin geçmiş olmasıyla bana gelen en yegane duygunun birinciye göre herşeyi daha ağırdan almak olduğunu gördüm ama almam ve hazırda bulundurmam gerekenleri listelemem lazım artık. Ve bu önümüzdeki ay herşeyin hazır ve nazır beklemesi gerek. Hala eskilerden açılması gereken kutular, çıkarılması gereken battaniyeler, şunlar bunlar...
Şu aralar bir diğer kafamı meşgul eden soru buradan kredi alabilecek miyiz ve sonrasında uygun fiyata bir ev sahibi olabilme fırsatımız doğacak mı? Ev takıntım ve " İste, sürekli bir konuya odaklan, sana gelecektir." fırsatı yaratılacak mı? Bilmiyorum...Ama en azından şu bir haftadır bir ışık, olabilir mi sorusu ve internet sörfleri var.
Her zaman derim elimde imkan olsa da İngiltere'de falan, mimarinin ve tarihin konuşturulduğu o mekanlarda komisyonculuk yapsam. Evlerin hikayesini, kokusunu, duvarlarını anlatabilsem, görsem dokunsam...Bende bir tutku bu. Ev demek kendini ne olursa olsun güvencede hissetmek, eşyalarını koruduğun bir yer demek. Öyle ağzımın suyu aka aka ( benimki de aynı ) bir kanalda verilen ev dekorasyonu, insanların orada burada ev yapma hayalleri ve bu hayalleri paylaşma programlarını izliyorum. Kendi hayalimdeki taş evi yapana kadar çoook zaman var ama başlangıç aşamasını pozitif bir şekilde alabilmek için dua ediyorum.
2009 için ışıklar bunlar :)
30 Aralık 2008 Salı
26 Aralık 2008 Cuma
Hamilelik, Rüyalar ve Başka Düşünceler...
Benim özellikle PMT ( adet öncesi ) ve hamilelik dönemlerimdeki rüyalarım son derece yoğun olur. Bazıları tabi ki etkilendiğim, düşündüğüm olayların etkisiyle yaratılan şeyler ama bazen aklıma gelmeyen insanları da gördüğüm bakidir.
Carlos Castanedo okuyanlarınız varsa bilirler, oradaki kadınların bu dönemlerdeki rüya kontrolleri çok güçlenir ve yine dişilerin " Cadı " ünvanları da regl dönemlerinden aldıkları güce bağlıdır. Erkekler korkuyla karışık bu güce sonsuz bir saygı duyarlar. Falan feşmekan...Kısa ve öz al benden de o kadar! Bir de "ama..." sı var. Bu, sakin bir şekilde uyumanın tam tersi bir durum. Sabah kalkıldığında sanki hiç uyunmamış ve dinlenilmemiş hissi hakim oluyor ki hiç memnun değilim. Yani, ben o saygıyla karışık korkudan falan feragat etme taraftarıyım, huzurlu bir uyku uyumak, en azından uyurken kafayı boşaltmak adına nelerimi vermezdim.
Örneğin, dün akşam rüyamda güya bir şekilde havuzu olan bambaşka bir ortamda bir uyanıyorum ki ( bilinçli bir şekilde uyutulmuşum ) göbeğim inik. Bebek yok!!! Üstelik kızımı da bilerek benden uzak tutuyorlar, ne zaman O'nu sorsam yok arkadaşında, yok şurda, yok burada diyorlar. Sanki, ruh hastalarına özel olarak hazırlanmış bir yer burası ve benim gerçekler söylenilirse delirmemden korkuluyor. Biraz bencil, biraz yalancı gözler çevremde, sürekli gizli bir şekilde gözleniyorum ama soru sorup duruyorum bir yandan " Bebek nerede?!!!" Öldüğünü, benim bulunduğum yerlerde bir şekilde kimyasal bir zehirlenme yaşandığını falan..." Kızım?!" " O arkadaşında..." Nasıl, yine yüreğim kavrularak uyandım. Offff rüyaymış!!!
Bir de hamilelikte, mesela bir gün enerji patlaması yaşanıp da bir sürü iş teyir edildiği için ayların artıkları bir güne biriktiriliyor ise ertesi gün son derece düşük enerji ve hatta bıkkınlık duygusu ile geçebiliyor. Ütülerim hala beklemekte...Üzerine bir de sürekli yeni yıkanıp toplananlar ekleniyor :( Yapılan işlerin arkasından sanki yıllarca ara verilmişlikten sonra gidilmiş spor salonu ertesi yaşanan tutulma ile beraber gelen Kakılmış yürüyüşü de baki. Bu paytak, ayrık bacak, ay ay ay kalkış ve roketsavar şekilde kendini koltuğa atış hallerime hala alışamadım ve alışmak falan da istemiyorum.
Bugün aralı sıralı arka fonda kendini hafifçe hissettiren mide bulantısı bakiydi. Korkunç bir sinir de olaylara eşlik etmekte... "Bebek yeterli derecede hareket etmedi mi?!" yoksa" Ediyor da ben mi farkında değilim?!!!" babındaki korkular ve endişeler de yangına körükle gitmekte...
