<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272</id><updated>2012-01-21T07:28:43.202-08:00</updated><category term='parklar'/><category term='iş hayatı'/><category term='Avent Türkiye'/><category term='Celta'/><category term='iki çocuk'/><category term='kültürel farklar'/><category term='diyet'/><category term='Yıkanabilir bebek bezi'/><category term='yaşam'/><category term='Sağlık'/><category term='bebek bakımı'/><category term='egzersiz'/><category term='ilişkiler'/><category term='BPA'/><category term='Arap Emirlikleri&apos;nde yaşam'/><category term='Annelik'/><category term='emzirme muamması'/><category term='Hamilelik'/><category term='Çevre'/><category term='lohusalık'/><category term='bebek gelişimi'/><category term='eğitim'/><category term='Üç aylık korunma iğnesi'/><category term='Dubai'/><title type='text'>evinkedisi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>213</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3274720735344551696</id><published>2011-12-05T10:41:00.001-08:00</published><updated>2011-12-05T10:47:08.914-08:00</updated><title type='text'>Seyredin Derim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://tvarsivi.com/?y=22&amp;amp;z=2011-12-01%2023:00:00"&gt;http://tvarsivi.com/?y=22&amp;amp;z=2011-12-01%2023:00:00&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Benim Facebook'dan haberim oldu, iyi ki de olmuş, seyrettiklerime, duyduklarıma, insanların katılımına ve Okan Bayulgen'e bayıldım. Kısa ve öz seyredin derim ;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3274720735344551696?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3274720735344551696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3274720735344551696' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3274720735344551696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3274720735344551696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/12/seyredin-derim.html' title='Seyredin Derim...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4274596209305491278</id><published>2011-11-09T04:14:00.000-08:00</published><updated>2011-11-10T06:38:27.855-08:00</updated><title type='text'>Facebook'da Dünyayı Kurtaran Adam...</title><content type='html'>Sanırım Zaytung gazetesindeydi bu haber, adamın biri milyon tane Facebook arkadaşı varken doğumgünü yapıyor ve topu topu 3 kişi geliyor, "Mustafa bunalıma girdi " Ama abi benim bu kadar arkadaşım vardı, hani neredeler şimdi?" gibi bir&amp;nbsp;ti ye alma durumu gibi hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar düşündüğüm aynı konu...Deprem oldu, bas butona yolla arkadaşına, ölüm oldu aynı şekilde, çevreye tepkin mi var, hadi onu da paylaşıver, salla gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerde evinin koltuğundan ülke yönetiyor gibi bir his de veriyor insana ama diğer yandan gereksiz bir sosyalleşme ve öfke ortamı da yarattığı kuşkusuz. Hatta belki zaman zaman elinin altında bir bomba butonu olsa ve imha et düğmesi yanıp sönse kaç kişi o düğmeye düşünmeden basar ve kurtulur merak da etmiyor değilim bu günlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülkenin vatandaşları paralel düşünmedikçe o ülke değişmez. En azından zamanımızın görünen demokrasileri için bu geçerlidir. Değişimden bahsediyorum, olumlu da olumsuz da olabilen tür yani. İşte o noktada "Kime göre olumlu, kime göre olumsuz?" sorusu gelir karşımıza. Öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paralel değişim ülkenin eğitim sisteminin değişimi ile sağlanır, bu ise hükümetlerin kendilerine vatan sağolsun deme potansiyeli olan insanlar yetiştirmesini değil daha farklı konulara kafa yorulmasına sebep olur ki bu belki birçok erkek enerjisi üzerine oturmuş ülkelerin işine gelmez. Erkek enerjisinden kastım daha dışarı dönük, atak yapmaya elverişli olan...Erkek sembolüne çok uygun yani, dişi içeri ve kendine dönüktür ya hani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin fırtınasına devam...Örneğin bana göre çok pozitif bir gelişme; "Atatürk geldi saltanatı kaldırdı, yönetimde demokrasi anlayışının ilk adımlarını attı." alkışlanası bir gelişmedir de yobaz takımı için nefret edilesi bir durum olmuştur mesela. Bunları yazmamın sebebi bir doğrultuda hareket edecek insanları bulabilmenin ne kadar zor olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook'da düşüncelerimizi paylaşan bir avuç insan olarak yakın bir arkadaş "Düşüncelerin güzel beğendim ama ne kadar agresif bir tanımlama yapmışsın öyle yorum kabul etmiyorum diyerek, kendinle çelişmişsin biraz da." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkası ise " Önce beğendim ama beğendim butonunu geri çektim aynı şekilde düşünsem de şimdi acısı kaybı olan asker ailelerini düşündüm bir anda, bana da yapılsa ben de silahımı alır çıkarım." eklemesini yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer arkadaşım yazımı paylaşmış, gelen yorumda benim kendimle barışık olmayan agresif bir anne olduğum ileri sürülmüş. Yanına eşantiyondan bilgisizliğimi kabul ederek mütevazilik yaptığım eklenmiş, en sonunda kesmemiş hatunu demiş ki "Her bilinmesi gereken paylaşılmalı mı? Bu yeni bir moda mı oldu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh Facebook ahalisinde kendi yazmadığı bir yazıyla birbirine geçen, çemkiren, küfür koyan o kadar insan varken yazan bir insanın KENDİ DÜŞÜNCELERİNİ paylaşması kadar doğal ne olabilir ki? Paylaşmak yeni moda olmuş bir şey olabilir tabi ki teknoloji gelişip de dünyayı kurtarmak bir beğen butonuna indirgenebiliyorsa ama düşüncesini paylaşana neden paylaşıyor ki demek bizim ülkenin klasik geleneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hımmmm! Demek ki ne anlatmak istersem isteyeyim o resme bakan insan kendi görmek istediklerini görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimle barışık değil miyim? Valla bana göre ben kendimi son derece iyi tanıyorum ve son derecede açık tanımlıyorum. Hala kıçımı yırtarak bunlar benim doğrularım ister katılırsın ister katılmazsın ama çıkıp da hakaret etme yetisi her nedense demokrat düşünür sınıfa değil tersine ya milliyetçi vatansever geçinene ya da dinciye mahsus oluyor. Tuhaf değil mi? İkisinin arasında sekiz farkı bulunuz. Ha, bir de konuları bilmediğimi söyleyerek dürüstlük yapmışım kendimce, bak orayı taktir etmiş hatun. Ne kadan (!) vatansever ne kadannnn asil bir dişi!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi size dırdır yapmadan kısaca hemen bir çözüm sunayım, sevgili erkek çocuğu annesi hatunlar, askere gidecek yaştaysa oğlunuz hemen şimdi ihtiyaç varken oğluşunuzu paketleyip savaş olan bölgelere yollayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet oraya yıllardır gerilla savaşı yapan, bir şekilde elli yıldan fazladır bu mücadeleyi sürdürebildiği için donanımlı da olan teröristin karşısına iki atış talimi, iki vatanını sevme hapı, üç bardak soğuk su içirsin ve yallah helikopterle yollayıversin bebenizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş savaşında kadınlar da görev almış, siz de gidin sıkıysa. Hani facebook'dan çemkiriyorsunuz ya biz savaşma seviş dedikçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanı için ağzından salyalar akarak lafı götünden anlayıp yine bizler gibi düşünenlere saldıranları da savaşın olduğu bölgelere önden alalım. O nadide enerjinizi hani benim senin gibi zaten kız çocuk annesi olup ülkeyi kurtarmak için kullanılacak evlat doğuramamış, anadan sayılmayan, kendinle de barışık olmayan dişillere harcamayın olur mu? Bak ne güzel sen mutlu ben mutlu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim? Neden ama?!! Ne oldu?!!! Yoksa siz askere giderken şehirli, cebi dolu, asker camiasından tanıdık eş dost arayan, o bölgelere gitme durumu çıktığında çıkar yol arayıp nasıl kaçacağını şaşıran insanları aileleri görmediniz mi? Asker olmak istemeyen insanların "Seni gidi asker kaçağııııı!" diye ortalarda iplerinin pazara çıkartıldığını, erkeklerin erkeklerinden ziyade bu konuda incitildiğini, ödleri boklarına karıştığını bilmiyor musunuz yoksaaaa???? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira herkes okuduğundan anlayabildiğini anlar. Yazmak da yetmez bazen. Seninle aynı frekansda olan biri "Yaşa bravo!" derken bir başkası okuduklarından son derece rahatsız olup, kavgacı bir tutum geliştirebilir. O da bir yere gitmez zira her birey kendi düşüncesinin doğruluğundan yüzde yüz emindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden dünyada hiçbir sorunun siyah ve beyaz ya da benim ve senin ürettiğin çözümü yok maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünen yansıtılan bir tablo var, beyin yıkanmışlıklar, ezbercilikler var...Bunlar hiç kolay değişecek şeyler değil ve belki de dünya yokolurken bile politikacıların yedikleri boklar yüzünden siviller birbirine çemkirecek, analar bu fabrikaya etten kemikten hammadeler yaratacaklar. Hükümetler verilen vergileri (kendi ülkende verdiğin kiradır, oturma bedelidir vergi ve karşılığını hizmet olarak alırsın bu da hakkındır) kendi ceplerine atarlar, karşılığında hala koltuklarında oturup sana hükmederler ama sen kendi çoluğunu çocuğunu o hükümetin politikası yüzünden kaybedersin. Ha, bunu kabul ettin mi bir de onu allı pullu vatanseverlikle pulladın mı demesin hükümetlerin keyfine!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'da asker yollarken Irak'a özgürlük götürüyorum, oraları kurtarmaya gidiyorsunuz asil askerlerim dendi. Kimseye ben oradaki doğal kaynakları sömürmek adına kıçımı kaldırırım yoksa bana ne ulan senin demokrasinden diyerek insanları gaza getiremezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm basit, talep edilecek şey de öyle; terör bölgesine gidecek askerin gerilla konusunda uzmanlaşmış eğitim almış, kendini bu işe adamış, inanan ve istekli bireylerden oluşacak. Artık bir memleketin erkek cinsi asker doğar ve asker ölür mantığı terkedilecek, profesyonel ordu kuracaksın. (Bu hala benim bu ideolojiye inandığım ve destek verdiğim anlamına gelmez, o zaman benim oğlum zaten bu uğurda da hizmet vermez sen rahat ben rahat ederiz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aaa ama o zaman dünyanın dördüncü kalabalık ordusu olamazsın, yüreğin şişim şişim kabarmaz, marşlarla insanları coştura coştura ölüme yollayamazsın. Geldi mi racona çizik? Olmadı tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en azından madem bu kadar savaşmaya, olayın öldürerek ve ölmeye devam ederek çözüleceğine inanan annelerimiz var, o zaman onların doğurdukları erkek çocukları da İSTEYEREK profesyonel orduda yerlerini alırlar, bunun karşılığında güzel maaşlarıyla ailelerine bakarlar ama ölürlerse de anneler ağlarken oğlum isteyerek bu yolu seçti deme hakkını ellerinde ve yüreklerinde barındırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu da çok kötü bir yazı oldu en iyisi mi biz Facebook'dan paylaş butonuna basarak ve birbirimize fikirlerimiz yüzünden sararak ülkeyi kurtaralım. Ha tabi, paylaşırkende hep senin istediğin doğruları paylaşalım, öyle herkesin doğrusu falan da neymiş?!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4274596209305491278?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4274596209305491278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4274596209305491278' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4274596209305491278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4274596209305491278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/11/facebookda-dunyay-kurtaran-adam.html' title='Facebook&apos;da Dünyayı Kurtaran Adam...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-175267797853989663</id><published>2011-10-26T02:19:00.000-07:00</published><updated>2011-10-26T02:19:46.229-07:00</updated><title type='text'>Annelerin Gücü Adınaaaaaa!</title><content type='html'>Bende eskiden pek çok insan gibi doğduğum ülkede ve hatta şehirde öleceğimi düşünür, babası askerlik yapanların nasıl da okullarını ve arkadaşlarını bıraktığına üzülür dururdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalova'ya taşındığımız zaman içimde oluşan öfkeyi anlatmak çok zor. Alt tarafı İstanbul, Yalova yani...O derecede bir mekana ve oradaki insanlara bağımlılık geliştirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçiliği asla ve asla bölücü, kafatascı bir duygu olarak düşünmedim. Hatta yıllarca, çok da şiddetli bir şekilde bunun ülkeyi bütünleştirici, vatanını seven insanın bir parçası olarak algıladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim dönemimiz dinci yobazlara karşı Atatürk ilke ve inkılapları dönemiydi. Atatürk'ün ışığında medeniyetin, gelişmişliğin, örümcek kafalılığın karşısında durmanın verdiği bir kendine güven vardı. İstiklal marşını söylerken, andımızı okurken, tek sıra iki örgülü, üniformalı, rahat! hazır ol!!! lu bir eğitim sisteminde evet itiraf ediyorum Milli Savunma dersinde gelen emekli askerin kendinden geçercesine anlattıklarından darallar geçirir, tarih dersinde her nedense hiç durmadan okutulan şanlı tarihimize biraz şüpheyle bakar olsam da halimden memnundum. Türk'düm, doğruydum ve çalışkandım...Hatta Osmanlılar nasıl da o kadar millete hükmetmiş vay anasını duygusuyla ürperdiğimi de bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım, bu üzerimize dikilen giysinin ilk sökülme aşamaları kendi ülkemden olmayan biri ile evlenmemle başladı. Hani bilirsiniz işte, klasik bir; " Senden olmayanla yürümez." anlayışı hakimdir ve genelde her kültürün içe kapalı kısmını oluşturan insanlar farklı olanı itekler, içeri almaz. Sonraları yapılan fikir tartışmalarında bu sefer yine sivil Ermeniler konu olduğunda kocamın karşı taraf gözünden "Ajanla mı evlendin kızım sen? Oraya karışmışsın da" tarzı zeka pırıltıları saçan diyaloglarına da gark edildim. Lise yıllarımda bu Osmanlıcılık da neyin nesi, herşey bu kadar adaletli ve şanlı mı tartışmasında sınıftaki bir öküzden tokat yemişliğim de var. Yani kısacası bu vatansever takımı tarafından vatan haini, kocası ajan, ne üdüğü belirsiz kadın sıfatlarını da aldım. (Arka plan, tebrikler şak şak şakkkk alkış sesleri...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı damat olayında ailem tutucu olmadığından bu şüpheci yaklaşım yaşanmadı ama şimdi anlıyorum ki nesiller boyunca insanoğluna kodlanmış olan değişim korkusunun altında yatan en büyük sebep sizi yıllarca siz yapan eğitim sistemi ve sosyal çevrenizin unufak olarak dağılması, herşeyin tepetaklak olmasından geçiyor. Ha, bizde İngiliz bir damadın gelmesi bazı suratıma bile bakmayan akrabaların karşısında statü yükseltmeme, işleri İngiliz soyad sayesinde sanki daha bir rahat almama sebep oldu ki bu değişim bile benim midemi bulandırdı orasını da esgeçmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim gel zaman git zaman bu insandan çocuklarım oldu. Türkiye'de birinci, Arap Emirlikleri'nde de ikinci...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de yaşarken ufaklık ana okuluna, ben çalışmaya başladım ve hemen sokağımızın sonunda yer alan (sokak Tarabya'da öyle ücra gelişmemiş bir noktada da değil) Yavrukurt Çocuk Evi'ne kaydolundu. İsmi yazıyorum üzerinden altı yıl geçti ve Yavrukurt Çocuk Evi bizim için Yavrukurt Bok Evidir hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz Türkiye genelini bizlere rahatlıkla yansıtan bu ana okulundan bahsedeyim biraz da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların yemek yemesi ilk aşamada önemli kılınmış olan, askeri zihniyette, bol Atatürk'lü, büstlü bir ortamdı bu mekan sağolsun. Espri yapılması, insanların gülmesi, eğlenmesi, severek isteyerek öğrenmesi gibi bir amaç yoktu. Ve hatta çocuklar ne kadar sıraya girerlerse, önlerine konulan yemek ne kadar bitirilirse, dersi de hiç ses çıkartmadan ne oranda dinlerlerse o kadar İYİ olduklarının sinyallerini alırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef, daha içeriye girmiş ufacık insandan mutsuz, kuralcı, vatansever ve Atatürk'çü, soğuk büstlerle donanmış, hazır ol ve rahat! la pozisyon değiştiren insanlar yaratmaktı. (Bu dini yobazlarda da çok görülen bir ortak noktadır, hayat mutsuzlukların ve acı çekmenin yeridir, cinsellik başta haz alınan tüm ihtiyaçlar ketlenmiş, haram kılınmıştır dikkatinizi çekerim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahları " İçtiğimiz can, yediğimiz kan olsun afiyet olsun afiyet olsun!" gibi bir tekerleme ile başlayan günler, yemeğini yemeyen öğrenciye zorla ağzına kaşık tıkarak ya da sofradan kalkmama cezası uygulayarak, yanlış yaptığı şey anlatılmadan " Git köşede düşün!" denilerek içine sıçılan bireylerden oluşan bir okuldu kısacası...Aaa bu arada tüm bunlar böyle boktanlık olsun diye de yapılmıyordu, veliler memnun, öğrenciler pek bir mutluydu kendilerince, bundan daha doğal ne olabilirdi ki zaten hem ne güzel bir disiplin de vardı bebelerin hayatında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim? Bu okul bazında ama genelleyemezsin diyorsunuz değil mi? Genellerim! Çünkü ben kırk yaşındayım ve okullarımızda Atatürkçülük adı altında askeri zihniyetle yapılan bu eğitim ve öğretim zinciri sonucunda oluşturulmuş "Vatanımı çok seviyorum ne mutlu Türk'üm diyene!" prototipinin Türk olmayan insanlar tarafından nasıl algılandığını kendi çocuklarımı yabancı bir erkekten yaptıktan sonra daha bir düşünmeye başladım. Bak sen şu allahın işine! Bu yalnızca milliyetçi unsurların öne çıkartılması ile de ilgili değil ben din dersinin zorunluluğuna da karşıyım birader. Efendim eee fazla mı oluyorum? Olabilirim ben de buyum ne yapalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna literatürde "Empati" deniliyor. Yani neymiş? Her insan kendi tecrübeleri doğrultusunda algılar hayatı, değil mi? Sen benim gözümle bakmak zorunda değilsin ama ben de senin gözünden görmek zorunda değilim. Bir de çok severek kullandığım " Algıda Seçicilik." vardır ki buna göre aynı ortama iki ayrı insan koy ve bir olayı seyrettir sonra da ne anladın? diye sor. Her iki insandan da tecrübeleri ve hayata bakışı açısından çok ciddi farklarda yanıtlar alırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kadar felsefeyi neden mi yapıyorum? Evet bu bir felsefedir ve bizim toplumumuzda her ne kadar tartışma kültürü birbiriyle küfürleşmenin köşesinden dönse ve çoğunlukla tersi ile noktalansa da felsefede " Bu mavi midir?" tartışması bile yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıt, vatansever insana göre " Kızım bırak bu çiçek böcek felsefesini de gerçeklere dön, bak bizim insanımız katlediliyor, savaş var savaşşşş, git kanını yerde bırakmaaaaa!" gibi bir durum da sözkonusudur her zaman için de ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatansever insan kendi toprağını, yaşadığı yeri benimser (bunun için vatansever olmak gerekmez ben şimdi burayı da seviyorum ama benim toprağım olarak görmüyorum) ve o alanı kendi otorite alanı olarak görür. Hani aynı hayvanlar alemindeki gibi, deriz ya sürüler olarak yaşayan attım şimdi aslanlar o bölgeyi otorite alanları olarak görürler ve sıkıysa sen gir bakim o alana, parçalar bırakır seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri oturalım doğru konuşalım, bu askerlik ve yırtıcılık, "Hadiii hadiii gel sıkıysa gel bak ben seni nasıl yamultuyorum!" felsefesi insana adrenalin pompalıyor değil mi? Hani boks yapar gibi yahu, rakibini yendikçe erkeklik hormonun ve şöyle güzelce kendine bir güvenin ortaya çıkıyor, öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı literatürlerde gücüyle masturbasyon yapmak derler buna, mesela yeni araba almışsın kırmızı bir yarış arabası ama çok şık hem de hızlı, tatmin oluyorsun ona her bindiğinde gibi...Burada da öyle, her kavga anında karşındakini agresifliğinle sindirirken bir tatmin duygusu yaşarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna bazı bilim insanları sadistlik diyor.Kendin kendi hak ve özgürlüklerini savaşarak almış bir millet olarak başkasının özgürlük ya da sana ait değilim ine kulaklarını tıkarsan sen biz özgür bir ülkenin kimseye tamah etmeyen evlatlarıyız safsatasını kendi yaptığın baskı rejimi ile sıfırlarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen milliyetçiliği vatanseverlik, herkesi kucaklama, öpme ve bağrına basma olarak algılayabilirsin ama soruyu şu şekilde değiştirip de sorayım o zaman, çocuklarını okula yolla ama tamamıyla farklı bir ülkede yaşa. Ne kültür senin kültürün, ne de dil senin dilin. Yalnız o ülkenin kuralları var o da şöyle; senin kültürünle ilgili hiçbir şey yok okulda, her sabah sen diyelim ki ben Arap Emirlikleri'ndeyim ve görev icabı burada yaşamak da zorundayım, oranın marşını söylemek zorunda çocukların. Ne mutlu Arab'ım diyene! dedirtiliyor. Kendi istiklal marşı, özel günleri dayatılıyor ama senden hiçbir şey okutulmuyor, hatta buna dini bile ekleyebiliriz sen Alevisin (attım şimdi) ama herşey sunni değerler üzerine oturtulmuş olarak sunuluyor. Sıkıysa okula alevilikle ilgili bir kültür sok yandın, sorgulamaya başladın mı emperyalist güçlere maşa mısın yoksa bölücü müsün sarkacı gider gelir bir sağaaaa bir solaaaaa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yooo! ben yalnızca bir düşünürüm....Ama İlhan Selçuk'un yazdığı gibi bizim ülkede "Düşünüyorsam Vurun!" Herşeyi bana anlatıldığı gibi değil de kendi kendime araştırmalarımla birçok birbirinden habersiz yazılmış kitaplardan biraraya getirdiğim olaylarla derlemeye, kendi duygularımı doğru ve yanlışlarımı anlamaya çalışan bir meraklı diyelim bana. Acemice...Ötesi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beğenmezsen çek git kardeşim zorla mı?!" Yani rejim benim rejimimdir, sen bu rejime katlandığın sürece, benim gibi hayata baktığın ölçüde sevilir ve sayılırsın. Kuralları değiştirip de farklı düşünmeye başladın mı ülke bölücü, eskiden solcuydu bunun adı çünkü adam attım şimdi Allah'a inanmıyorum diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soruyu tekrar değiştirerek soruyorum. Din bakımından yobaz bir ülkede "Ben ateistim arkadaş!" demekle Türkiye'de ben şu yaşa gelene kadar "Ben Atatürkçü değilim!" ya da "Milliyetçilikten hazetmiyorum." demek aynı toplumsal tepkiyle karşılaşmak demekti. Doğru mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman yanlış anlaşılmasın ben Atatürkçü değilim falan gibi bir şey demiyorum ama Atatürk'ün hata yapabileceği düşüncesinin de tartışılabildiği, obejktif olarak liderlerin ve tarihin konuşulabildiği, her şeyin anlı ve şanlı olmadığı bir ortamı özlüyorum ne yapayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçi ve Atatürk'le ilgili hiçbir konuda taviz vermemecesine tapma noktasına getirmiş bir kalabalığa "Ben ateistim!"dediğimde "Hı?! İyi iyi! Olabilir!" ama milliyetçiliği bir tartışalım arkadaş dediğimde savaş çıkması noktasına gelinmesi bende çifte standart duygusu yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimde yapamadım ama andım var çocuklarımda bunu başaracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları ben yetiştiriyorum ve pek tabi ki büyük bir kıvanç ve gururla kendi doğrularımı onlara aktaracağım. (Bu ne büyük bir kuvvetmiş allahım şükürler olsun sana :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları bir dinin höt zöt, cehennemde yanarsın, çarpılırsın, din ahlak duygusu getirir, din yoksa ahlak da yoktur safsatası yerine, evrensel insani duygularla, vicdanla eğiteceğim (ve eğitiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir dinin yaptırımları, ve yapmamaları gerekli listesi beni bağlamadığı gibi çocuklarımı da bağlamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhları ve zihinleri hiçbir ülkenin vatan sağolsunları ile değil sorgulamalar ve kendilerine göre doğru ve yanlışlarla şekillenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lideri takip etmeyecekler, kendi kendilerinin lideri olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her köşesine yardım etmek için gidecekler, yardım ve sevgi için yaşayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlıkların karşısında bireysel ve olay bazında duracaklar, kimseyi genellemelerle sınırlamayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu anne olmanın büyük kudretiyle yazıyorum ve şu an ellerim titriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerindeki her ülkenin güzel yemeklerinin tadına baksınlar, her vatanın insanıyla açık kapalı siyah beyaz konuşsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en fevkalade mutfağı bizim ya da dünyada bizim liderimizden daha büyük biri yoktur, dinimiz son dindir artık bunda geliştirecek eklenecek hiçbir şey bulunamaz larla değil herşeye soru işareti ile bakan, araştıran ve sorgulayan bireyler olsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son söz, herhalde ben bir erkek olarak dünyaya gelseydim kıçımda bomba patlarken ölen bir düşünür olurdum. Asker değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gerçekleri dile getiren ses girer; "Dream on babe!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sahne kapanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-175267797853989663?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/175267797853989663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=175267797853989663' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/175267797853989663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/175267797853989663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/10/annelerin-gucu-adnaaaaaa.html' title='Annelerin Gücü Adınaaaaaa!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3517037116623886848</id><published>2011-10-25T00:08:00.000-07:00</published><updated>2011-10-25T00:09:09.406-07:00</updated><title type='text'>Milliyetçileştiremediklerimizden misiniz?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Kardeşlik ve milliyetçilik karşıtlığından bahsederken hep o yapılan yanıltma da tekrar ediliyor. "Gerçekleri görmüyor musun?!!! Benim halkım bombalanıyor, öldürülüyor ama sen uyuyorsun! Tepkini koy!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse daha açık yazayım!!! Ben Kürt, Türk, Çin Halk Cumhuriyeti milliyetçiliğine ve diğer bilimum ülke milliyetçiliklerine&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&amp;nbsp;de karşıyım!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Yani daha açıkça ve vurucu versiyonu; TÜRKÇÜLÜK DÜŞMANI DEĞİLİM, TÜM MİLLİYETÇİ VE DİNİ TANIMLAMALARA GICIĞIM VAR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Türkiye için de, BAŞKA ÜLKELER için de düşüncelerim SABİTTİR. Nasıl yabancı bir ülkede yaşarken o ülkenin milliyetçi, ırkçı, dinci kısımından uzak duruyorsam, kendi ülkemde de aynı şekilde düşünenden uzak kalırım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Dünya üzerinde beslenen savaşların, ve terörizm'in ana 2 kaynağının olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birincisi DİNDİR, ikincisi MİLLİYETÇİLİK (Başka ülkelerdeki adıyla IRKÇILIKTIR).&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Aslında belki de takılan maskelerin ismi din ve milliyetçiliktir çünkü köklerin anası her zaman EKONOMİYE dayanır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Fakat hiç düşündünüz mü bilmem, diğer hangi konular sizce ölürken ve öldürürken bile iyi hissettirebilir? Sanırım, "Abi işte yıllardır işim yok, para sıfır,içim öfke dolu gebertiyorum." dan ziyade "Vatanım için..." ya da " İnancımın gereği uyguluyorum." demek daha bir şaşalıdır. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Hiçbir din veya millet, diğerinin üzerinde yaptırım uygulama, baskı yapma, benim gibi düşüneceksin davranacaksın tarzı üstünlük taslama hakkına sahip değildir ve olmamalıdır. Etki olmadan tepki gelmez. Bu şartların sağlandığı ortamlarda herkes kendini eşit ve huzurlu hisseder sorun çıkmaz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;Burada Atatürk'ün milliyetçiliği uyguladığı dönemin özelliklerine girme niyetinde değilim ama artık Fransız İhtilali ile ortaya çıkan ve çok uluslu imparatorlukların yıkıldığı ve küçük ülkelerin kurulduğu dönemle zamanımızın arasında büyük farklar vardır. O dönemde bir ülkenin kurulması için o duygu elzemdi yapıldı ve bitti. Artık dünya, dünya vatandaşlarınındır. Herkes eşit eğitim sağlık hizmeti alma hakkına sahiptir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;BUNU GEREK DİN GEREK MİLLET VEYA IRK FARKLILIKLARIYLA SÖMÜREN ZİHNİYETLE İŞİM YOKTUR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden, Türklüğü öne çıkartan, Kürt vatandaşımız dense de, anne veya baba kişiliğine bürünmüş bir edayla; " Bak, deprem oldu seni Kürtsün hala bağrıma bastım ve basıyorum. Taşlıyorsun, yapıyorsun, ediyorsun (Kürtlükle ilgili genelleme milliyete bağlı ayrımlaştırma) yine de yardım elimi uzatıyorum." tarzı paylaşımlardan sıkıldım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Burada, YARDIMA MUHTAÇ KÜRT diye bir şey yoktur, yardıma muhtaç olup bunu minnetle kabul eden veya kabul etmeyi kendince sebeplerle istemeyen İNSAN vardır. Orada göçük altında kalmış ölümle pençeleşen insan mı taşlıyor küfür ediyor yoksa o bölgeye yardım gelmesini kendi çıkarı için engelleyen politik safta yerini almış insan mı? Bu bile kendi içinde bir sürü cevabı barındırabilir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Hatırlayanınız var mıdır bilmem, Türkan dizisi ekranlarda verilirken bölgeye tıbbi yardımın gelmesine engel olan çünkü oradaki halkı kendine göre evirip çevirememekten korkan ağalar vardı. Hala da vardırlar...İşte öğretmenleri, doktorları katleden, sürekli oradaki güvensizlik ortamından faydalanarak ve dini kullanarak insanların beyinlerini felç eden kuvvet bunlardır. Unutmayalım ki eğitilemeyen, sosyal hakların ulaşmadığı, terör dışında ismi cismi anılmayan o bölgelerden bu şekilde insanların çıkması da son derece doğaldır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Tepkim çok şeye ama bunlardan en önde gelenlerinden bir diğeri,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;İNSANLIĞINI &amp;nbsp;BIRAKIP MİLLİYETİNİ VE FARKLARINI ÖNE ÇIKARTARAK TANIMLANMIŞ HABERLERDİR.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;Benim düşünceme göre;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Türk'üm iyiyim doğruyum çalışkanım diye bir şey yoktur, Türk'lerin arasında da diğer her milletten insanda olduğu gibi kötü, ahlaksız, ruh hastası, işkenceci vb özellikten insanlar bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk ordusunun içinde bir sürü Kürt kökenli askerimiz de bulunmakta, şimdi oraya yardıma gidenlerin Kürtlüklerini ve Türklüklerini mi yoksa insanlıklarını mı sorgulayacağız?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Türkiye coğrafyası sürekli kaynayan bir kazan gibi... İlk okuldan bu yana (sağcılık solculuk ve terör) kırk yaşıma geldim hep aynı konular, şimdi ismi milliyetçilik, Atatürkçülük karşısında Allah'cılık ve din olarak değişti, içinde debelenen ve bir türlü aydınlığa kavuşmayan bir mekanizma işletiliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Ordunun içinde yaşanılanlar ya da varolanlar paylaşıldığında vatan haini olursun, dini konulardaki soru işaretlerini paylaşsan dinsiz pislik olmakla suçlanırsın. Dışlanırsın.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Hiç düşünülemez ki her kurumun içinde ismi bembeyaz bir sayfa gibi olması gerekirken bile bir sürü çarpıklık yaşanabilir. &amp;nbsp;Bütün bu safsatalar bırakılıp da bilime, spora, çevreye bir türlü sıra gelmez. Korkarım dünyanın sonu gelirken de Türkiye coğrafyası üzerinde birbirini yemek için bekleyecek gruplar olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOLAYISIYLA, DÜNYA GEZEGENİ ÜZERİNDE YAŞAYAN BAŞKASINA İŞKENCE ÇEKTİREN, YOLDA YÜRÜYEN İNSANI BOMBALAYAN, YARDIM ELİNİ UZATANA SİLAH DOĞRULTAN, DİNİNİ MİLLETİNİ ÖNE ÇIKARTIP KENDİNCE DİĞERLERİNE BENİM GİBİ DÜŞÜNÜP BENİM GİBİ YAŞAYACAKSIN ALLAHTANDIR, BİZİM LİDERİMİZDENDİR ŞUDUR BUDUR DÜŞÜNCE SİSTEMİNE TAMAMIYLA KARŞIYIM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKMÜŞ, KÜRTMÜŞ, ERMENİYMİŞ, İNGİLİZMİŞ, ÇİNLİYMİŞ, YUNANLIYMIŞ... UMURUMDA BİLE DEĞİL!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHLAKSIZLIK, DUYARSIZLIK, GÖZÜ DÖNMÜŞLÜK O MİLLETİN GENLERİNE KODLANMIŞ BİR ŞEY DEĞİLDİR, İNSAN BAZINDA DEĞERLENDİRİLMELİ, CEZASI DA O KİŞİYE İNDİRGENEREK GENELLEME YAPILMADAN VERİLMELİDİR. BUNUN İSMİ DE HUKUKTUR. EĞER HUKUK DENİLEN MEKANİZMA OLMASAYDI AYNI BU İSTENDİĞİ GİBİ OLAY KAN DAVASINA DÖNÜŞÜRDÜ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOLAYISIYLA TERÖRİST, KATİL, TECAVÜZCÜ vb...OLMAYI SEÇMİŞ KİŞİ KANUN KARŞISINDA YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR, BUNA KİMSENİN EMPATİ YAPMASI BEKLENEMEZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UMARIM BUNDAN SONRA YAZDIKLARIM YA DA FİKİR PAYLAŞIMLARIM TERÖRİSTE EMPATİ GİBİ BİR YANILSAMAYA GÖTÜRMEZ.