Dün doktordan döndükten sonra hafta sonuna giriş için enerjim vardı. Bahçedeki hortumu deniz tarafına bakan, köfeke tutmuş pencere ve pencere önlerine tutup sularını da aldıktan sonra, girişe geçtim. Sonra da alt katı hallettim, mutfak, banyo, bir tane çalışma odası, hangar kıvamındaki giriş...Toz almak, halıları özel köpek kılından arındırmak için takılmış aparatla vakum, yerlerin silinmesi...Eşim eve gelir gelmez yemeğe girişti, akşam Christmas yemeğimiz en azından temiz bir evde, güzel bir ortamda geçti. Ama bugün? Yok...Hamileliğin sağlığıyla bitmesini bekliyorum, gerçekten...Bitirdiğim zaman da bu, geride kalmış günlerimi " Ohhh bitti! " diye algılamayı düşünüp, mutlu oluyorum. Ben böyleyim işte, yuvarlanıp, hareket alanım daraldıkça sinir olan bir tipim. Ne yapalım?!
Hormonların ciddi şekilde vücudun heryerini, hatta rüya görme mekanizmasını, uyuma derinliğini, herşeyi ama herşeyi etkilediğini biliyorum. Kişiliğimizi değiştiriyor, algılamalarımızı, beklentilerimizi...Hamileliklerinde ve adet dönemlerinde hormonal değişimlere karşı başkaldırı tarzını benimseyen bedenlerde büyük tufanlar yaşanıyor. Bunun normal halimizle, kişiliğimizle alakası yok.
Hormonlar ayrıca bedenlerimizin bir nevi makina gibi işlediğini de gösteriyor. Etki ve tepki...Herşey dengeliykenki halimiz başka, değişince başka. O yüzden kadınlardaki değişiklikleri anlamayan erkekler şaşkın şaşkın bundan bahseder dururlar ya...
Aslında mesele erkeklerin kadınları anlamaması değil. İnsanın insanı anlamaması...Bu tepkileri vücutları vermeyen kadınlar da pekiala diğer kafayı sıyırmak üzere olan bizler katagorisine karşı son derece anlayışsız ve tepkisiz olabiliyorlar. Tok açın halinden anlamaz misali...
İnsan bencil, yapı olarak kendisinde bile yaşananları unutmaya meyilli. Mesela anne olmak ve anneden anneye ( insandan insana ) değişmesi gereken anlayışın sürekli bir tempoda, yani " Senin için saçımı süpürge ettim!" hallerinde algılatılmaya çalışılması... Kesinlikle doğru değil! Her insan kendi kişiliğinin izin verdiği ölçüde annelik yapabiliyor. Bencil olan anne olduğunda da bencil, verici olan verici, bilgili olan bilgili, cahil kalan yine cahil...Kimsenin kafasına sihirli bir değnekle dokunup onu dokunulmaz, erişilmez, olduğundan başka bir kalıba yalnızca anne olduğu için sokmak ise kadına yalnızca o görevin verilmesinin ve yüceltilmesinin gerekliliğinden kaynaklanıyor.
Oysaki, görüyoruz işte, bir sürü kadın anne olmaya, ev kadınlığına ya da çalışmaya uygun değil. Bunu kadın ya da erkek olarak gruplamak çok yanlış geliyor bana. Kadınlara kakılmış görevler var, erkeklerin yapmak işine gelmiyor, aynı şekilde erkeklere verilmiş görevler de...Hiç bir insana varlığından başka " olması gereken " kalıbı biçilmemeli. Herkes yaptığı iş neyse onda başarılı ve yanında evini, çocuğunu idare ettirecek süper biri var ise kendini şanslı saymalı. Onun da olmadığını görüyorum. En azından benim için yok, üzgünüm.
Mesela, bana göre kadının ya da adamın eve para getirmesi önemli değil. Eşim benim yaptığım performansta iş çıkarmaya elverişli olsun, benim işim O'nun işinde olduğu gibi uygun saatli, uygun tatilli bir meslek olsun. Benim formasyonum O'nda olduğu gibi uluslararası standartlarda verim vermeye uygun bulunsun, O otursun ben de aklım evde, çocuklarımda kalmadan çalışayım. Gerçekten hiç fark etmez.
Bunu, Avrupa ülkelerinde yapanlar var. Baba evde annenin bütün görevlerini en iyi şekilde yükleniyor, kadının tüm iş deneyimleri ve eğitimi devamı gerekli kılıyor, aileyi maaş olarak kadın çekip çevirebileck düzeyde, kimse de dönüp " AAa ne ayıp!" falan demiyor. Biz ilk evlendiğimiz zaman eşim yazdığı kitaba odaklanmak istedi, bense çalışıyordum ve işimde yükselme, kariyer durumum vardı, O bir süreliğine ayrıldı, ben gittim geldim. Hiç de olumsuz etkilenmedim bu durumdan. Ama benim tek derdim var, evime ve çocuklarıma benim gibi bakılacak!
Bir arkadaşım bazı kadınların bu hormonlara yani hamileliğe bağımlı olduklarını, o dönemlerde kendilerini çok mutlu hissettikleri için arka arkaya hamile kalanların olduğunu anlattı. Doğrudur, buna ben de şahidim, o yüzden de " Hamilelik kötüdür aman aman!" falan gibi bir iddiam hiç olmadı. Ama Allah aşkına yahu, kendini kötü hissedenlere de empati denilen bir şey var bari o horgörülmesin! Yok, " Biz de hamile kaldık güzelim!" yok, " Amaaannn şekerim sen de amma büyütüyorsun şu işi " falan filan gibi yorumlar beni çileden çıkarıyor. Herkes farklıdır, her insan ayrıdır ve olayları farklı deneyimler. Genellemeler de ancak odun, taş, kağıt falan gibi cansız malzemeler için yapılabilir. Gruplamayınız, kategorileştirmeyiniz, bir şey deniyorsa saygı duyunuz! En azından acıyınız yahu!