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3517037116623886848?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3517037116623886848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3517037116623886848' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3517037116623886848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3517037116623886848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/10/milliyetcilestiremediklerimizden.html' title='Milliyetçileştiremediklerimizden misiniz?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7944720796974187179</id><published>2011-10-12T04:43:00.000-07:00</published><updated>2011-10-12T04:43:52.733-07:00</updated><title type='text'>BPA İle İlgili Gördüğüm Yanıltmalar</title><content type='html'>BPA ve pet şişeler diye araştırma yapıldığında hemen en fazla tıklanma alan yazılar geliveriyor ekrana. Bunlardan birincisi Ahmet Rasim Küçükusta'nın yazısı ve diğer yazıları, bir başka hemen manşet; FATİH ALTAYLI YAZDI DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerleri aynı bizim memleket üniversitelerinde yapılan akademik araştırma çalınması ve bu yolla prof olma tadı veren kopyala yapıştır mantığını kullanılması. Sanki medya medya değil, gazeteci gazeteci değil mahalle karısı. Hemen al birisi yazmışsa onu kopyala kendi sitende yayınla aman ne güzel, aferim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu köşe yazılarında kendimce sorduğum soru acaba pet şişeden kasıt plastik şişeler midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer öyle ise de yanıltma çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü plastik şişe olarak genellersen hata yaparsın. BPA maddesi için özellikle 7 ve 3 numaralı plastiklerden uzak durmak gerekiyor (PC, PVC) Diğer numaralarda bu tür bir akma tespit edilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu öğrenmek için benim daha önce yazdığım BPA yazısına gitmek ya da Wikipedi ye bakmak yeterli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PET şişeler denildiğinde yine bir yanlış çünkü esas plastik alınmak zorunluluğu var ise alınması gereken PC, PVC dışındaki PET plastiklerdir. Artık evlerimize sular cam şişelerle gelmediğine göre elimizde böyle bir alternatif de bulunmadığına göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh bu tür konular pek de prim yapmıyor zaten ama alt tarafı hadi kendinizi geçin de şu çocuklarımıza kullandığımız plastiklerde rakkam okuma alışkanlığı kazanın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi kolay gele!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu bahsettiğim yanılsamaların olduğu birkaç yazıyı burada verdim ama araştırma iki kelime ile yapılabilir, bu konuda daha fazla bir şey yazmama gerek yok, isteyen daha önce yazılmış olan BPA yazılarıma bakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/09/11/yazilar/tip-yazilari/modern-hayat/pet-siseler-ve-damacanalar-gercekten-zararli-mi-"&gt;http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/09/11/yazilar/tip-yazilari/modern-hayat/pet-siseler-ve-damacanalar-gercekten-zararli-mi-&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2010/09/05/hakkimda/plastiklerdeki-gizli-tehlike/"&gt;http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2010/09/05/hakkimda/plastiklerdeki-gizli-tehlike/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haberdisk.com/bpa-icermeyen-pet-siseler-damacanalar-biberonlar-hangileri-kanser-etkisi-yapiyor/"&gt;http://www.haberdisk.com/bpa-icermeyen-pet-siseler-damacanalar-biberonlar-hangileri-kanser-etkisi-yapiyor/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;(Bir tek burada kafa karışıklığı yapılmamış)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7944720796974187179?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7944720796974187179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7944720796974187179' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7944720796974187179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7944720796974187179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/10/bpa-ile-ilgili-gordugum-yanltmalar.html' title='BPA İle İlgili Gördüğüm Yanıltmalar'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-1871610372104391036</id><published>2011-07-18T00:33:00.000-07:00</published><updated>2011-07-18T02:07:48.026-07:00</updated><title type='text'>Arap Emirlikleri'nde Yaz Ayları.</title><content type='html'>Kısaca nefret ediyorum desem?!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatın alışveriş, megamall, geceleri pub, konserler şeklinde algılatılmasından. Gerçeklerin yok sayılmasından, bir türlü mütevazi bir hayat tarzı yaşayamamaktan...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İngiltere'ye gidersiniz kültürel olarak çoook zengin olmadıkça kadınların kuaför bilmediğini, tarz giyinmediğini, ortalama yetecek kadar bir yaşam biçiminin oturduğunu, kimsenin kimseye "Aaa şekerim ama olur mu, bak ben şimdi manikür pedikürcüden geliyorum." dediğini duymazsınız. Hatta çok zenginin bile üstü döküktür, (dökükten kastım kokması pis olması anlamına gelmiyor o maşallah İstanbul'un toplu taşımalarında yaşanan gibisini ben hiçbir yerde görmedim.) Genelde kimseyi kıyafetleriyle değerlendiremezsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tamam hava soğuktur, belki sürekli yağmur yağmaktadır ama ona göre giyinir yine de bir dışarı çıkar, en kötüsünden şemsiyenizi açar, ne bileyim en kalın kıyafetlerinizi giyer öyle dolaşırsınız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanada gibi sosyal olarak gelişmiş ülkelerde ise öyle buradakiler gibi her kapı dışarı çıktığınızda çocuklarınıza vereceğiniz her bir aktivite kalemi için ananızın dingili para ödemek zorunda bırakılmazsınız (yazın)  çünkü eğitim bu ülkelerde ticaret aracı değildir, o ülkenin gelecek nesilleri için ayrımcılık yapılmadan yapılan bir yatırımdır. Zengin ya da fakir her çocuğun aynı eğitim kalitesini aynı şartlarda alması hakkı tanınmıştır ama gelişmemiş ya da yalnızca gelişmeyi megamall açmak, ralli yapmak, at yarışında fotoğraf çektirmek gibi algılayan ülkelerde paran varsa en güzel eğitim olanakları elinin altına serilir yoksa ve naif bir insansan ızdırap çekersin. Bu ülkenin en büyük dezavantajı iklimsel şartları yoksa çok parası olup yazın serin bir yerlere gidip yaşayacak kışın buraya dönecek insanlardan bahsetmiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buralarda yaşayanlar bilir, daha okullar tatil olmadan bir hafta önce aileler ya kendi ülkelerindeki evlerine ya da annaanne/babaanne dedelere kaçarlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Muhakkak klüplere üyelik vardır, site içerisinde kırk milletin kırk halkı birarada yaşadığı ve bizim eski zamanlardaki gibi hüraaa mahalleye salınmadıkları için illa ki çocuklar bol bol aktivitelerle oyalanmak zorundadır, aksi taktirde ev ya bilgisayar ya da televizyon karşısında biten günlere gebedir. Burada maalesef okullar dışında sosyalleşme bile paran varsa olabilecek bir lükse dönüşmüş durumda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aktiviteler dışında o ballandıra ballandıra anlatılan, fotoğraflara konu olan, yazılan çizilen hayatın her dakikasına bilmemne kadar para ödenir, ele gelen maaşla öyle bir hayat yaşanır ama artık ilerisi ne olacak, ev nasıl alınacak, emeklilikte ne yiyip içilecek ya da çocuklar üniversite zamanı nasıl okutulacak gibi düşünceler belki bir onbeş yıl kadar rafa kaldırılır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunu yapan insanlarda bol, mesela karı koca çalışıyor çocuğuna bir doğumgünü partisi sanırsın çocuk evleniyor, oteller ayarlanıyor, içine binbir aktivite yerleştirilmiş organizasyonlar evlere çağırılıyor ya da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün bunlar bende bayağı bir birikmiş galiba. Zaman zaman her kadın gibi giyinip kuşanıp kikirik uzun topuklu ayakkabılarımla salınma niyetim gelip gitse de her zaman bunlara özenip yaptığım ve kazığın allahını yiyip eve getirdiğim hiçbir kıyafeti ya da o şekilde ayakkabıyı gündelik hayatımda kullanmadığımı görüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kilo alıyorum, veriyorum, yaşlanıyorum ve bu kadar dikkatli olmama rağmen artık belki ilerde kızım giyer ne yapayım diye sakladığım böyle bir sürü parçam oldu onu fark ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kocam hala direnmekte, bir tane iyi kalite kotunun üzerine giydiği belki üçü geçmeyecek ele gelen tshirtü ile yaşayıp gidiyor garibanım. Benim kendimde sinirlendiğim oltaya gelme durumlarım. Bu da işte ne kadar dirensende zaman zaman gelen aman yaşlanıyorum bunlar son üzerimde bir şeylerin durduğu dönemler kaçırmayayım, güzel olayım alımla salımla dolaşayım falan derken yine kot üzerine giy tshirt, terlikler çık dışarıya, sonuç bu.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet dedikleri gibi gençlik geçiyor be kardeşim, bir kere dünyaya geldik anasını satim tamam anladık da aldıklarını giyecek sosyal yaşamın olmadıktan sonra neye ve kime para veriyorsun a salak?! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eşimin babası hastalanıp da İngiltere'ye gitmek durumunda kalmasıyla bu allahın sıcağı elli derecelik yerde her dışarı çıkıldığında alışverişten başka bir şey yapılmayan zihniyetle artık kendimin yaşayacağı, çocuklarımın gönlünce koşup oynayacağı, kendi dillerini rahatça konuşup diyaloğa geçebilecekleri bol arkadaşlarının olacağı yerleri özlemeye başladım. bu da dırdırdan öteye geçmeyecek bir durum biliyorum, ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin çünkü. Mecbursun gelecek için katlanacaksın. ama bunun için çocuklarını altı ay kapalı mekanlara hapsedeceksin, pencere açıp evini havalandırmayı unutacaksın, sürekli içi köfeke tutmuş Ac lerle yaşayıp gideceksin, şöyle pencereden gelen hafif hafif esintinin tülü oynatmasını özleyeceksin be kardeşim! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Denilecek ki belki " E gittin çölün ortasında yaşıyorsun ne bekliyorsun ki daha fazla?" Bende diyorum ki evet doğrudur çölün ortasında yaşıyoruz ama neden? Yaşam ve çocuklarımın okul standartlarını yükseltmek, geleceğim için Türkiye ve İngiltere'de biriktiremediğim parayı biriktirebilmek uğruna...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani kısaca demek istediğim buraya gelen ve bizlerin şartlarını paylaşan orta halli, gelecek telaşında, öyle alışveriş giyim kuşam megamall kültürünün bir parçası olmak bir yana, tamamıyla karşısında duran insanlara anlatılan "Ayyy tatlımmmmm bugünkü at yarışı çok fevkaladeydi değil mi?" muhabbeti bir anlam ifade etmiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü o hayata yetişemiyoruzzzz, kısaca ben yetişemiyorum. Pantalon alıyorsun, bluzu çıkıyor, bluzu alıyorsun, çantası geliyor, arkasından ayakkabı telaşına düşülüyor, e olmadı onu bütünleyen bir de parfüm ve iç çamaşırı olmalı, e o da olmadı böyle giyinen kuşanan birinin evde saç baş bir tarafta yer sildiğini balkon yıkayıp bahçe süpürdüğünü düşünebiliyor musun? Ya da delirmiş şekliyle çocuklara yemek hazırlayıp bir yandan ödevlere yardım edip diğer yandan aktivite bulmak için kıçını yırttığını? Olmaz...Ha bir de al işte en son bir topuklu son derece seksi bir ayakkabı aldım ne oldu, iki giyişimde de yarım saat yürüyüşten sonrasını ayaklarımı nereye koysam diye düşünerek geçirdim. Rahat değil kardeşim! Kikirik kıyafetler güzel belki ama rahat değilllll! Mesela şu aralar askısız elbiseler moda, üst kısım lastikten altı bilek altı etek, askısız sütyen giy aman allah ne rahatsız, sinir olursun, askılı giyiyorsan askısız elbiseyle işine ne o zaman?! Alttan bambaşka renklerde tonlar ama artık ben öyle yapıyorum başka çare yok ne yapalım? Bir şey modaya dönüştü mü mubarek başka klasik bir tarz da bulamıyorsun ki.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erkek olsaydım bu kadar masrafı sürekli kendine yapan bir kadına karşı ne hissederdim bilmiyorum, kokuşuk bakımsız bir karşı cins istemez hiçkimse elbette ama her işi için birilerine koşturan, parmağını kıpırdatırken bile parasını oynatan insanları kastediyorum, hiççç işim olmazdı onu biliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Örneğin aklımdaki çelişkilerden biri günümüzün kadınları kilo almaktan şikayetçi ama gel gör hadi cam sil de burun kıvırır, evinin işini yap ıııggghhhh çok sıkıcıııı der. E kardeşim çalışıyorsanda hep oturduğun yer o sandalye, nasıl olacak bu iş? Hadi koşşşş fitness center a bir dolu parayı da orada harca ama eve geldiğinde pelte gibi bir leydi(!) olduğun için yine vitesi geri tak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demek kiii bu bütünüyle algılanması gereken bir hayat tarzı ve ben bırak sevmeyi canı gönülden bu mentaliteden nefret etmekteyim. İngilizcedeki bazı kelimeleri çok seviyorum mesela trapped, zorunluluktan  ötürü o işe mahkum kılınmak, zincirlenmek, hapsedilmek benzeri bir kelime...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu memlekete gelirken de gerçeklerin, nasıl bir hayatın, kime neye göre ne olduğunu düşünmek, hesap etmek, beklentileri ona göre hesaplamak ve zaman zaman kendi mantalitene tamamıyla ters gelen yaşamı da idame ettirmek zorunluluğu doğuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım bize verdikleri karşılığında hayatımızı mantıki doğrularla burada devam ettirirken aklımızdan çıkartmamız gereken de bu :(((  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-1871610372104391036?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/1871610372104391036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=1871610372104391036' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1871610372104391036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1871610372104391036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/07/arap-emirliklerinde-yaz-aylar.html' title='Arap Emirlikleri&apos;nde Yaz Ayları.'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6387972540380562760</id><published>2011-07-02T10:01:00.000-07:00</published><updated>2011-07-02T12:20:49.802-07:00</updated><title type='text'>Lazerle Varis Operasyonu Hop Şina Şinanay Mı?</title><content type='html'>Lazer denildi mi aklımıza milletçe hemen Star Wars filmindeki sahnede insanları acısız ve anice ortadan ikiye ayıran lazer kılıçları geliyor değil mi? &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Varisi lazerle aldırtacağım denildiğinde de " Aaaa ne kadar kolay, yatırmıyorlar bile gir çık çantada keklik! Hadi biz de olalım lay lay lom!" havası yaratılıyor, öyle mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyle. Küçümsenecek kadar basite alınmış o kadarını söyeleyeyim! &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiye kadarki bütün ameliyatlarımda düşündüğüm şey bugün de başıma geldi, "Gerçekler anlatılsa zaten hayatın boyunca varisinle yaşar gidersin." dedim kendi kendime. Zaten o zaman kimse hiçbir konuda ameliyat olamazdı ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine her zamanki gibi ameliyat masasında yatarken ve lokal anestezi ile sol bacağıma bir şeyler yapılırken kendimi zaman makinasına koydum, tıbbın ne derece ilerlemiş olduğunu düşündüm, Ortaçağ'da bir ameliyat sahnesi getirdim gözümün önüne, hani o tp kitaplarında anlatılanlardan, çevremde doktorluğu insan bedenini kesip biçerek test etmeye çalışan insanlar (pek tabi ki erkekler) ve çığlık atan bir zavallı hasta...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra seyrettiğim ama kitabını da okumaya kalbimin dayanmayacağı bir fikre takıldı kafam, "Never Let Me Go" Done olmak için kopyalama tekniğiyle fabrikalaştırılmış insanların hayatlarını düşündüm. Oradaki insanların nasıl dört beş ameliyattan sonra artık masada kaldıklarını, gencecik bedenlerin ne derece acı çektiğini...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi kendime saydım da bu benim dörtbuçukuncu ameliyatım. Bunu lokal anestezi ile olup hemen kalkarak eve gitmeyle yarımdan sayıyorum. Bir hafta sonra aynı bacaktaki kısa olan damar için kalan işlem tamamlanmış, bacak iki harekette bitirilmiş olacak ama artık tek umudum bunun sonuncu olması. Neredeyse Never Let Me Go daki bir sayıya ulaşacağım yani bu gidişle. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bendeki varis sorunu ta 23 yaşında falan başladı, yalnızca sol bacak, azıcık bir çıkıntıydı o zaman ana damarın üzerinde, o kadar. Zaten babama gösterdiğimde; "Ya de git! bu yaşta varis mi olur?!!!" şeklinde ilgilenme durumu bile reddedildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıllar geçtikçe sevgili minik varisciğimin yerini koruması bir kenara, artık iki doğumdan sonra bayağı bir sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Hele de Arap Emrilikleri'nin bu yarı fırın sıcaklığı işi daha da ilerletti ve sol bacaktaki sızlama, daha çok sağ bacağa yüklenme durumu arttı. Bacak bacak üstüne atınca özellikle fark edilir ve hatta o pozisyonda kalınamaz hale getirdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pek tabi ki burada da iş kontratına dahil edilmiş farklı sigorta şirketleri var, ilk geldiğimizdeki 3 sene kadarki zamanda bir kere acaba diye gittim ama reddedildi. Allah'tan üç sene önce çok memnun kaldığımız bu şirkete geçildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi uygulanan prosedürü anlatayım. Öncelikle varisli bacağın kontrolü ultrasonla yapılıyor. Sorunlu damara gelindiğinde bacağın altından baskı uygulayarak ekrandaki atıma bakılıyor. Benim dediğim gibi yalnızca sol bacakta sorun vardı (Allah'tan) Şu an iki bacağın aynı anda operasyon geçirmesi durumunu hele de çocukla kesinlikle düşünemiyorum da...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse, sağlık sigortanız varsa bu ultrasonlar sigorta şirketine gönderiliyor ve cevap bekleniyor, olumlu ise zaten size bildiriliyor. Ameliyat için karşılıklı uygun bir tarih belirleniyor. Ben her zamanki gibi çocukları babalarına bırakıp kendim gittim, iyi ki arabayla gitmemişim, hemen kalkıp eve gidiyorsunuz çook kolayyyyy nedir kiiii! safsatasına da kanmamışım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir odaya alındım, üzerimdekileri iç çamaşırı kalacak şekilde çıkarıp ameliyat kıyafeti ve terliklerini giydim. Yine tecrübelerle sabitlendiği için bol elbise giymiştim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Operasyon öyle dediğim gibi bir iki kişilik değildi, odada hemşire, doktor, iki kişi daha vardı. Ultrason tekrar yapıldı, damar keçeli kalemle işaretlendi. O sırada tabi hissedilen yine o ameliyat odasındaki ileri derecede soğuk...Ana damar hemen dizin altından kasığa kadar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün bacak tentürdüyotlandı. Oturma pozisyonunda iğne uygulandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk hissettiğim, bir karıncalanma ve mide bulantısı atağı oldu. Sonra ben bakmadım, zaten o anda anlıyorsun hani filmlerde vardır kanı görüp bayılma durumları, kendimi aynı o halde hissediyordum, bakmama olanak da yoktu, işaretlenen bölgeden incecik bir hortumu damara soktular. (Onu da ameliyattan önce doktorum demişti olayı anlamanız için internetten araştırın, biz her adımı anlatıyor olsak da bir bilginiz olsun, oradan biliyorum) O sırada belki de bayılma riski için bir tane yardımcı yatakta arkamda bekliyordu, sordular ne hissediyorsun ve yavaşça yatırdılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sefer sanırım ikinci bir şey daha sokuldu bacağa, lazeri onunla uyguladılar. Bu işlem kan damarına uygulandığı için oldukça kanlı da aynı zamanda. Sürekli bacakta hissedilen, soğuk bir şeyler uyguladıkları, akışkan bir madde, onunda ne olduğunu bilmiyorum yalnızca hissettiğim o. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci işlem uygulanırken doktorum sürekli benimle konuştu ve acı hissettiğiniz an söyleyin diye uyardı. İşin ilginç yanı sanırım bu benim yapımdan da kaynaklanan bir şey, stres anında bağırsaklarımı etkiliyor ve verilen ilaçlar bağırsaklarda ani bir hareketlenme yarattı, tuvalete koşup sancılar içinde kıvranılacak türden değil yalnızca hareketli işte...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Derken lazer uygulaması yapıldı, ondan önce mi ya da sonra mı tam olarak hatırlamıyorum ama kasığa kadar yine belki altı yedi tane iğne yapıldı, kasık kısmında özellikle çok sevimsiz bir tecrübeydi, bütün iğnelerin yapılışını hissettim, dereceleri farklıydı yalnızca. Ve iğnelerin ardından sokulan ne varsa geri çıkarıldı yavaşça...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bacak hemşire tarafından sert hareketlerle temizlendi (o kadar tentürdüyot ancak öyle gideceği için) ve yavaşça kaldırıldım. Üstümü değişmek için hemşire bana eşlik etti, nasıl hissettiğimi sorup durdular. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağır bir ağrı kesici verildi, eğer ihtiyacım olursa iki doz alabileceğim söylenildi ve eşim gelip çocuklarla beni hastaneden aldııııı. Eve geldik, anestezi devam ettiği için azıcık bir sızı ve hafif bir topallama dışında pek bir şey yoktu ve hatta masanın tozu, azıcık yerlerin pisliğini bile hallettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra eşim ben rahat edeyim, dinleneyim diye çocukları dışarı çıkarttı belki bir saat...Kasıkta yanma, bütün bacağımda aynı şekilde, üzerine basamama, otursam olmadı, yatsam olmadı, geri geldiklerinde zırlamaya başlamıştım artık. İkinci doz ağrı kesici...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yattım...Belki bir saat uyandığımda acı %80 azalmıştı, en azından sağa veya sola döndüğümde bir bacak diğerinin üzerine biner ya onu yapabilir hale gelmiştim.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalktım...Saat neredeyse 22:00, bağırsaklarım halen faal. Mide bulantısı çoook hafif ama backround da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haftaya ikinci operasyona alınacağım. Bu sefer dediğim gibi anadamara göre kısa damarda işlem yapılacak. Her bir operasyon sonrası hava alabilen ama dar, kasığa kadar bir çorap giyiliyor, ayak parmaklarını kapatmayan ve rahatsız etmeyen ama haminne görünümlü bir çorap bu. Operasyonun ertesi günü duş alınıp tekrar giyilecek, uyurken dahi 15 gün boyunca çıkarılmayacak. Bu dönem sırasında pek tabi ki güneşlenme, yüzme gibi faaliyetler yapılamayacak. Operasyon sonrası dinlenme iki gün denildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım yarın herşey çok daha normale dönüşecek. Yani, umarım öyle olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısaca söylemek ve yazıya nokta koymak gerekirse, en ufak bir şey diye küçümsediğimiz her türlü operasyon iriti edici bir deneyim de aynı zamanda. Bu unutulmamalı. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6387972540380562760?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6387972540380562760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6387972540380562760' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6387972540380562760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6387972540380562760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/07/lazerle-varis-operasyonu-hop-sina.html' title='Lazerle Varis Operasyonu Hop Şina Şinanay Mı?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4722667009476012376</id><published>2011-06-25T23:59:00.001-07:00</published><updated>2011-07-07T00:51:59.810-07:00</updated><title type='text'>IPad? Android? Lap Top?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Beni artık anlamışsınızdır, teknolojiyi çok seven bir yapım var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;İnternet hayatımı ele geçirmiş falan değil (geçirse de kime ne?!) ama girip de tek kuruş ödemeden okuyabildiğim, normal şartlar altında ulaşamayacağım gazeteyi, paylaşım siteleri vasıtasıyla dünyayı takip etmeyi, ta ilkokul arkadaşımla bile görüşebilmeyi ve çocuklarını görmeyi, görüntülü görüşme yaparak ailemle özlem gidermeyi neden reddedeyim ki?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Teknoloji korkusu bir yerde o işi kotaramadığını düşünmekten öte değil, kurcaladıkça yapılabilenler inanılmaz, bir yirmi yıl önce hayali bile edilemez boyutta.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Mesela, kim istemez A4 büyüklüğüne yakın bir tablet bilgisayarla ekrana dokunarak interaktif bir dünyaya adım atmak, aynı sayfada gazete, kitap okumak, aynı ekranı kullanarak film seyretmek, oyun oynamak, yazı yazmak, not almak ve görüşme yapabilmek...İnanılmaz değil mi sizce de?&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Bana gelince...&lt;span style="color:black"&gt;Genelde yeni çıkan şeyleri, eğer ihtiyacımız olduğunu da düşünürsem (mazeret), tam bir gözetleme moduna giriyorum ve bu durum bir süre böyle devam ediyor. Sonrasında kullananların bakış açılarını, ürünün fiyatının normal seviyeye düşmesini, artı ve eksilerini gözden geçirip eğer aklımda yer ettiyse, harekete geçiyorum. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;O an çıkan hiçbir teknolojiye atlamamaya ve gözetlemeye özellikle dikkat ediyorum, eğer bir ürün aklımda yer ettiyse, dönüp dönüp ona takıldıysam alıyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Ipad ilk piyasaya çıktığında örneğin, oluşturduğu etki akıl almaz boyuttaydı, kendince çok kısa bir süre içinde alet gerek şekil gerek fonksiyon anlamında büyük bir atak yaptı, şimdi Ipad 1’in suratına kimse bakmaz oldu. Yani teknolojide biraz bekle ve gör mantığına bağlılığım baki.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Ancak, bu kadar dikkate karşın &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;yine de görüyorum ki bir aleti elime alıp bir süre kullanmadan önce ne kadar incelersem inceleyeyim yine bir sürü boşluk kalmış.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Bu noktada kendimce ekleyeceğim en önemli dipnot bu tip, ürün kullanımı ile ortaya çıkan boşlukların aslında o malın pazarlama hatası olarak algılanması gerekliliği.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Bana göre çözüm, bölgelere bağlı olarak o ürünle beraber neye ulaşılıp neye ulaşılmadığı ile ilgili uyarı listelerinin yapılmasında. Müşteriye malı satarken de bu listelerin alım öncesi verilmesinde ya da çok ciddi bir şirket içi eğitim, personelin bu konuda uyarılması, detayların artı ve eksi yönlerin anlatılmasında...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Çünkü bir şekilde bu tip aletlerde karşımıza iki büyük sorun çıkıyor, birincisi BÖLGE (REGION) farklılıkları ve bu bölgelere bir şekilde, sebebini tam anlayamadığım hizmet farklılıkları, ikincisi her ürünün KENDİNE AİT SATIŞ YAPTIĞI BİR ORTAM belirleyip müşterisini o ortama hapsetme çalışmaları...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;REGION’ a örnek mi istediniz? Atıyorum, Arap Emirlikleri’nde yaşıyorsunuz ya da turist olarak geldiniz de aklınıza bir şekilde yer etmiş olan ve “Burada elektronik sudan ucuz” safsatası var.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Tavsiyem, alışveriş yaparken beklentilerinizi dibe çekmeniz. Çünkü bu memlekette ne satış evresi, ne de ürünü değiştirmek dışında, parçası, şusu, busu, satış sonrası hizmette beni büyüleyen hiçbir yer olmadı şimdiye kadar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Satışı yapan elemanların ürünler hakkında doğru düzgün hiçbir bilgileri olmadığı gibi, yanlış yönlendirme (kendi ülkemde yalancılık diyebileceğim doğrultuda) satış sonrası parça temini konularında büyük bir yetersizlik hakim. Klasik durum, Arap Emirlikleri’nin herhangibir eyaletinden aldığınız üründe, hemen sigorta kapsamına giriyorsa, değiştirme dışında, yallah Dubai’de hiç bilmediğiniz gitmediğiniz yollara yollanmanız. Bunlar üzerinde durulması gereken konulardan birkaçı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Şimdi...Günümüzde ihtiyaç farklılığına göre ve yine o alandaki boşluklar fark edilerek sunulmuş ürünler var. Önce bunu kabul etmemiz lazım yani Android tablet ya da telefon, Ipad ya da PC aldığınızda tamamıyla farklı hizmetlerin içine giriyorsunuz. Bu konuda Android internet ortamına Ipad den daha yakın fakat Ipad durumu tamamıyla kendi formatına odaklamış. Bunlara önceden hazırlıklı olmakta çok büyük faydalar var.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Mesela, ben&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mobilzirve.com/android-telefon-ne-demek/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language: EN-GB"&gt; Android Telefon&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:EN-GB"&gt; kelimesini ilk defa, dandik eski model Nokia'm ayvayı yiyince ve Samsung'ların akıllı telefonlarından bir tanesinin fiyatı alınabilecek kıvama geldiğinde öğrendim (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bilgideposu.org/etiket/galaxy-mini-nedir/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language: EN-GB"&gt;Samsung Galaxy Mini&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Samsung Galaxy Mini’mle ilk tanışmamız kelalaka başka bir alışveriş sırasında oldu ve hemen yanında duran ve fiyatları 1000 lirayı geride bırakmış Iphone’a göre hem görüntü hem de fiyat olarak çok albenili kalan bir aletti.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Yine şu aralar moda haline gelen dokunmatik ekran, internete girebilme google özelliği, kendine göre &lt;/span&gt;&lt;a href="https://market.android.com/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Android Market&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt; diye adlandırdığı bir ortam (Gidip başlıklarına göre ayrılmış konulardan oyunlar, eğitim, kitap şu bu indirmek mümkün)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Iphone'la Samsung Galaxy Mini'yi karşılaştırdığımda pek tabi ki ekran çözünülürlülüğü, yavaşlık (o da biraz), sensorlerin bir şekilde takılması dışında öyle atla deve bir fark yok gibi. Tam bir teknoloji hastalığınız ya da bağımlılığınız yoksa internet ortamından da yararlanayım telefonum olmuşken diyorsanız bunu yapmak için Galaxy Mini hiç de fena sayılmaz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;UYARI: Galaxy Samsung Mini için pil ömrü oldukça kısa gibi görünüyor. İnternete girilmezse üç gün dayanıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Android, Google'a ait bir isim ve &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.apple.com/ipad/features/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Ipad&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;'in kullandığı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.apple.com/itunes/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;ITunes&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt; tamamıyla farklı çalışan bir ortam.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Apple kullananlar ITunes'a gidip mevcut programları yüklüyor, Google'ın desteklediği Samsung veya diğer isimlerde ise &lt;/span&gt;&lt;a href="https://market.android.com/"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Android Market&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;'e gidiyorsunuz. (Elbette ki öyle çantanızı takıp sokaklarda aramıyorsunuz, bilgisayarınızla bu sitelere bağlanıp bir nevi sanal alışveriş yapıyorsunuz :P )&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Ürünlerden bazıları ki bu Android Market'te daha fazla, bedava. Bu durumda bildiğim kadarı ile kredi kartı ile hesap açma zorunluluğunuz yok ama diğerlerinde var.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Piyasa araştırılacak olursa, diğer her konuda olduğu gibi Apple'a tapınanlar olduğu kadar, karşısında duranlar da mevcut, hatta forumlardaki klasik atışmalardan "Sanki sana Apple bedavadan Ipad verecek, ne bu bu kadar savunma?!"&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Ancak gerek akıllı telefonlar, android tabletler ve benzeri gerekse Ipad gibi ürünler çok yeni teknolojiler olduğu içindir ki her an bir yerlerinden arıza yapmaları mümkün.