Bence, bu benim kendi kanaatim, hamile değilken ve hastalık öncesinde değilsem demek ki diyorum benim bütün hormonlarım tam olması gerektiği şekildeler. Hayatımda çok zor devirler atlatmama rağmen depresyon falan yaşamadım. Çok üzüldüğüm, sinirden delirdiğim olmuştur. Ancak ve ancak ne zamanki bu döneme giriyorum o zaman başlıyor, bir an dalga dalga gelen mutsuzluk ve kapana kısılmışlık duygusu mesela. Acayip bir sıkıntı, anlatmak mümkün değil, çevrendekilerin başka başka dünyalarda oluşundan duyulan öfkelenmeler...İçe kapanıklık, kimse beni anlayamıyor, duygularımı paylaşmıyor sendromları...Al sana depresyon işte! Hamile olup bunu doktoruna anlatanlara yine güzel bir ilaç pompalaması yapılacağı için, boşver sen bir şey anlatma kendi kendine depresyonunu, dalgalarını falan filan bu dönemin sonuna kadar sık dişini atlat bana göre.
Demek ki, bu durmadan arka arkaya hamile kalma dürtüsü yaşayan, o dönemlerinde çoook mutlu olduklarını iddia eden kadınların normal hayatlarında eksik bazı hormonları bu dönemlerde tamamlanıyor. Bana ve benim gibi dalgalanma yaşayanlara ise fazla ya da az geliyor olması gerekenden. O yüzden de dengelerimiz böyle alt üst oluyor.
Göğüslerde büyümeden kaynaklanan tatlı tatlı bir kaşınma... Pudra imdada yetişiyor bende. Selülit görünümünde çok artış... Allah'tan akşam çişe kalkmalar şu aralar durdu. Balgam da eskiye göre varla yok arası, burun temizlemek daha fazla. Bazılarının burnu tıkanıyormuş, benim ilk hamileliğimde yaşandı, bunda yok. Kanama da diş etlerinde görülebiliyor, Allah'tan tam hamile kalmadan önce gittiğim dişçinin marifeti ile o olay en aza indirgenmiş halde.
Doktorun gösterdiği ultrasonda ufaklık omurilik ve bacağı kesin gördüğünü söyledi. Diğer kısımlarda yüz dediği zaten kafatası şeklinde olduğu için pek de çekici gelmiyor :) 2 numara 400 gr. Ben ise 67 kg! Evet, o ha! Ama canım ne isterse yiyorum ki bu dönemlerde aksini yapmak imkansız. Gece geç vakitte fil gibi acıkma oluyor, öyle yatılmıyor ve en önemli kural ayaklar altına alınıyor. Spor yapmak, enerji olduğu an iş ev işlerine dönük ancak yapılabildiği için bir kere ütopik. O, evinde işlerini yapan, yardımcıları olan kadınlar için bilinçli hamilelik kurslarına falan katılmakla oluyor. Öyle evde bir de şu hareketi yapayım demek herkesin harcı değil.
Şu an mesela yine gözlerim kapanmakta, içimde dalga dalga gelen sıkıntı...Amaaaannnnn! Of ya! Ha, bir de onu da yazmadan edemeyeceğim, cinsellik de hormonlara bağlı ya, gecenin bir vakti abaza gibi uyanma durumları oluyor. Bu da hem hamile hem de seks'i bir araya koymaktan çekinen yıkanmış beyinlerimizin en büyük paradoksu :( Böyle bir döngü anasını sattığımın...
Doktora hastane için ne hazırlamam gerektiğini sordum, hiçbir şey dedi. Heheeeee! Hiç bir şey!!! Düşünebiliyor musunuz? Bebeğin çıkış kıyafetlerinden, benim eve gidene kadar giyeceklerime kadar herşey hastaneden karşılanıyormuş. Ben yine de kırmızı bavulumu hazırlayacağım, o ayrı :) Doğum şeklini 28'inci haftadan sonra konuşabilirmişiz. Ama herşey yolunda giderse o zaman normal doğum da olabilirmiş. Olabilir mi? Ben yapabilir miyim? Bilmiyorum...
Dün akşam Margot'un Düğünü diye bir film seyrettik, Nicole Kidman vardı filmde ve artık bir şey olması gerek, bu kadar potansiyel var biraraya konmuş ama olay yok şeklinde sonuna kadar izledik. Ne mi oldu? Yazmayayım ama bir bok olmadı :))) Bir de filme " Aman çok komik " falan yorumları yapılmış konuya vakıf ( mış ) izlenimi verenler tarafından, filmi seyredip seyretmediklerini sorguladık valla.
Bir de son olarak Penguen'in olay yaratan kapağını ekleyeyim. Süper olmuş süper! Helal olsun diyeyim...
Carlos Castanedo okuyanlarınız varsa bilirler, oradaki kadınların bu dönemlerdeki rüya kontrolleri çok güçlenir ve yine dişilerin " Cadı " ünvanları da regl dönemlerinden aldıkları güce bağlıdır. Erkekler korkuyla karışık bu güce sonsuz bir saygı duyarlar. Falan feşmekan...Kısa ve öz al benden de o kadar! Bir de "ama..." sı var. Bu, sakin bir şekilde uyumanın tam tersi bir durum. Sabah kalkıldığında sanki hiç uyunmamış ve dinlenilmemiş hissi hakim oluyor ki hiç memnun değilim. Yani, ben o saygıyla karışık korkudan falan feragat etme taraftarıyım, huzurlu bir uyku uyumak, en azından uyurken kafayı boşaltmak adına nelerimi vermezdim.