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Üstelik hep söylediğimiz bir gerçeklikle de karşı karşıyayız ve bu da büyükannelerimizden kalma buzdolapları evimizin bir köşesinde tıkır tıkır işlerken yeni aldığımız ultrasonik, neredeyse yemeği kendi pişirecek akıllılıkta olan buzdolabının ömrü beş sene ile sınırlı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Dolayısıyla belki de birbirine bağlı iki sorun, ya teknoloji geliştikçe aletler daha karmaşık ama bir o kadar da bozulmaya elverişli ya da dünya üzerindeki ürün kalitesi ciddi oranda düşmekte.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Telefon ihtiyacımı bu şekilde karşılayıp Android Market, dokunmatik ekran falan nedir öğrendikten sonra aklımı uzun süredir kurcalayan ve yeri yerinden oynatan yazımın başında da bahsettiğim alete geldi sıra... Ipad 2. O da uzunca bir süre gözlem altındaydı git gel bak araştır oku...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Malum, tatile gidilecek, bizim büyük kıza kitap yetişmiyor, öyle her kitabı da okumuyor, kendisi seçecek ve her an her isteneni bulmak imkanlı değil. (Yine de Türkiye'ye beş basar buradaki İngilizce kitapçıların sayısı ve büyüklükleri o ayrı mesele.)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.crunchgear.com/tag/kindle/"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Kindle&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;'ı düşündük, tamam e-ink denilen gözü yormayan elektronik kitap. Harika bir sistem fakat buraya göndermiyorlar, İngiltere'ye gidecek, insanlara ekstra iş. Ipad'de hem eğitici oyunlar hem de en önemlisi kitap okuma, taşınma kolaylığı falan diyince en uygun fiyatlı olanını aldık ve eve geldik. (16 GB / Wi-Fi)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Ipad 2, sade bir kutuda geliyor, ekstralar için yine dükkanlardaki fiyat ve ürün alternatifine bakmak gerekiyor. Alet zaten incecik ve yaklaşık 600 gr civarında. Bir çalışma defteri gibi. Ben, interaktif kitap ya da defter deyimini çok daha yerinde buluyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Kutunun içinde yalnızca mevcut bilgisayarınızla bağlantı kuracağınız kablo ve şarj aleti dışında hiçbir şey yok. Ekstralardan olmazsa olmaz ekran koruyucu (matını tercih edin yansıtma yapmaması açısından) ve ipad'inizi korumak için kılıf...Rengarenk, çok farklı bir sürü alternatif.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Mesela Galaxy Mini için ekran koruyucu bulamadım ve kılıfı Dubai'de ancak, o da ona özel değil fakat Ipad ve tabi ki Apple bu işi tam bir deliliğe dönüştürmüş, dağıtım ağını da ciddi derecede kuvvetli kılmış.Bu yeni oyuncağınıza aksesuar takıntınız var ise ki olmaması çok zor, her girdiğiniz elektronik eşya satan dükkanda yeni ve farklı birşeyler bulmak olası.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Ben kendiminkine yine kendisi gibi beyaz deri bir kılıf aldım, hem arkasını hem de ön tarafını koruyacak şekilde dizayn edilmiş. Çok şık ve gerçekten de kapalı olduğunda hani o işyerlerinden bedava verilen klasörler vardır içinde kalem, hesap makinası ve özel antetli kağıtları vardır, ondan ayırt etmek neredeyse imkansız. O kadar ince ve hafif.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Bu arada, beyaz Ipad diyince arka kısmı zaten griymiş bunu da aldıktan sonra anladım, bahsettiğimiz renk ayırımı yalnızca çerçeve için.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Eve gelince yapılacak ilk iş bilgisayarınızı açıp Itunes'a giderek bir hesap açmak. Orada yeni aletinizi ortama tanıtıyorsunuz. Böylelikle çalınma riskinde de girilen şifreyle Ipadiniz nerede açılmış belli ediyor kendini. (Korkutucu da bir yandan ama olsun)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Sonra şarja takıyorsunuz. Benimki ilk bir temassızlık yaşadı ve yüreğime indirdi fakat sonra o da düzeldi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Alet kendini şarj ederken pek tabi ki uyku moduna geçiyor, ayrıca aletinizin monitöründeki pil ikonundan (sağ üst köşe) şarj ettiğini, yani yıldırım işaretini görmeniz gerekmekte. Zaten eğer ipadiniz açıkken şarjı azalmaya devam ediyorsa bu pilin dolmadığını gösterir. Aleti bilgisayarınıza bağlayarak şarj ettirmeniz mümkün deniyorsa da benimkinde bu işlem de bir işe yaramadı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Itunes bilgisayarınızla Ipad'iniz arasında senkronizasyon sağlama işlemi yaptıktan sonra transfer işlemlerini gerçekleştirebiliyorsunuz. Mesela fotoğraf aktarımı için ben gereksiz şişirme olmasın diye kendi fotoğraf dosyamın içine bir Ipad dosyası açtım ve seçtiğim fotolardan alete aktardım. Saniyeler içinde dosya Ipad ortamına aktarıldı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Ipad'in kendi programları var ve bunlar Apps (Applications) olarak geçiyor. Bu android telefonlar ya da diğer tabletler için de geçerli bir durum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Gelelim, Ipad i alırken satış elemanlarının söyledikleriyle sizin ürünü alıp evde kurcalamaya başladıktan sonra bazen saç baş yolarak, bazen de yüzünüzde koca bir tebessümle karşıladığınız farklara.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Ipad'inizle Facebook a gidersiniz ama FB daki oyunların müptelası iseniz onları oynayamazsınız. Bunu ancak desk top veya lap top bilgisayarınızla yapabilirsiniz. Fakat atıyorum çocuğunuz için eğitici olan bir dolu oyunu Ipad'den veya Android Market’ten bedavaya indirmeniz mümkündür.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Film seyretme gibi bir saplantınız var ise Ipad'in yine IMovies'e bağımlı kılınmışsınızdır. Video seyretmek anlamında You Tube zaten yüklenmiş olarak gelmekte. Onun dışında Türkiye'den atıyorum bedava film izle'lerden Ipad'inizle yararlanmanız hayal gibi bir şey. Jail Break gibi uygulamalardan haberim olsa da Apple’ın bir şekilde sağladığı virüs koruma bandının kırılması, ürünün garantiden çıkması gibi riskler yüzünden pek sevimli yaklaşmadığımı belirtmek isterim. Karar kullanıcının tabi ki.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Farklı hizmet sağlayıcıların kendine göre farklı uygulamaları oluyor, mesela Arap Emirlikleri'nde Face to Face uygulaması yasak. Saç baş yoldurtacak başka bir konu Kindle'ın e kitaplarına bölge sorunu yüzünden erişilemiyor. Kindle efendim Orta Asya Bölgesine bu hizmeti vermiyormuş!! &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Ipad 2 ile ilgili antivirüs programına rastlamadım, virüslerin bir şekilde Apple ı etkilemediği, Apple programlarından çok Windows için yazıldıklarını okudum, bu konuda hala çelişkilerim var, tersini bulursam yine burada paylaşırım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Bu yeni jenerasyon aletlerin hepsinde bir bilgisayar bağlantısı var ve bir şekilde kullanım kılavuzu denilen kağıda basılmış versiyon tarihe karışmış görünmekte. Baktığım dillerden Türkçe'yi bulmak neredeyse imkansız. Başka yabancı dil bilmeyenin şansı açık olsun demekten öte seçenek kalmıyor gibi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;UYARI: Yurt dışında farklı ülkelerde yaşıyor iseniz elektronik alet alırken birincisi, ürünün uluslararası garanti kapsamına girdiğinden emin olun. O ürün Türkiye'de satılıyor mu? Satış sonrası hizmetinden hangi kurum sorumlu?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Arap Emirlikleri için Ipad satışında şu an iki tane kanal var. Bir tanesi, satış elemanı İngiltere menşeli dese de değil alınınca anlaşıldı, Arap menşeli (burası için üretilmiş), ikincisi de Amerika.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Amerika'dan gelen ürünler aşağı yukarı 350 YTL daha pahalıya satılıyor, neden sorusuna verilen yanıt normal şartlarda para ödemeniz gereken bir sürü application u biz buradan yükledik oluyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Kısa ve öz sayın seyirciler, bunların hepsi uydurma!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;ESAS FARK ŞU; Tekrar ediyorum Arap Emirlikleri'ne gelen makinaların Face To Face fonksiyonu kapatılmış durumda, öyle bir Apps bile gözükmüyor, alet normalde You Tube, belli birkaç apps yüklenmiş olarak sunuluyor ama Face to Face yok. (Ipad ve Iphone arası ücretsiz görüntülü görüşme sağlayan program)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Ha demek nedir? Amerikan versiyonunda bu var. Ya da Kindle için konuşuyorum Orta Asya'ya bir şekilde servis vermiyor ama demek ki Amerikan versiyonunda yine bunu yüklemek olası, region sorunu yaşatmıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Klavye ayarlarına gelince...Türkçe harfleri henüz ben Türkçe klavyeyi seçmeme rağmen göremedim. Bu durumdan dolayı ise eğer yazı yazan birisi iseniz durum biraz vahimleşiyor, arkadaşlarınızdan gelen maillerde Türkçe harfler kullanılmış ise yerine başka semboller çıkıyor. (MSN için konuşuyorum.)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:EN-GB"&gt;Yine bütün haberleşme programları için Skype dışında Ipad in kendine göre versiyonunu yüklüyorsunuz. MSN de bir programda mailleri görüp chatleşebilirken başka bir application la görüntülü görüşmeyi ekliyorsunuz. Fakat hadi görüşelim dendiğinde de karşınıza şöyle bir mesaj geliyor, “ Karşı tarafın da bu programı yüklemiş olması lazımdır.” Haydaaaa, e PC yükleyebilir mi ki Ipad versiyonu??? Hayır (ya da ben bilmiyorum) O zaman ne yapıyoruz?&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Bölge sebebiyle Face to Face uygulaması kesilmiş, bu tip durumlardan ötürü MSN de görüntülü görüşmeye darbe indirilmiş, bir tek geriye Skype kalmış diyelim, Arap Emirlikleri’nde Skype da blokajlı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:Wingdings;mso-ascii-font-family: Georgia;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-hansi-font-family:Georgia; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:EN-GB; mso-char-type:symbol;mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;mso-symbol-font-family:Wingdings"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Kısa ve öz, her türlü programın veya oyunun, kitabın filmin vesaire... Ipad versiyonu ile PC versiyonu birbirinden ayrılıyor. Dolayısı ile PC nin kullanabildiği imkanlar ile Ipad imkanları minimum düzeyde iniyor. Buna bir de Bölge sorunu eklendiğinde iş biraz daha sevimsizleşiyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Diğer yandan Ipad’deki iyi oyunların genelde başlangıç ve tanıştırma seviyeleri bedava, o oyunlar ya da eğitim programları indirildiğinde tam versiyon için soru geliyor. Demolar zamanı dolduracak denli farklı sayıda ve seçenekte gözüküyor ama eninde sonunda bu ortamlar insanı para harcamaya teşvik ediyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Eğer evde birden fazla çocuğunuz varsa, (yine yararlanacak alternatifler 2 yaşından sonsuza kadar gidiyor) birisi eline Ipad aldığı anda paylaşım savaşı da beraberinde başlıyor. Bu konuda bırakın çocukları biz yetişkinlerin verdiği tepki bile aynı çünkü Ipad 2 nin grafik gösterme becerisi öyle noktalara getirilmiş ki sanki Applicationlar ekrandan bir derece öne fırlamış duygusu yaratıyor, dokunmatik ekran son derece iyi yanıt veren boyutta, elinizin altında tüm oyunlar, okunacaklar kayıp akıyor duygusu yaratıyor. Fakat bir yandan da ebeveynler çocuklarını hem eğiteceğim hem eğlendireceğim derken ortada paylaşılamayan bir alet ve beraberinde gelen kavgalar başlayınca “ Yemişim Ipad’ini leynnn, geçmişte Ipad mi vardı?!!!” gibi bir durum da ortaya çıkabiliyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Tüm bu şartların ve yaşanarak sabitlenen tecrübelerin ışığında biz, fani kullanıcıların ümidi bundan sonraki jenerasyon ürünlerinde şu yaşadığımız sıkıntıların tez elden giderilmesinden öte ne olabilir?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;Eğer bu masum dileğin kısa zaman diliminde gerçekleşmemesi de mi kesmedi dert etmeyin, yine kolayı var; Apple’a; “Ipad denilen bu aleti neden bu kadar iyi görünümlü, keyifli ve eğlendirici kıldınız?!!! Evde paylaşacağım diye kavga gürültü bitmiyor, aile hayatımızı zindana çevirdiniz!” babında bir dava açılabilirsiniz :P &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4722667009476012376?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4722667009476012376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4722667009476012376' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4722667009476012376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4722667009476012376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/06/ipad-android-lap-top.html' title='IPad? Android? Lap Top?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7376038713290614439</id><published>2011-06-20T11:31:00.000-07:00</published><updated>2011-10-12T05:22:37.913-07:00</updated><title type='text'>Arap Emirlikleri'nde Olasılık Hesabı</title><content type='html'>Arap Emirlikleri'ne taşınmaya karar verdiğimiz zaman ki bu altı yıl öncesine denk geliyor; "Biz nasıl bir yere gidiyoruz?!" sorusu kafamı oldukça kurcalıyordu. İnternette araştırma yaptım yapmasına ama elime pek de bir şey geçti diyemem. O zamanlar blog dünyasıyla tanışmışlığım yoktu ve dahası bu ortam belki bugünkü halinde bile değildi.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu ülkeye ilk ayak basışım kızımla beraber bir Eylül sabahı saat dört civarı oldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eşim benden ve eşyalarımızdan önce gelmiş, yere yatak atmış, elindeki sattığımız arabamızın parasıyla 93 model bir Audi almış, verilen parayla da küçücük bir evden gelmenin yarattığı eksiklikleri gidermeye çalışmıştı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O sıralar çok küçük evlerden geldiğimiz için doğru düzgün bir yemek masamız, ayakkabılığımız, yatak oda takımımız (bir buçuk kişilik şu an kızımın yattığı yatak ve sürgülü bir dolap dışında) ve mutfak masamız dahi yoktu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hayatımda ilk defa Türkiye dışında bir yerde yaşamaya başlayacak olmanın verdiği endişe, hüzün, sevinç, heyecan gibi duygulara karışmış bir haldeydim galiba. Tarabya'da kışın ortasında sahile nazır yatan çiftlerin olduğu Dubai posterlerinden başka aklımda neredeyse sıfır bilgi, bir de kayınvalide dediği bir cümle;(uzaktan bir akrabanın Dubai trafiği üzerine diyaloğu) " Orada trafik keşmekeş bir haldeymiş, dikkatli olun!"&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu kadar! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Uçaktan indiğimiz anda nefes almayı durduracak ağırlık ve sıcaklıkta bir hava ile karşılaştım. Abartısız bir şekilde giydiğim kot pantalonun üzerime yapıştığını, gökyüzüne bakıp sıvılaşan hava buharını gözlemlediğimi, neredeyse gökyüzü damlalar halinde tepemize yağacak dediğimi hatırlıyorum. Araba ile eve doğru yol alırken ise sağlı sollu sarımtrak bir rengin hakimiyetini...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yaklaşık bir yıl boyunca yürüyüşe çıkamadım. Sokakların boşluğundan şoklara girdim, Dubai'de son zamanlarda eklenen metro yu kastetmesem de taksi dışında otobüs, minibüs ne bileyim işte tren gibi toplu taşıma araçlarının olmamasına hayretler ettim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Arap Emirlikleri için ilk yanılgıyı düzeltmek isterim. Basın nasıl Türkiye'yi yabancıların gözünde bir sahil şeritlerine, güneş ve kumsala bir de İstanbul'a odaklıyorsa burada da Arap Emirlikleri dendi mi akla ilk ve hatta tek, Dubai geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Oysaki Arap Emirlikleri yedi tane emirlikten oluşan bir ülke. Bu emirliklerin herbirinin kendine göre şeyhleri ve kuralları bulunuyor. Dubai bu konuda kendini en fazla turizm sektörüyle pazarlayan emirlik. Dolayısıyla yabancıların ve hatta zengin yabancıların yatırım yapmaları açısından en fazla teşfik gördükleri mekan. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ancak örnek vermem gerekirse benim yaşadığım emirlik bu konuda çok daha katı kurallara sahip. Mesela burada yabancı uyrukluların emlak satın almaları veya yerel sahillerden denize girmeleri yasak. İçki aynı şekilde...Ancak atıyorum beş dakikalık yola gidilip de girilen başka bir emirlikte içki yasak değil, denize girmek de serbest...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Arap Emirlikleri'nin kas gücüne bağlı elemanları çoğunlukla farklı, kendi ülkelerinde iş bulamamış, iç savaşlardan, evsizlikten kaçan insanlardan oluşmakta.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kullanılan ve baskın olan dil İngilizce. Bu kadar kültürün anlaşabilmesi için tek yol da bu gibi görünüyor. Ama her daim insanlar kendi kültürdaşlarıyla yalnız kaldıklarında binbir tane dili duymak hayatın normal bir parçası haline dönüşüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eğitimli ve maddi kuvveti yerinde Arap aileler için İngilizce öğrenmek, konuşuyor olmak ve hatta Avrupa'nın kentlerindeki okullardan, üniversitelerden mezun olma duygusu büyük bir prestij. Yeni nesil Arap ailelerinde (Arap Emirlikleri için konuşuyorum) kızların üniversiteye gitmesi, çalışması genelde doğal karşılanmakla beraber okullar kız ve erkek ayrı. Bu çok yeni bir devrim aslında. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Okullara gelince...Burada yaşayan Kanada'lısından Rus'una, İngiliz'inden Filipinli'sine  kendi eğitim sisteminin sunulduğu kendi ülkesine döndüğünde sorun yaşatmayacak şekilde işleyen özel okullar mevcut. Adı üzerinde ama özel okul. Devlet yalnızca kendi ülkesinin vatandaşlarına üniversite de dahil parasız eğitim veriyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Avrupalı erkekle Asyalı kadın beraberliğinin çok yaygın görüldüğü bir yer Arap Emirlikleri. Çok uluslu olduğu için rengarenk de aynı zamanda. Fakat bir yandan kendi vatandaşına uyguladığı pozitif ayrımcılık da baki...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ben bu durumu ırkçılıktan ziyade sunulan sınırlı kaynakların kalitesinin düşmemesi açısından gösterilen özene bağlıyorum. Arap Emirliği vatandaşı olanlar devlete büyük paralar ödemeden (yabancı uyruklular buna mecbur) evlerine çeşitli ülkelerden gelen üçe kadar yardımcı alabilme hakkına sahipler. Elektrik ve su parası ise cüzzi miktarlarda ödeniyor. Evlenen çiftlere iş, araba ve ev sunuluyor. Eğer bende devlet olarak kendi vatandaşıma bu imkanları sunabilseydim çoğalmayı ve bu paylaşım arttıkça kalitesinin düşmesini istemezdim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye gibi dört mevsimin yaşandığı bir ülkeden buraya geldiğinizde sizi en fazla boğacak konulardan biri yaz aylarına girildiği Hazirandan itibaren camların açılamaması :( Akıllara zarar fakat yapılacak hiçbir şey yok. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aslında insan için yaşanması imkansız çöllerin ortasına şehirler inşa eder, onu da insanın işgalci mantığı ile yokederseniz olacağı ancak budur. Ama bir beş altı ay gibi pencere açmayı unutun. Ya da deneyin bakalım bir içeriye nasıl bir ateş topu giriyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İlk zamanlarda havanın koktuğunu düşünürdüm. Ya biz geldiğimizden beridir pozitif yönde değişimler var ya da benim bunları kanıksamam olabilir. Yaratılmış yeşillikleri sulayan sistemin dönüştürülmüş olması...Nasıl bir koku :( Ama bu aralar sanki o da mı kalmadı? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Trafik...Korkunç bir deneyim. Dümdüz çok şeritli ana yolların getirdiği hız tutkusu olan insanların yarattığı tehlike bir felaket! Emniyet şeridinin kullanılması birçok ayı tarafından olası. Siz yapmaya kalkmayın, yabancı uyruklulara ceza yazılması daha bir olası :))) (Bu kısma gülünmeli mi ağlanmalı mı bilemedim şimdi) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İki şeritli yolların sağ kısmından gidiliyorsa önünüze hemen ara yollardan birilerinin atlamasına, u dönüşü yapan başka birinin çıkmasına karşı hazırlıklı olun. Cep telefonuyla araba kullanırken mesajlaşanına bol bol rastlamak çokca muhtemel bir diğer şey. Cep telefonu diyaloğu içinde saatte 20klm yapıp trafiği felç ederekten zigzaglar çizenler de bolca. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu ülkede yapılacak tek şey emniyetli sürüş tekniklerini bilme, kör noktadan haberdar olup aynalara sürekli bakma gerçeği. Küçük arabalardan kaçının, ne kadar dikkatli de olsanız dört çekerli saatte 150 yapan birinin çarpmasına karşı hazırlıklı olun. İlk geldiğimizde aldığımız Pegout ile dikiz aynasından köpek balığı gibi arkaya giren 4 çarpı 4 lerin yarattığı korkuyu anlatmam çok zor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye'de "Çok güzelsin, fıstık gibisin!" amacıyla yapılan el hareketinin burada "Yavaşla ulan ben geçiyorum!" a dönüşmüş olması. Pakistanlıların kafasını konuşurken sürekli onaylama anlamında sallamaları...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İşçi statüsünde olanların ingilizce anlaşma seviyelerindeki düşüklük. Sinirlensende gayet sakin " Evet bayım ya da bayan, sorun en yakın zamanda çözülecektir." diyip uzunca süre ortada olmamaları. Yapılan işlerde koordinasyon, takip azlığı, iş bitiriciliğin pek etkin olmaması...(Türkiye'den çoğu konuya hazırlıklı olunabiliyor bu açıdan :))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çocukların Arap kültüründe çok sevilmesi, hatta yollarda durulup konuşulması, muhakkak tebessüm...Kendi okullarında genel erkek baskın yetiştirildiği için disiplin sorunları. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ortalama yaşam koşullarının yüksek olması. Büyük aileler ve büyük evler mantığı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yaz aylarında havanın sıcağından ötürü net görüşün kaybolması, sis gibi bir ağırlık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Arap Emirlikleri'nde beni en fazla rahatsız eden konulardan birisi bir mal satın aldığınızda ve sorun yaşadığınızda hemen Dubai'deki servislere yönlendiriliyor olmanız. Herhangi bir parçayı, en basitinden bir elektrik süpürgesinin filtresi bile olabilir bu, satışı yapan mağazada bulamıyorsunuz. Tavsiyem aldığınız her türlü üründe özel, yazısı silinmeyecek bir fiş hazırlatıp saklamanız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Burada her mevsim dünyanın dört bir yerinden gelen sebze ve meyveyi tüketmek olağan. Arap Emirlikleri'nde üretim süt ve yumurta üzerine yoğunlaşmış durumda. En yakın, Umman'ın ürettiği domates yeşillik karpuz ama asla ve asla Türkiyede'ki karpuz gibi değil :( &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bulunamayacak alışkanlıklara gelince; taze yufka, taze enginar, küçük körpecik bamya, istavrit, pide, lahmacun, puaça, açma, mantı (rusların çok yakın mantısı olsa da hayır aynı değil, gerçi Türkiye'de dışarıdan alınan fabrikalaşmış mantı da aynı değildir ya neyse) ezine peyniri, Türk çayı, tarhana çorbası... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fakat tabi ki bunlara benzer özellikle Suriye, Rus, İran mutfağından çok şey var. Araplar zeytinyağlı yaprak sarmasını biliyorlar ama içine konulan malzemeler çok sınırlı, daha çok haşlanmış düz pirinç o kadar. Arap yaprağı bu yemeği yaptıkları için Amerikan üretimine göre çok kaliteli. Etlisine daha rastlamadım. Ayran "Laban" adıyla raflarda, cacığımsı da tüketiliyor, yoğurdunun kıvamı gayet güzel. Döner de aynı şekilde fakat içinde kullanılan baharatlar oldukça farklı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bizim sigara ve muska böreğimizin ismi samosa burada. Yufkalar ise genelde kesilmiş ve dondurulmuş daha kalınca satılıyor, dondurulmamış olanına da Carrefour da rastladım fakat hala kalın ve ince tül gibi tazecik bir yufka hayal. Simit kesinlikle bilinmiyor. Fırıncıları genelde Lübnan ağırlıklı. Pastane anlayışı sayılı yerler dışında ortalamalarda kalıyor. Küçük pizza konusunda çok başarısızlar mesela.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onun dışında süpermarketlerde Çin, Meksika, Rus ürünlerine rastlamak oldukça olağan.Türkiye'den gelen Ülker bisküvi, şekerlemeler, lokum, Pınar'ın kangal ve barbekü sucuğu, beyaz peynirini bulmak mümkün. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Pasta yapmak ve süslemek Türkiye'dekinden daha kolay. Ürünler seçenekler çok daha bol. İşin ilginç kısmı Spinneys gibi Avrupalı müşteriye satışı hedef almış süpermarketlerin bir kısmında domuz ürünleri bulmak şaşırtıcı bir durum değil. Türkiye'de el sürülemeyecek denli yüksek fiyatların ve bulunmaması olağanlığının aksine bir sürü seçenek arasından seçim yapmak zor bile! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Burada çıkan balıklar daha fletoya uygun. Yerel hamur adında balığı lezzetli ve etli bir balık. Çupra, lüfer gibi balıklar çiftlik üretimi ve fiyat bakımından oldukça da tuzlu. Karidesin çok daha büyüğüne yerel balıkçı pazarlarında uygun fiyatla almak gayet imkanlı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Toplum içindeki hiyerarşik düzen anlaşıldıkça hareketler daha rahat. Bilinmediği ve kuşkuyla yaklaşıldığında işçi statüsünde olan kesimin rahatsız etmesi, laf atması, gelip konuşması çok daha yaygın. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bir şekilde sizden gelen enerjiyi alıyor insanlar. Ben ilk bir yıl çok rahatsız edildim, sanırım bilmesem de insanlardan korktuğum için daha fazla etrafımla ilgileniyor, aman nereden ne gelecek şimdi diye tırsıyordum. Şimdi gündüz yürüyerek gidemediğim sahili bir kenara bırakalım, akşam köpeği alıp yürüyüşe dahi çıkıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ha, bu demek değil ki yüzde yüz güvenli bir ortamın içindeyiz. Fakat rahatlıkla Türkiye'de İstanbul'un bile bazı kesimlerinden daha rahat olduğumuz şüphe götürmez. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ve evet din...Cuma günleri insanların gösterdiği inanılmaz talebe, her mahalleye bir cami fikrine, günün en az beş vakti tam çocukların uyuma saatine denk gelen ve işin ciddiyetinden ötürü ezgisi güftesi olmayan ezan sesine hazırlıklı olun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu ülkeye yaşamak için ilk gelişiniz ise; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gireceğiniz evin kontratında masraflara ne kadar ortak olacağınızı (bazı yerlerde tüm masraflar ev sahibine ait, şaşırdınız değil mi?P) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evin içinde çalışan AC lerin nasıl bir sistemi olduğunu (bazısı hiç kapanmadan çalışıyor, bundan kaçının, termostatlı olup kendiliğinden açılıp kapanan sistem olmalı) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eğer okula giden çocuklarınız varsa bir arabanın yetmeyeceğini ve garajın yanyana iki arabayı alabilme kapasitesini (bazılarında arka arkaya ve her seferinde araba düzeni değiştirmek gerekebiliyor) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evin arazlarını giderecek şirketin (burada bu işler için evin sahibi şirkete her ay ya da yıllık bir ödeme yapıyor ve şirket evi sigortalamış gibi bakım anlamında üstleniyor. Bu konuda bazıları tembel bazıları son derece ciddi çalışıyor, komşunuzdan öğrenmeye çalışın) çalışma temposunu kontrol edin. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İkiden fazla çocuğunuz varsa ve iyi bir eğitim beklentiniz de bulunuyorsa bu ülkeye gelmeyin. Okullar yalnızca özel, şirketler genelde üç çocuğa kadar o da maksimum karşılıyor. Geçen sene beş çocuğuyla gelen bir aile bu sene ülkesine dönüyor, iki çocuk evde eğitim görmek zorunda kaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Emirlik içindeki telefon konuşmaları neredeyse sıfır lira. Emirlikler arası da öyle küçük meblağlar ama Türkiye'de dahil uluslararası görüşmeler gayetten de kazık, dikkat! Skype'ın evi arama özelliği blokajlı (idi son zamanlarda denemedim)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye'ye ve Türkiyeli insana sempati büyük. Dizilerin çoğu burada hastalık halinde izleniyor. Suriyeliler ve İranlılar özellikle ayırd edilmesi bile imkansız denecek derecede bizlerle aynı. Yerel Araplar'ın en sevdikleri mekanlardan biri Yalova, çoğu gitmiş kalmış ve çok memnun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Futbol, milli günler ve dini konular en fazla prim yapan, adrenali yükselten, toplulukları sokaklara döken konular burada da. Beni şaşırtmadı Türkiye'den alışkanlığım var zira. Ha başka bir ülkenin ve farklı bir kültürün kendi kurtuluş gününde sokaklarda arabalarının kornalarını öttürüp yarı bellerine kadar sarkarak bağırmaları ise kanımca tırstırıcı. İnsan demek ki başka bir yerde yaşayınca bu sokaklara dökülme oradaki azınlık için bir gövde gösterisi gibi algılanabiliyormuş. İlginç bir deneyim...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Benim için ise en önemli yanı yabancı bir kocayla Türkiye'de on yıl kadar deneyimlediğimiz " Neresinden kazıklasak herifi?! Yabancı, bunda para da bok gibidir." mantığının burada olmaması. Devlet tarafından verilmiş bir işin Türkiye standartlarında ancak bir genel müdüre sağlanacak olanakları sağlaması. &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak Türkiye'deki gibi öyle işler yavaş yürüyor diye bir devlet dairesinde köpüremezsin burada. Yerel halkın çalıştığı işten çıkarılması atılması gibi bir durum olmadığı gibi yasak bile!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Medya...Sınırlı ve herdaim kontrol altında. Öyle olmasına rağmen limitli bir şekilde azıcık azıcık haberler yansıtılabiliyor ama muhalefet gibi bir anlayış pek tabi ki imkansız olduğu kadar ihtiyaç da duyulan bir şey gibi durmuyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısacası insan eliyle değiştirilmiş, yeşillendirilmiş bir ortamda olabileceğin en iyisi yaratılmaya çalışılmış. Bunun sonucunda çölün ortasında yaratılan bu medeniyetin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken arıtılan deniz suyu okyanusu birkaç derece bile arttırsa çevreye zarar vermekte. Çevrecilik anlayışı bu halde bile çalışan ve bu kültürü buraya taşıyan Avrupalı zihniyetle Türkiye'ye üzgünüm beş basar. Şu son birkaç yıldır çevre bilinci geliştirilmeye çalışılmakta. İngiltere ile karşılaştırdığımda emekleme aşamasında olsalar da hiçbir şey yapmamalarından iyidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve son olarak elektronik ürünler öyle hep drenaj yapıldığı derecede ucuz falan değil, Amerikan piyasasına göre hatta, kazığın ötesi. Farklı yerlerde farklı fiyatlar, hatta çoook farklı etiketler görmek mümkün. Gardınızı ona göre alın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugünlük bu kadar diyip yatmaya gideyim. İyi geceler...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7376038713290614439?