Örneğin, dün akşam rüyamda güya bir şekilde havuzu olan bambaşka bir ortamda bir uyanıyorum ki ( bilinçli bir şekilde uyutulmuşum ) göbeğim inik. Bebek yok!!! Üstelik kızımı da bilerek benden uzak tutuyorlar, ne zaman O'nu sorsam yok arkadaşında, yok şurda, yok burada diyorlar. Sanki, ruh hastalarına özel olarak hazırlanmış bir yer burası ve benim gerçekler söylenilirse delirmemden korkuluyor. Biraz bencil, biraz yalancı gözler çevremde, sürekli gizli bir şekilde gözleniyorum ama soru sorup duruyorum bir yandan " Bebek nerede?!!!" Öldüğünü, benim bulunduğum yerlerde bir şekilde kimyasal bir zehirlenme yaşandığını falan..." Kızım?!" " O arkadaşında..." Nasıl, yine yüreğim kavrularak uyandım. Offff rüyaymış!!!
Bir de hamilelikte, mesela bir gün enerji patlaması yaşanıp da bir sürü iş teyir edildiği için ayların artıkları bir güne biriktiriliyor ise ertesi gün son derece düşük enerji ve hatta bıkkınlık duygusu ile geçebiliyor. Ütülerim hala beklemekte...Üzerine bir de sürekli yeni yıkanıp toplananlar ekleniyor :( Yapılan işlerin arkasından sanki yıllarca ara verilmişlikten sonra gidilmiş spor salonu ertesi yaşanan tutulma ile beraber gelen Kakılmış yürüyüşü de baki. Bu paytak, ayrık bacak, ay ay ay kalkış ve roketsavar şekilde kendini koltuğa atış hallerime hala alışamadım ve alışmak falan da istemiyorum.
Bugün aralı sıralı arka fonda kendini hafifçe hissettiren mide bulantısı bakiydi. Korkunç bir sinir de olaylara eşlik etmekte... "Bebek yeterli derecede hareket etmedi mi?!" yoksa" Ediyor da ben mi farkında değilim?!!!" babındaki korkular ve endişeler de yangına körükle gitmekte...
Dün doktordan döndükten sonra hafta sonuna giriş için enerjim vardı. Bahçedeki hortumu deniz tarafına bakan, köfeke tutmuş pencere ve pencere önlerine tutup sularını da aldıktan sonra, girişe geçtim. Sonra da alt katı hallettim, mutfak, banyo, bir tane çalışma odası, hangar kıvamındaki giriş...Toz almak, halıları özel köpek kılından arındırmak için takılmış aparatla vakum, yerlerin silinmesi...Eşim eve gelir gelmez yemeğe girişti, akşam Christmas yemeğimiz en azından temiz bir evde, güzel bir ortamda geçti. Ama bugün? Yok...Hamileliğin sağlığıyla bitmesini bekliyorum, gerçekten...Bitirdiğim zaman da bu, geride kalmış günlerimi " Ohhh bitti! " diye algılamayı düşünüp, mutlu oluyorum. Ben böyleyim işte, yuvarlanıp, hareket alanım daraldıkça sinir olan bir tipim. Ne yapalım?!
Hormonların ciddi şekilde vücudun heryerini, hatta rüya görme mekanizmasını, uyuma derinliğini, herşeyi ama herşeyi etkilediğini biliyorum. Kişiliğimizi değiştiriyor, algılamalarımızı, beklentilerimizi...Hamileliklerinde ve adet dönemlerinde hormonal değişimlere karşı başkaldırı tarzını benimseyen bedenlerde büyük tufanlar yaşanıyor. Bunun normal halimizle, kişiliğimizle alakası yok.
Hormonlar ayrıca bedenlerimizin bir nevi makina gibi işlediğini de gösteriyor. Etki ve tepki...Herşey dengeliykenki halimiz başka, değişince başka. O yüzden kadınlardaki değişiklikleri anlamayan erkekler şaşkın şaşkın bundan bahseder dururlar ya...
Aslında mesele erkeklerin kadınları anlamaması değil. İnsanın insanı anlamaması...Bu tepkileri vücutları vermeyen kadınlar da pekiala diğer kafayı sıyırmak üzere olan bizler katagorisine karşı son derece anlayışsız ve tepkisiz olabiliyorlar. Tok açın halinden anlamaz misali...
İnsan bencil, yapı olarak kendisinde bile yaşananları unutmaya meyilli. Mesela anne olmak ve anneden anneye ( insandan insana ) değişmesi gereken anlayışın sürekli bir tempoda, yani " Senin için saçımı süpürge ettim!" hallerinde algılatılmaya çalışılması... Kesinlikle doğru değil! Her insan kendi kişiliğinin izin verdiği ölçüde annelik yapabiliyor. Bencil olan anne olduğunda da bencil, verici olan verici, bilgili olan bilgili, cahil kalan yine cahil...Kimsenin kafasına sihirli bir değnekle dokunup onu dokunulmaz, erişilmez, olduğundan başka bir kalıba yalnızca anne olduğu için sokmak ise kadına yalnızca o görevin verilmesinin ve yüceltilmesinin gerekliliğinden kaynaklanıyor.
Oysaki, görüyoruz işte, bir sürü kadın anne olmaya, ev kadınlığına ya da çalışmaya uygun değil. Bunu kadın ya da erkek olarak gruplamak çok yanlış geliyor bana. Kadınlara kakılmış görevler var, erkeklerin yapmak işine gelmiyor, aynı şekilde erkeklere verilmiş görevler de...Hiç bir insana varlığından başka " olması gereken " kalıbı biçilmemeli. Herkes yaptığı iş neyse onda başarılı ve yanında evini, çocuğunu idare ettirecek süper biri var ise kendini şanslı saymalı. Onun da olmadığını görüyorum. En azından benim için yok, üzgünüm.
Mesela, bana göre kadının ya da adamın eve para getirmesi önemli değil. Eşim benim yaptığım performansta iş çıkarmaya elverişli olsun, benim işim O'nun işinde olduğu gibi uygun saatli, uygun tatilli bir meslek olsun. Benim formasyonum O'nda olduğu gibi uluslararası standartlarda verim vermeye uygun bulunsun, O otursun ben de aklım evde, çocuklarımda kalmadan çalışayım. Gerçekten hiç fark etmez.
Bunu, Avrupa ülkelerinde yapanlar var. Baba evde annenin bütün görevlerini en iyi şekilde yükleniyor, kadının tüm iş deneyimleri ve eğitimi devamı gerekli kılıyor, aileyi maaş olarak kadın çekip çevirebileck düzeyde, kimse de dönüp " AAa ne ayıp!" falan demiyor. Biz ilk evlendiğimiz zaman eşim yazdığı kitaba odaklanmak istedi, bense çalışıyordum ve işimde yükselme, kariyer durumum vardı, O bir süreliğine ayrıldı, ben gittim geldim. Hiç de olumsuz etkilenmedim bu durumdan. Ama benim tek derdim var, evime ve çocuklarıma benim gibi bakılacak!
Bir arkadaşım bazı kadınların bu hormonlara yani hamileliğe bağımlı olduklarını, o dönemlerde kendilerini çok mutlu hissettikleri için arka arkaya hamile kalanların olduğunu anlattı. Doğrudur, buna ben de şahidim, o yüzden de " Hamilelik kötüdür aman aman!" falan gibi bir iddiam hiç olmadı. Ama Allah aşkına yahu, kendini kötü hissedenlere de empati denilen bir şey var bari o horgörülmesin! Yok, " Biz de hamile kaldık güzelim!" yok, " Amaaannn şekerim sen de amma büyütüyorsun şu işi " falan filan gibi yorumlar beni çileden çıkarıyor. Herkes farklıdır, her insan ayrıdır ve olayları farklı deneyimler. Genellemeler de ancak odun, taş, kağıt falan gibi cansız malzemeler için yapılabilir. Gruplamayınız, kategorileştirmeyiniz, bir şey deniyorsa saygı duyunuz! En azından acıyınız yahu!
Bence, bu benim kendi kanaatim, hamile değilken ve hastalık öncesinde değilsem demek ki diyorum benim bütün hormonlarım tam olması gerektiği şekildeler. Hayatımda çok zor devirler atlatmama rağmen depresyon falan yaşamadım. Çok üzüldüğüm, sinirden delirdiğim olmuştur. Ancak ve ancak ne zamanki bu döneme giriyorum o zaman başlıyor, bir an dalga dalga gelen mutsuzluk ve kapana kısılmışlık duygusu mesela. Acayip bir sıkıntı, anlatmak mümkün değil, çevrendekilerin başka başka dünyalarda oluşundan duyulan öfkelenmeler...İçe kapanıklık, kimse beni anlayamıyor, duygularımı paylaşmıyor sendromları...Al sana depresyon işte! Hamile olup bunu doktoruna anlatanlara yine güzel bir ilaç pompalaması yapılacağı için, boşver sen bir şey anlatma kendi kendine depresyonunu, dalgalarını falan filan bu dönemin sonuna kadar sık dişini atlat bana göre.
Demek ki, bu durmadan arka arkaya hamile kalma dürtüsü yaşayan, o dönemlerinde çoook mutlu olduklarını iddia eden kadınların normal hayatlarında eksik bazı hormonları bu dönemlerde tamamlanıyor. Bana ve benim gibi dalgalanma yaşayanlara ise fazla ya da az geliyor olması gerekenden. O yüzden de dengelerimiz böyle alt üst oluyor.
Göğüslerde büyümeden kaynaklanan tatlı tatlı bir kaşınma... Pudra imdada yetişiyor bende. Selülit görünümünde çok artış... Allah'tan akşam çişe kalkmalar şu aralar durdu. Balgam da eskiye göre varla yok arası, burun temizlemek daha fazla. Bazılarının burnu tıkanıyormuş, benim ilk hamileliğimde yaşandı, bunda yok. Kanama da diş etlerinde görülebiliyor, Allah'tan tam hamile kalmadan önce gittiğim dişçinin marifeti ile o olay en aza indirgenmiş halde.