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7376038713290614439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7376038713290614439' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7376038713290614439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7376038713290614439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/06/bu-ulkede-nelerle-karslasrm.html' title='Arap Emirlikleri&apos;nde Olasılık Hesabı'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4830759300227593154</id><published>2011-04-03T01:02:00.000-07:00</published><updated>2011-04-03T03:40:46.925-07:00</updated><title type='text'>Günah Çıkartma Seansı</title><content type='html'>Kendimi düşünüyorum da...Ne kadar değiştiğimin farkında mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken, şu an kendi kızımın yaşında ne kadar güldüğümü ve hatta herşeye kikirdediğimi, bu yüzden bazen azar işittiğimi, temizlik kurallarını es geçip bundan dolayı hiçbir sorumluluk hissetmediğimi, sabahtan akşama kadar oynasam yemek yemek istemediğimi, yatağımı ister toplayıp ister toplamadığımı, arkadaşlarımın arasında onları bezdirecek denli çene çaldığımı, çok neşeli birisi olarak tanımlandığımı ne kadar güzel silmişim kafamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarım olduktan sonra ise farkettiğim hayatımı azami bir ciddiyet kaplamış, stres dizboyu ortalığı ve çevremi sarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tabi ki içimde bir yerlerde bu ruhun bir parçasını taşıyordum orası muhakkak ama nasıl akordu bozulmuş keman bir bestecinin bile elinde vızırdarsa demek ki yaş gereği bazı şeyler yapılabiliyor. Bu beden ve beyin yaşla değişip olgunlaşıyor. Ve bir insanı şekillendirmek hayvanların dünyasında olduğu gibi birkaç ayla sınırlanıp bitmiyor, yılları alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıpratıcıymış, hem de çok yıpratıcı...Derler ki evlendiğin insanı değiştirmeye çalışma, e bende diyorum ki eğer çocuğunu kendi kurallarına göre kalıplamaya çalışırsan sinirlerine hakim ol. Bazı konular yırtınsan da değişmeyebilir buna hazırlık yap şimdiden. Mücadele o çocukların büyüdüklerinde seni temsil etmelerinden mi? Yoksa aynı evin içinde SENİN kurallarınla yaşamak zorunda oluşlarından mı? Günün birinde yetiştirdiğin evlat başarısız olduğunda, dağınık ve kirli bir evde yaşamayı tercih ettiğinde kafalarda şöyle bir soru oluşmayacak mı? İşte zamanında çok geniş davrandı olacağı buydu ya da tam tersi o kadar çok kural koydu ki kendi evini açtığında kızı/oğlu tam tersi bir hayat seçti kendine. Yani, işin aslı kazanamıyorsun bir türlü. O insanın belkide kodlanmıştır başından dağınık olacak! Bu hiç düşünülemez bile her zaman bir suçlu idam edilmeli ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer yandan iki çocuklu olunca küçük her zaman korunmaya muhtaç olan, üzerine titrenilen, ayyy ne şirinnn denilen...ama bir yandan kocaman bir kadın ve adam olmadan hatta olduktan sonra bile ağır gelebilecek bir tecrübeyi dokuz yaşında sırtlanmaya çalışan bir abla var. Küçük cırladığı an ortamda değilsek atlama pozisyonunda bekliyoruz gibi. Her daim yanlarında nöbet tutmak ise imkansız ötesi olduğu kadar sıkıcı da...Arada tost olan büyük, aman bir yanı acıyacak diye hayvani bir içgüdüyle korunan küçük. Bunu dengelemek bile o kadar zor ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela ben ailenin en küçük çocuğu olduğum için herkes benimle haşır neşir oldu, benden daha küçük bir çocukla cebelleşmeyi bilmediğim gibi tahammül de edemem. Küçükken bir yere gittiğimde ufaklardan fellik fellik kaçardık neden? Çünkü elimize neye uzatsak bende diye tutturan bir tip olurdu ne oyun kurabilirsin ne bir halt yapabilirsin. Delirirdik sinirden, kapıları kapattığımızı da hatırlıyorum yiğenimin evinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise nefes almak için 1 numaraya sığınıyorum, çocukluk yapmasına katlanamıyorum, her ufaklık uykuya gittiğinde kendime dönmek, kendi işlerimle ilgilenmek istiyorum. O'ndan odasının her daim toplu olmasını, üzerinden ne çıkarttıysa katlayıp dolabına kaldırmasını, dişlerine ve kişisel temizliğine çok dikkat etmesini, bana da yardım etmesini bekliyorum. Bu nasıl yaman bir çelişkidir ki kendi çocukluğumda benden yapılması beklense deli çıkacağım çoğu işi kızıma pas ederken evin hizmetçisi gibi olmaktan da acayip rahatsız oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim evimde kocam kendisiyle ilgili olan işleri, çocuklarım da kendi sorumluluklarını yerine getirmeli diye düşünüyorum. Fakat bu yer geliyor sürekli takılmış plak gibi car car car aynı cümleleri tekrarlıyorum. " Saçlarını taradın mı?" " Kilodunu değiştirdin mi? " Dişlerine bir bakayım, ı ıh hiç olmamış tekrar fırçalaman bembeyaz yapman lazım." " Bak yine çıkan kıyafetlerini katlamamışsın ki, hadi git katla bakayım." Eskiden bu tiplere " Offf ne çok konuşuyor değil mi?" diyip son hız kaçardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarda emir cümlelerinin çok itici olduğu, yapılması gerekenin önce el birliği ile oturtulması gerektiği anlatılır. Mantıken bu doğrudur. Tabi ki küçücük bir insan dahi olsa kimse kimseden " Çabuk bunu şunu yap!" denmesinden hoşlanmaz fakat dakikalar kala bir yere giderken insan çocuğunun hiç hazır olmadığını gördüğünde, saç fırçala diyip de koltukta otururken ya da kitap okurken bulduğunda ne yapar? Bir anne günün kaç keresinde böylesi bir durumla karşılaşır? İnanın o kadar teoriyi bilmek bile günlük hayatta bir işe yarayamayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yol var ya yapıldığını kontrol ederek ve aynı zamanda konuşarak, yapılmamışsa sinirlenerek her iki tarafı yıpratmak veya söyleyip es geçilmişse mücadeleyi bırakarak kendin yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım ben bu konuda pes edip mücadeleyi bırakma taraftarıyım. Büyük kızımla olan diyaloğumu düzenlemem açısından bunu kendime şart koşuyorum. Kendi çocukluğuma elveda diyeli unutup geride bırakalı çoook zaman geçmiş bunu fark ediyorum. Dışarıdan insanları eleştirmenin olayın tam ortasında olmaktan fersah fersah uzak olduğunu görüyorum. İnsan zaman ve tecrübelerle o kadar  değişiyormuş ki kendimi bile zaman zaman artık tanıyamıyorum :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanımlamalarda önce "Anne" olmaktan istifa edebilir miyim? Tekrar zayıf, dişi, güzel, çekici, kariyer sahibi, bol para kazanan, bencil, kendine odaklı, kahkahalar atan, flört eden bir kadına dönüşebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç sanmıyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4830759300227593154?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4830759300227593154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4830759300227593154' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4830759300227593154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4830759300227593154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/04/gunah-ckartma-seans.html' title='Günah Çıkartma Seansı'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5034519221238484494</id><published>2011-03-12T09:13:00.000-08:00</published><updated>2011-03-12T09:29:56.486-08:00</updated><title type='text'>Fotoğraf Çerçevesi</title><content type='html'>Bugün çıktığımızda uzun zamandır plan yapıp da almayı geciktirdiğim çerçeveliklerden birini aldım. Sekiz tane fotoğraf giriyor içine, dağınık bir şekilde sıralanmış, siyah beyaz renklerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam olup da iki numarayı yatırır yatırmaz eskiden biriktirdiğimiz, Zo'nun bu yaşına denk gelen abla fotoğrafları buldum Antalya'dan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chloe doğar doğmaz tarihleriyle fotoğrafçının verdiği hani Kodak albümleri vardı eskiden her fotoğraf tab edildiğinde verilenden, onları sıralandırmışım. Bir sürü hatıra birikmiş yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl kaldığımız Antalya...Nasıl anlatsam ki? Evet orada para kazanmak, birikim yapmak hayaldi, ayrılmamızın başlıca sebeplerinden de biriydi bu fakat yine fotoğraflara her döndüğümde fark ettiğim içimde kaldığımız her evin bir izinin olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakacak olursam ben yaşadığımız tüm evleri çok sevmişim. İlk Göztepe, bir oda, kocaman bir salondan ibaret giriş altı, ardından Bursa, Doburca...Antalya, Tarabya ve Arap Emirlikleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu evlerin tümüne baktığımda çok doğru ışık alan mekanlar olduğunu hatırlıyorum. Kapıcı dairesinin yanında yaşarken bile evin içine girenin ilk söylediği sözdü ne kadar huzurlu olduğu evin...Gelip de bende uyuyakalan bile olmuştur :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir numaranın 2 yaşı ile iki numaranın 2 yaşlarını yanyana getirdim fotoğraflarda. Elde ettiğim malzemeye ben bile inanamadım. Ne kadar unutmuşum bu yaşlarını birinci kızımın diye hayıflandım. Zozo'ya mesela çok hareketli yok birincisi böyle değildi diyoruz ama öyle olmadığını birkaç fotoğraftan hatırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan aklı herşeyi depolayamadığı için evlatlarının küçüklüğünü bile silebiliyormuş yani. Arada sırada o eski albümleri karıştırmak herkese çok iyi geliyor, bana inanın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5034519221238484494?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5034519221238484494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5034519221238484494' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5034519221238484494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5034519221238484494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/03/foto-album.html' title='Fotoğraf Çerçevesi'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5367909994741986264</id><published>2011-03-07T05:00:00.000-08:00</published><updated>2011-03-07T09:05:05.505-08:00</updated><title type='text'>Taşınma Telaşı ile Gelen Yeni Keşifler</title><content type='html'>Biliyorsunuz ben Arap Emirlikleri'nde yaşadığım için ancak Türkiye'den gelen haberlerle bir şeyler anlayabiliyorum fakat bir arkadaş blogspot açıldı, bir diğeri gidip geliyor dedi.Kafam çok karışık, durumlar malum yazmaya gerek yok fakat açılınca bir ses verin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki yazıların hepsini &lt;a href="http://evinkedisi.wordpress.com/"&gt;wordpress&lt;/a&gt;'e geçirdim. Bir de &lt;a href="http://twitter.com/#%21/Evinkedisi1608"&gt;Twitter&lt;/a&gt;'da hesap açtım, bundan sonra olabilecek kapatmalara karşı en azından bir bilgi akışı sağlanmalı diye düşündüm, bilmem yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Twitter'ın konsepti bir şeyler üreten ve kişiselliği barındırmayan türden, blogger olarak oraya bir bakın ve bloğunuzun adına bir hesap açın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay gelsin ve umarım ki bu tip sorunlar bir daha yaşanmaz (Bu temenniye kendim inanmasam da bir sonuç cümlesi lazım şimdi ya ondan :P)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5367909994741986264?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5367909994741986264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5367909994741986264' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5367909994741986264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5367909994741986264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/03/tasnma-telas-ile-gelen-yeni-kesifler.html' title='Taşınma Telaşı ile Gelen Yeni Keşifler'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6977056456567461403</id><published>2011-02-20T23:31:00.000-08:00</published><updated>2011-02-21T00:13:15.511-08:00</updated><title type='text'>Beyin Fırtınası</title><content type='html'>İçimde bir yerlerde, özellikle de dinlemeyi bildiğim zamanlarda ortaya çıkıp bir cümleyle olaya nokta koyan çok bilge bir yan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde ki bu genelde yemek yapıp, bulaşık yıkarken ya da ütü yaparken belirir, bana dedi ki " Bulunduğun anla mücadele etme, yalnızca kabul et ve keyfini çıkart."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün arkadaşımla sabah parkta çocukları buluşturduğumuzda yine aynı konu açıldı. Arkadaşım şöyle dedi; " Al işte dişçi ağzıma bir küçük dolgu yaptı ve 2000-2500 dirhem, bense o zamanı evde bulaşık yıkayıp yemek yapmakla harcıyorum ve hiçbir şey kazanamıyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu anlamakta hiç zorluk çekmiyorum çünkü hayatımın belki de dörtte üçünü yapamadığım ne varsa ona dırdırlanmakla geçirdim ve daha şunun şurasında iki gün önce bu cümle kafamda belirdiği an nasıl da "an"ları kaçırdığımı, bu yüzden de sürekli sinir küpü dolaştığımı düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela en yakınından örnek, atıyorum, Arap Emirlikleri'ne gelmişsin, kadınlar neden kapalı? Kadın hakları nerede?!!! diye kendi kendini hırpalıyorsun, değil mi? Fakat  burada yaşadıkça işin aslının dini yön bir kenara insanların kendilerini kültürleriyle tanımlamak olduğunu, dünyanın dört bir yanında en demokratik geçinen halklarda bile haksızlıkların zaman zaman tepe yapabildiğini, en azından bari bu ülkenin kendini tanımlama açısından dürüst davrandığını ve doğrularından ödün vermediğini düşünüyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din zaten kültürün bir parçası hatta kaynağı değil midir? Dikkat edilecek olursa mesela giyim tarzı ve alışkanlıklar anlamında Müslümanlık çok Araptır, zaman içinde yorumlarla, insanların farklı algılamalarıyla şekil değiştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip örnekler istenirse sonsuza değin çoğaltılabilir. Evin içinde kullanılan malzemeler neden bu kadar dandik? Bürokrasi bu kadar yavaş işlemek zorunda mı? Kadın erkek eşitliği denen şeyden bu insanların haberi var mı?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlerini mi geriyor? Uzaklaş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi hayatında değiştiremediğin ya da seçiminden kaynaklanan bir durum mu? Kabul et ve sefasını sür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü herşeyin kendine göre bir sebebi oluyor bu dünyada. Bazısının zamanla ve yaşadıkça ne olduğunu anlıyorsun, bazısında ise beynin arızalanır gibi oluyor. Ama hayat denilen bu karmakarışık sahnede hiçbir şey öyle pat diye dışardan görüldüğü gibi ilerlemiyor. Konuşmadan ve bir fikir sahibi olmadan önce çok merhaleyi arkada bırakman gerekebiliyor kimi zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünürsen, inanmazsın ama ırgat gibi çalışıp da eve geldiğinde bir de çocuklarının ödevleri, ihtiyaçları, sevgisi, evin işini omuzlanmak zorunda olan ve bir kere de nefes almayı özleyen çok anne var. Sen bir yerde onların yerindesin. Tamam belki para kazanamıyorsun ama çocuklarına hasta olduğunda bakmak için elalemin öküzünden izin dilenirken bir de azar işitmiyorsun. Belki istediğin gömleği ayakkabıyı alırken iki kere düşünüyorsun ama ahanda şuraya oturmuş ve bulaşıkları yarıda kesmiş bir şekilde şu yazıyı aklına geldiği an dillendirebiliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle düşündükçe bir bakıyorsun sinirlerin sakinleşmiş, yatışmışsın. Kime faydası oldu bokuyla kavgalı olmanın? Kimseye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de artık sen insan yetiştirmeye çalışan bir anneysen kesinlikle fayda sağladı çünkü bu sürekli titreşen halin, barut fıçısı ruh durumun artık kendini zamanın keyfini çıkartan birine dönüştürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bunu yapmak kolay mı? Kesinlikle çok zor. Özellikle bizim gibi " Çalışıp paranı kazanacaksın, öyle çoluk çocuk koca bilmemne hiçe sayacaksın, kendine bakacaksın!" tarzı yetiştirilen bir nesil için neredeyse imkansız. Ne kadar dırdırlanırsak aslında "ev hanımı" olamayacak(!) kadar zeki, diplomalı, akıllı kadınlar olduğumuzu sanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama aslında farkında değiliz ki bir gün bu yetiştirmeye çalıştığımız çocuklar annelerini gençken düşündüklerinde, onlarla gülüp eğlenerek zamanın keyfini çıkartan insanlar değil, sürekli çevrelerine titreşen, olumsuz bir enerji yayan (bunu gariptir ki bebekler dahi hisseder) somurtuk, yaptığı işi beğenmeyen, dolayısıyla çocuklarıyla da vakit geçirmek istemeyen kadınlar olarak hatırlayacaklar. Kocalar ise evlendikleri o cıvıl cıvıl kızlar nereye gitti de bu nusubet meymenetsiz, sürekli sağlıksız dırdırcı insanlar geldi yerine diye soracaklar kendilerine. Belki bizlerle evlendiklerine bin pişman olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık anneler olarak hangi safdayız bir karar verme zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızın geleceklerindeki anneleri güzel hatırlamaları anlamında bu bence en önemli görevimizdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6977056456567461403?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6977056456567461403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6977056456567461403' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6977056456567461403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6977056456567461403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/02/beyin-frtnas.html' title='Beyin Fırtınası'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7430168020984061868</id><published>2011-02-13T08:25:00.001-08:00</published><updated>2011-02-13T08:53:38.223-08:00</updated><title type='text'>Biyoritm Denilen Boktan Şey.</title><content type='html'>Kesinlikle dönemlerim oluyor. Aynı bedenin içinde bu kadar farklı ruh hali yaşanır mı anlamak imkansız bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şu aralar domuz gibi yiyip, üzerine yatma fikri inanılmaz derecede çekiyor beni. Sonra bir şekilde sağlık gurusuna dönüşüyorum, hiç yorulmadan ve spor yapma isteğiyle kıvranma moduna giriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat işin tuhaf tarafı eskiye oranla yediklerime dikkat etmediğimde ve beraberinde spor da yapılmadığında alınan kilolar... Hemen, sanki arka fonda beni tuş etmek için bekliyorlar gibi bir halleri varmışcasına bir bekleyiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bu biz kadınlarda daha sıklıkla yaşanan bir durum. Nedeni ise bir şekilde dengesi değişen hormonlar. Hep erkeklerin söyledikleri bir şeydir ya "Siz kadınları anlamak imkansız gibi bir şey" Biz kendi kendimizi anlıyormuyuz ki be kardeşim?!