Doktorun gösterdiği ultrasonda ufaklık omurilik ve bacağı kesin gördüğünü söyledi. Diğer kısımlarda yüz dediği zaten kafatası şeklinde olduğu için pek de çekici gelmiyor :) 2 numara 400 gr. Ben ise 67 kg! Evet, o ha! Ama canım ne isterse yiyorum ki bu dönemlerde aksini yapmak imkansız. Gece geç vakitte fil gibi acıkma oluyor, öyle yatılmıyor ve en önemli kural ayaklar altına alınıyor. Spor yapmak, enerji olduğu an iş ev işlerine dönük ancak yapılabildiği için bir kere ütopik. O, evinde işlerini yapan, yardımcıları olan kadınlar için bilinçli hamilelik kurslarına falan katılmakla oluyor. Öyle evde bir de şu hareketi yapayım demek herkesin harcı değil.
Şu an mesela yine gözlerim kapanmakta, içimde dalga dalga gelen sıkıntı...Amaaaannnnn! Of ya! Ha, bir de onu da yazmadan edemeyeceğim, cinsellik de hormonlara bağlı ya, gecenin bir vakti abaza gibi uyanma durumları oluyor. Bu da hem hamile hem de seks'i bir araya koymaktan çekinen yıkanmış beyinlerimizin en büyük paradoksu :( Böyle bir döngü anasını sattığımın...
Doktora hastane için ne hazırlamam gerektiğini sordum, hiçbir şey dedi. Heheeeee! Hiç bir şey!!! Düşünebiliyor musunuz? Bebeğin çıkış kıyafetlerinden, benim eve gidene kadar giyeceklerime kadar herşey hastaneden karşılanıyormuş. Ben yine de kırmızı bavulumu hazırlayacağım, o ayrı :) Doğum şeklini 28'inci haftadan sonra konuşabilirmişiz. Ama herşey yolunda giderse o zaman normal doğum da olabilirmiş. Olabilir mi? Ben yapabilir miyim? Bilmiyorum...
Dün akşam Margot'un Düğünü diye bir film seyrettik, Nicole Kidman vardı filmde ve artık bir şey olması gerek, bu kadar potansiyel var biraraya konmuş ama olay yok şeklinde sonuna kadar izledik. Ne mi oldu? Yazmayayım ama bir bok olmadı :))) Bir de filme " Aman çok komik " falan yorumları yapılmış konuya vakıf ( mış ) izlenimi verenler tarafından, filmi seyredip seyretmediklerini sorguladık valla.
Bir de son olarak Penguen'in olay yaratan kapağını ekleyeyim. Süper olmuş süper! Helal olsun diyeyim...
24 Aralık 2008 Çarşamba
Yaşamdan Özetler...
Yarın kızımı da alıp doktor kontrolüne gideceğim. Kardeşini göbeğimin içinde ilk görüşü olacak :)
Ben yemeklerden sonra şişik ve patlamaya hazır hissediyorum kendimi. Mide ekşimesi ise devam ediyor ama kusmaktan iyidir, hala aynı fikirdeyim yani bu konuda. Midem bulanmasın da ne olursa olsun.
Dün, Dubai'de yaşayan N.'ın evine konuk olduk ufaklıkla beraber. Buralarda yaşıma yakın, üstelik hamile ve Türkçe konuşacağım birinin olması gerçekten güzel bir durum. Her ne kadar Kanada'ya gitme kararları gerçekleşecek olsa ve ben yine geriden bakakalacak bir izlenim de yaratsam, olsun! İlaç gibi derler ya tam zamanında gelen bir ilaç O bana burada.
N. bir güzel kısır yapmış, puaça, Türk çayı ve kek eşliğinde lafladık bayağı. O'nun da kızı olacak. İnsanlar nasıl da hamile olunduğunda yapacakları planları, alışverişlerinin rengi... herşeyleri değişiyor. N. kendi kızına aldıklarını çıkarttı baktık, nerede uygun fiyatlı ne var konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk.Türkiye'de büyük plazalar dışında görmeye ve içinde bulunmaya alışık olmadığımız yükseklikte binalardan birinde olan evlerinden Garhoud Bridge'i seyrettik. Bu evlerde perde bile kullanmaya gerek yok çünkü herşeye o kadar yüksekten bakılıyor ki kimsenin kimseyi görebilme olasılığı da yok. Saat sabah onda çıktığım evime altıda vardım ki Chloe perişan olmuştu artık yazık.
Kendi araba arkasında yolculuklarımı hatırlıyorum da çocukluğumda...Hep büyüklerin car car konuşup da biz yokmuşuz gibi davrandıkları yerlerde bir süre sonra ne yapacağımızı da bilemeyişimizi...Kısacası, aslında böyle sosyalleşmeler çocuklara göre değil. Onlar okuldayken görüşmek, yetişkinler anlamında daha mantıklı. Ama uzun bir tatil daha ve trafiklerle falan o onbeş dakikalık yollar bir saate yakın uzayabiliyor. Gidilen yerlerde sohbetlemek, biraz dolaşmak etmek derken zaman hop diye geçiveriyor. Okul zamanında o tarifeye yetişmek imkansızlaşıyor bu sefer...Yani, biraz da çok ağırlaşmadan ve hareket yeteneğini kaybetmeden önce araya sıkıştırdıklarımızdan bu görüşme. Olsun, bugün kızımla geçirdim günümü, sabah beraber alıştırmalar yaptık, kitabından bölüm okudu bana, öğleden sonra Father Christmas için kurabiye dekore ettik. Yani, düne göre sakin, evde geçen bir günle olayı dengelemiş olduk.
Evet, bu akşam Christmas Eve!!! Father Christmas gelecek (!) diye stocking ufaklığın oda kapısında bekliyor, bilmem kaçkere kalkıp mutfakta bırakılan kurabiyenin yenip yenmediğini ya da ılık sütün içilip, hediyelerin bırakılıp bırakılmadığını kontrol edeceğini tahmin bile edemiyorum sabaha kadar. En azından uyanıp uyanıp stocking doldu mu diye bakacaktır, eminim. Yarın ise babamız işinden erken çıkıp, alışveriş yaptıktan sonra Christmas gecesi için fırında ördek ve diğer geleneksel yemeklerini yamak için eve gelecek. Sonra, hediyeler açılacak...Kısacası, Christmas kutlanmaya başlandığından beridir gerçekten de yılbaşında yapılan herşeyin yeri ayın 25'inde kapılmış oldu. Yeni yıla hiçbir enerji kalmıyor geriye. Öyle bir 24:00 ü bekleme halleri, o da dayanılırsa...
Bir arkadaşım Katar'dan " Siyah Süt"ü yollamış, okumaya başladım...Çok sevdim ahengini ve anlatış biçimini Elif Şafak'ın. O, beyninin içindeki seslerden, hepsinin kendine ait küçük yaratıklar şeklinde tanımlanmasını da kendime çok yakın buldum. Eski yazdığım yazılardan birinde vardı o dır dır dır eden iç sesleri bende de...Aynen hiç susmaz, susarsa düşünemez olur insan bana göre zaten, imkanı var mı?!
Doğum sonrası depresyonu olayın başka bir boyutu... Adı üzerinde, hem hamilelikte çekilen hormonal değişimler ve kişiden kişiye farklılaşan durumlar, sonra da doğum ve ardından gelebilecek olanlar...Ben ilkinde büyük ihtimalle ölüm kalım savaşı verildiği için anlamadım. Yani hangi duygunun nereye ait olduğunu kavrayamadım. Bu seferki inşallah sağlığıyla gelirse yine hormonal tepişmelerden nasibimi alır mıyım bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz bakalım...
Sharjah'da saatliğine gönderilen temizlikçileri araştırdım, koskoca bir sıfır! Senelik kotratlar isteniyor, aman yok ona da tahammül edemem ben. Sabahtan akşama kadar bir insanı, O'nun sorumluluğunu, vicdani ağırlığını da yüklenemem. N'dan " Baba ve Piç"i alacağım okumak için, böylelikle aklıma saplanıp kalan, bu sene taşımayı göze alamadığım kitaplar da elime gelmiş olacak. Bu, iyi bir durum.
Geçen gün TRT 1'deki " Komedi Dükkanı" nda " Cankurtaran " adlı oyunu verdiler ve ben Tolga Çevik'in büyük ihtimalle Sinan Çetin'i taklit eden ve sürekli agresif bir şekilde " Arkadaşımmmm!" diye repliği anlatmaya çalışan yönetmenin tiyatrosunu izledim. İkinci kez ve koltuktan düşme tehlikesi atlatarak üstelik. Uzun zamandır bu kadar gülmediğim için o tiyatro bana ilaç gibi geliyor.
Kanal Türk'de ise verilen tartışma programları...Allah'a bin şükür robot gibi konuşan, bilim insanı kılığındaki, devletçi sünger beyinlileri değil her iki karşıt fikirden ama çok da değerli insanları bir araya getirebilen programlar yapıyorlar. Helal olsun! Burada politik anlamda hangi yakada olduğumu tartışacak ya da deşifre edecek değilim ama en azından sürekli baskılanan, ismi cismi yıllarca saklanan, tabulaştırılan bir sürü konunun bilirkişiler tarafından klasikleşmişlere dan dun diye çarptırması beni çoook mutlu ediyor, o kadarını söyleyebilirim.
İşte, şimdilik böyle... Bakalım yarın bizim iki numara kız ne tür bir hareket sergileyecek? Chloe hayatında ilk defa gördüğü bu durumu nasıl karşılayacak? Doğması için sabırsızlandığı kesin de...
Herkeslere iyi yıllar.
Ben yemeklerden sonra şişik ve patlamaya hazır hissediyorum kendimi. Mide ekşimesi ise devam ediyor ama kusmaktan iyidir, hala aynı fikirdeyim yani bu konuda. Midem bulanmasın da ne olursa olsun.
Dün, Dubai'de yaşayan N.'ın evine konuk olduk ufaklıkla beraber. Buralarda yaşıma yakın, üstelik hamile ve Türkçe konuşacağım birinin olması gerçekten güzel bir durum. Her ne kadar Kanada'ya gitme kararları gerçekleşecek olsa ve ben yine geriden bakakalacak bir izlenim de yaratsam, olsun! İlaç gibi derler ya tam zamanında gelen bir ilaç O bana burada.
N. bir güzel kısır yapmış, puaça, Türk çayı ve kek eşliğinde lafladık bayağı. O'nun da kızı olacak. İnsanlar nasıl da hamile olunduğunda yapacakları planları, alışverişlerinin rengi... herşeyleri değişiyor. N. kendi kızına aldıklarını çıkarttı baktık, nerede uygun fiyatlı ne var konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk.Türkiye'de büyük plazalar dışında görmeye ve içinde bulunmaya alışık olmadığımız yükseklikte binalardan birinde olan evlerinden Garhoud Bridge'i seyrettik. Bu evlerde perde bile kullanmaya gerek yok çünkü herşeye o kadar yüksekten bakılıyor ki kimsenin kimseyi görebilme olasılığı da yok. Saat sabah onda çıktığım evime altıda vardım ki Chloe perişan olmuştu artık yazık.
Kendi araba arkasında yolculuklarımı hatırlıyorum da çocukluğumda...Hep büyüklerin car car konuşup da biz yokmuşuz gibi davrandıkları yerlerde bir süre sonra ne yapacağımızı da bilemeyişimizi...Kısacası, aslında böyle sosyalleşmeler çocuklara göre değil. Onlar okuldayken görüşmek, yetişkinler anlamında daha mantıklı. Ama uzun bir tatil daha ve trafiklerle falan o onbeş dakikalık yollar bir saate yakın uzayabiliyor. Gidilen yerlerde sohbetlemek, biraz dolaşmak etmek derken zaman hop diye geçiveriyor. Okul zamanında o tarifeye yetişmek imkansızlaşıyor bu sefer...Yani, biraz da çok ağırlaşmadan ve hareket yeteneğini kaybetmeden önce araya sıkıştırdıklarımızdan bu görüşme. Olsun, bugün kızımla geçirdim günümü, sabah beraber alıştırmalar yaptık, kitabından bölüm okudu bana, öğleden sonra Father Christmas için kurabiye dekore ettik. Yani, düne göre sakin, evde geçen bir günle olayı dengelemiş olduk.
Evet, bu akşam Christmas Eve!!! Father Christmas gelecek (!) diye stocking ufaklığın oda kapısında bekliyor, bilmem kaçkere kalkıp mutfakta bırakılan kurabiyenin yenip yenmediğini ya da ılık sütün içilip, hediyelerin bırakılıp bırakılmadığını kontrol edeceğini tahmin bile edemiyorum sabaha kadar. En azından uyanıp uyanıp stocking doldu mu diye bakacaktır, eminim. Yarın ise babamız işinden erken çıkıp, alışveriş yaptıktan sonra Christmas gecesi için fırında ördek ve diğer geleneksel yemeklerini yamak için eve gelecek. Sonra, hediyeler açılacak...Kısacası, Christmas kutlanmaya başlandığından beridir gerçekten de yılbaşında yapılan herşeyin yeri ayın 25'inde kapılmış oldu. Yeni yıla hiçbir enerji kalmıyor geriye. Öyle bir 24:00 ü bekleme halleri, o da dayanılırsa...
Bir arkadaşım Katar'dan " Siyah Süt"ü yollamış, okumaya başladım...Çok sevdim ahengini ve anlatış biçimini Elif Şafak'ın. O, beyninin içindeki seslerden, hepsinin kendine ait küçük yaratıklar şeklinde tanımlanmasını da kendime çok yakın buldum. Eski yazdığım yazılardan birinde vardı o dır dır dır eden iç sesleri bende de...Aynen hiç susmaz, susarsa düşünemez olur insan bana göre zaten, imkanı var mı?!
Doğum sonrası depresyonu olayın başka bir boyutu... Adı üzerinde, hem hamilelikte çekilen hormonal değişimler ve kişiden kişiye farklılaşan durumlar, sonra da doğum ve ardından gelebilecek olanlar...Ben ilkinde büyük ihtimalle ölüm kalım savaşı verildiği için anlamadım. Yani hangi duygunun nereye ait olduğunu kavrayamadım. Bu seferki inşallah sağlığıyla gelirse yine hormonal tepişmelerden nasibimi alır mıyım bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz bakalım...
Sharjah'da saatliğine gönderilen temizlikçileri araştırdım, koskoca bir sıfır! Senelik kotratlar isteniyor, aman yok ona da tahammül edemem ben. Sabahtan akşama kadar bir insanı, O'nun sorumluluğunu, vicdani ağırlığını da yüklenemem. N'dan " Baba ve Piç"i alacağım okumak için, böylelikle aklıma saplanıp kalan, bu sene taşımayı göze alamadığım kitaplar da elime gelmiş olacak. Bu, iyi bir durum.
Geçen gün TRT 1'deki " Komedi Dükkanı" nda " Cankurtaran " adlı oyunu verdiler ve ben Tolga Çevik'in büyük ihtimalle Sinan Çetin'i taklit eden ve sürekli agresif bir şekilde " Arkadaşımmmm!" diye repliği anlatmaya çalışan yönetmenin tiyatrosunu izledim. İkinci kez ve koltuktan düşme tehlikesi atlatarak üstelik. Uzun zamandır bu kadar gülmediğim için o tiyatro bana ilaç gibi geliyor.
Kanal Türk'de ise verilen tartışma programları...Allah'a bin şükür robot gibi konuşan, bilim insanı kılığındaki, devletçi sünger beyinlileri değil her iki karşıt fikirden ama çok da değerli insanları bir araya getirebilen programlar yapıyorlar. Helal olsun! Burada politik anlamda hangi yakada olduğumu tartışacak ya da deşifre edecek değilim ama en azından sürekli baskılanan, ismi cismi yıllarca saklanan, tabulaştırılan bir sürü konunun bilirkişiler tarafından klasikleşmişlere dan dun diye çarptırması beni çoook mutlu ediyor, o kadarını söyleyebilirim.
İşte, şimdilik böyle... Bakalım yarın bizim iki numara kız ne tür bir hareket sergileyecek? Chloe hayatında ilk defa gördüğü bu durumu nasıl karşılayacak? Doğması için sabırsızlandığı kesin de...
Herkeslere iyi yıllar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)