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son birkaç zamandır evin detayları ilişiyor gözüme. Camlar sürgülü, birbiri içine geçiyor ve dışardan cam yıkamak denilen olay imkansız, geldiğimde bir tanesini çıkartıp odanın ortasına koyarken aklım da onunla çıkıyor sandım ama bir kere kaldırmış da bulundum. O sürgülerin arasına giren tozun yapışıklık derecesini anlatmak zor. Bir odayı ancak bitirebildim, sonra bugün antreyi elden geçirdim fakat çok sevimsiz bir iş. Bir elde tornavida, onun destek verdiği yumuşak bir bez, aralara gir iğrenç pisliği topla makinaya ince uç tak ve içine yolla. Hayır kadına yap desen birincisi anlatana kadar imanın gevrer, ikincisi yaparken içinden binbir küfür sallar, varsın ben yapayım o zaman da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de klimaların oda çıkışları var. Her odada genelde iki tane. Bazılarında oluşmuş bulunan pisliği anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır yemin ederim. Dört tane vidayla tutturulmuş bulunup, yerinden çıkanı, üzerine badana sürülüp, vidaları paslanıp yerinden oynatılmayanı var. Peki bunlar nasıl temizlenir?!!! Yerinden çıkınca da bitmiyor çıkan kısımda süpürge ve atılmak üzere kullanılacak bir düzine bez lazım lakin bu kir herhalde ev yapıldığı beri birikenden :((( Yani bir on yılı vardır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak merdivene çıkıldığında görülen buzdolabının üzeri ise allameydi bugün. Arka kısımda kalan ve oldukça yüksek bir tavana bağlanan fayanslar ise üzerine bez sürüldüğünde karardıklarını gösterdiler hain hain...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 numaralı kızım büyüyor. Eskiden benim de başımdan geçen dönemleri yaşıyor gibi. "Ben nereye aitim?" sorusu..."Neyle ilgileniyorum?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısım kız çocukları insanı şaşırtacak denli kadınsı... Şu aralar aralarındaki konuşmaların temeli rujlar ve kıyafetler...En sevilenlerin bile değişimleri, uzaklaşmaları can yakıcı. Kızımdan daha çok ben mi üzülüyor, üzerime alınıyorum bilemiyorum ama kendi kendime yaptığım telkinde şöyle; " Sen O'nun hayatını yaşayamazsın, bunlar O'nun tecrübeleri." Evet doğru...ama...işte bir de böyle bir ama'sı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların yanında O'nunla ilgilenilmesi bekleyen, herşeyin sittir kıvamıyla arkada kalmasıyla beraber parka çıkarılması gereken 22 aylık ufaklık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine her dışarı seyirttiğimizde " Beni de götürmüyor musunuz?" diye ağlamaklı bakan dört ayaklı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ya öküz gibi tıkınıp üzerine yatasım var diye boşuna değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha dünyaya gelirsem yemin ediyorum son derece geniş bir insan olacağım, yapılmış yapılmamış umrum olmayacak ahanda buraya yazıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7430168020984061868?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7430168020984061868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7430168020984061868' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7430168020984061868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7430168020984061868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/02/biyoritm-denilen-boktan-sey.html' title='Biyoritm Denilen Boktan Şey.'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5160673099544573631</id><published>2011-01-12T08:20:00.000-08:00</published><updated>2011-01-13T06:13:27.274-08:00</updated><title type='text'>Dünyanın Sonu mu yoksa Dünyalının Aydınlanması mı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8GOs9NmCI/AAAAAAAAA4M/7SMWeDq3QVk/s1600/cseti_3d_logo_sm.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 234px; height: 169px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8GOs9NmCI/AAAAAAAAA4M/7SMWeDq3QVk/s400/cseti_3d_logo_sm.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561670914481690658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;!--[if !mso]&gt; &lt;style&gt; v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves&gt;false&lt;/w:TrackMoves&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-GB&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin-top:0cm;  mso-para-margin-right:0cm;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;Saat sabaha karşı üç...Okulun tüm saatleri duruyor, bilgisayarların elektrik bağlantısı ve okul çevresinde bulunan tüm kameralar kapanıyor. Alarm sisteminin polis karakoluna bağlı olmasından dolayı okula polis geliyor. İki güvenlik görevlisi ne olduğunu anlamadıkları ama yine de ortamda bir olağanüstülük sezdikleri için şaşkınlar...&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Saat altıbuçuk... Okulun müdürü geliyor. İlk yaptığı şey gözlemlediği şeylerin fotoğrafını çekmek oluyor. Bazı yerlerde küller var ve okulun giriş kapısına doğru yerde bir şekil keşfediyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Üçgen...Bu üçgen birbirine üç küre ile bağlanmış, çevresinde küçücük toynakları andıran ayak izleri ama onlar da yeşil alandan çıkınca birkaç adım sonra yokolmuşlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, yine kapının orada bir hareket sezip kamerasını çeviriyor ve bu sefer de havada tanımlanamayan cismi fark ediyor. O anı da fotoğraflamayı başarıyor. Bir de video kaydı yapabiliyor. Çocuklar gördükleri fotoğraftaki cismi hoola hup a benzetiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün içinde üç çocuk beden eğitimi dersinde tanımlanamayan uçan bir cisim gördüklerini söylüyor. Okul erkanı bütün bu olanlara bir anlam veremese de bu işe bir isim koyacak profesyonelleri okuldaki tüm çocuklar evlerine gittiklerinde okula davet ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçgeni kırmızıya ve adımları da belirgin olması için yeşile boyayıp o bölgenin çevresini koruma altına alıyorlar. Ayrıca, çocukları da hiçbir şeye dokunmamaları çünkü bilinmeyen bir etki ile karşılaşabilecekleri konusunda uyarıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat öğleden sonra üç...Okula giderken hayatımda ilk defa fotoğraf makinamı da beraberimde götürüyorum. Düşünün ki zaman zaman küçük kızımın ayakkabılarını unutup kelaka yerlerde yalnıyak dolaşmasına sebebiyet veren bir insanım. Büyük kızımın ise resim kursu var ve okuldaki tek uzun günü...Bu tür konulara ise, tesadüf bu ya (!) geçen sene sanki herşey bir düzeneği gösterir gibi Wiltshire bölgesinde Türkçe çevirisi Çember Tarlaları olan Crop Circle'lardan birine gittiğimiz için son derece aşina.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, anlattığım hiçbir şey bir film kurgu sahnesinden alıntı değil. Bugün o deli, zaman zaman fırtınamsı şekilde esen rüzgarın eşliğinde büyük kızımın anlattığı ve okulda yaşanan bir olay...Okul çıkışı sağ taraf yeşilliğin üzerinde gördüğüm sembol son derece aşina olduğum bir şekil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Çember Tarlalarını ilk Eric Von Daniken'in kitaplarından tanımıştım. Yaklaşık bir yıldır eşimin de ilgisiyle bilgilerim tazelenme şansı buldu. Bu olay Avrupa'nın birçok bölgesinde tarlalarda görülen bir fenomen. 1980 lerden itibaren yükselen bir iğmeyle ortaya çıkan bu durum çok karman çorman şekillerin bir anda belirmesiyle kafalarda soru işaretleri yaratmaya başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan eliyle yapılan şekillerden birinde ki bu gayet basit bir araba, bir haftayı alan bir çalışma gerekli olmuş. Oysaki bu kompleks şekiller insanların anlamadığı kadar hızla ortaya çıkıyor, oradaki ürünün (ekinin) DNA sını değiştiriyor ve hiçbir zaman o ekin artık eski haline gelemiyor. Yapılan işlemde ortaya çıkan ısı günlerce ve hatta haftalarca hissedilebiliyor. Öyle ki, bazı yerlerde o bölgeye gelen insanlar oradaki enerji farkını hissettiklerini söylüyorlar. Ayrıca bu tip mekanlarda meditasyon yapan gruplara da rastlamak mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginçtir ki 11.1.11 tarihinde kızımın okulunda bulunan ve kafalarda soru işaretleri yaratan bu şeklin de bir &lt;a href="http://www.ufoevidence.org/documents/doc237.htm"&gt;hikayesi&lt;/a&gt; var. Bu hikaye ise Steven Greer ile doğrudan bağlantılı...&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8GY863OeI/AAAAAAAAA4U/8qUwm6QHZ-Y/s1600/CE5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 219px; height: 164px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8GY863OeI/AAAAAAAAA4U/8qUwm6QHZ-Y/s400/CE5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561671090565495266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Steven_M._Greer"&gt;Steven M. Greer&lt;/a&gt;, 1992 yılında kendi kurduğu ve aralarında yazarların, araştırmacıların da bulunduğu  50-60 kişilik grubuyla İngiltere Wiltshire bölgesine gider. Ortada planlanmış bir amaç olmamasına rağmen akla birden  dünya dışı zeki varlıklarla meditasyon yoluyla iletişim kurmak gelir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapmak için seçilen alan aynı zamanda  Stonehenge, Avebury, Silbury Hill gibi tarih öncesi yaşam alanlarının olduğu İngiltere'nin Wiltshire bölgesidir. Fakat ne yazık ki zihinlerinde o anda gönderecek bir resim yoktur. Aşağı yukarı on dakika süren bir beyin fırtınasının ardından bunun bir şekilde Steven Greer'ın da baştan beridir bir şekilde bildiği ya da hissettiği bir biçimde içinde küreler barındıran bir üçgen olmasına karar verilir. Meditasyon aşağı yukarı 20 dakika sürer, yapıldıktan ve imaj yukarıya yansıtıldıktan sonra ellerindeki fenerlerle aynı şekil gökyüzüne çizilir gibi yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginç kısmı bundan sonra olacaklarda...Meditasyon ertesi herkes diğer ekin tarlası fenomenlerini incelemek üzere normal gözlemlerine ve araştırmalarına döner. Daha iki gün geçmeden crop circle larla ilgili görüşmeler için bir çiftlik evine gittiklerinde Çember tarlalarını araştıran farklı bir gruptan yeni bir şeklin ortaya çıktığını ve çok etkileyici olduğunu öğrenirler. Söylenilen alana geldiklerinde ise heyecan had safhadadır &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çünkü şekil aynı meditasyonda yansıttıkları imajdan başka bir şey değildir. Grubun logosu işte bu şekilde ortaya çıkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda bugünle beraber bir bulmaca gibi oturan imajlar... Hepsi biraraya geliyor. Üç gün önce gördüğüm rüya...Evimizin yüksekçe bir yerde olması, penceremizin önüne gelen UFO, içinden inen ve bize doğru dönüp bakan upuzun boylu beyaz dünyadışı varlık... Dün gece yatmaya giderken eşimin CSETI logosunun müziğiyle meditasyon yaptığını öğrenmek,. Arabayı okula doğru sürerken &lt;a href="http://www.starchildproject.com/"&gt;star child&lt;/a&gt; adı verilen ve zamanımızdan 400 yıl önce bir mağarada bulunmuş, yarı dünya dışı, yarı dünyalı varlıkla ilgili videoyu şiddetle düşünmem ve hayatımda ilk defa okul için yanıma aldığım fotoğraf makinamla okulda ortaya çıkmış SCETI logosunun fotoğrafını çekebilmem...Belki hepsi uydurmaca, algı yanılması, delilik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu anlatılanların bir deli saçması olduğunu düşünen onlarca insana rağmen Steven M. Greer'ın dünya dışı zeki yaşamla ilgilenen kişilerce son derece ciddiye alınan bir kişilik olduğunu söylemek isterim. Bunun başlıca sebebi, &lt;a href="http://www.cseti.org/"&gt;CSETI&lt;/a&gt; adıyla kurduğu ve hiçbir kar amacı gütmediği grubu ile yürüttüğü "Kamuoyunu aydınlatma Projesi" (&lt;a href="http://www.disclosureproject.org/index.shtml"&gt;Disclosure Project&lt;/a&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu proje ile ellerinde biriken 400 den fazla devlet, askeri &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;veya kişisel dünyadışı zeka tecrübelerinin paylaşımını sağlamışlar. Döküman ve arşivlerle iddialarını desteklemişler. Ayrıca, bu konunun içinde yeralan ve dünya dışı zekadan dünyaya bir şekilde aktarılmış fakat ne yazık ki günümüze kadar saklanması başarılmış olan bedava enerji kaynakları konusu üzerinde de çalışmalar yapılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kaynakların devletler tarafından saklanılması son derece mantıklı değil mi? Günümüzde dünyamızın en büyük bağlayıcılık kaynağı enerji değildir de nedir? Vatandaşların devlete hayatları boyunca ödediği elektrik, su, ısınma...Aynı şekilde devletlerin birbirine olan bağımlılıkları...Bu zincir kırılırsa kim diğerinin üzerinde hakimiyet kurabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda Steven Greer ölüm tehtidleri almış. Asistanı Shary Adamiac öldürülmüş. Kendisi de bir şekilde(!) kanser hastalığına yakalanmış ama kurtulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'nin gelmesi kimilerince belki dünyanın sonu, belki zihinsel bir aydınlanmanın başlangıcı ya da ölümün başka bir boyuta açılan kapısı...Yani bir diğer şekilde her iki taraf da haklı. Dünyanın sonu mu bilemem ama bana göre bir şeyler oluyor. Bilgi her an akmakta, herkes her an evinin odasından en detaylı bir araştırmayı yapabilecek güce erişti. Rusya dışında tüm ülkelerin devletleri yorumsuz(!) bir şekilde UFO dosyalarını açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kalırsa "Yakında UFOlar gelip, bizleri mi yiyecek?" "2012 dünyanın sonu mu?" gibi ucuz edebiyatlar yerine, bu varlıkların bizlere bizim düşündüğümüzden de yakın olduklarını bilmek ve tez elden, dünyanın hayrı açısından sürekli saklanan, üzerinde savaşların çıkartıldığı enerji kaynaklarının temize dönüştürülmesinde çaba sarfetmek gerekiyor. Bildiğim en önemli noktalardan biri din anlayışında büyük devrimler yaşanacağı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu değişimler nasıl mı olacak? İşte orası çok büyük bir güce sahip olan biz toplumlara ve şu günlerde esas aydınlanmalara baz teşgil eden "Bilgiye Erişme Hürriyeti"nde yatıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bunu başarmak evren ananın yararına ise el ele vermenin zamanıdır.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8HuEB3EmI/AAAAAAAAA4k/gaR43KbxbMQ/s1600/030.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 160px; height: 120px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8HuEB3EmI/AAAAAAAAA4k/gaR43KbxbMQ/s400/030.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561672552762774114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8IW9rixFI/AAAAAAAAA40/GVRzID3FYRk/s1600/028.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 120px; height: 160px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8IW9rixFI/AAAAAAAAA40/GVRzID3FYRk/s400/028.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561673255433192530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Not: CSETI nin &lt;a href="http://www.youtube.com/csetiweb"&gt;YouTube&lt;/a&gt; linki de mevcut.&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:10pt;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5160673099544573631?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5160673099544573631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5160673099544573631' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5160673099544573631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5160673099544573631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/01/dunyann-sonu-mu-yoksa-dunyalnn.html' title='Dünyanın Sonu mu yoksa Dünyalının Aydınlanması mı?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TS8GOs9NmCI/AAAAAAAAA4M/7SMWeDq3QVk/s72-c/cseti_3d_logo_sm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2535049014185081679</id><published>2011-01-07T23:22:00.000-08:00</published><updated>2011-10-27T03:23:09.268-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Samimiyetsiz Zibidilikler</title><content type='html'>Valla bakıyorum da eski zamanlarıma, ben çocukken eve geldiğimde burnuma çalınan puaça kokusuyla kendimden geçen bir tiptim. Annemi bir kere bile benimle ödev yaparken hatırlamam, hep koşturup dururken bilirim. Bizim birarada olduğumuz dönemler ya alışverişe çıktığımız zamanlardı ya da üye olduğumuz klüpte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında o zamanlarda bile arkadaşlık ve gruplar annelerin ve babaların yerini çoktan almıştı. Galiba, bu anlamda biz anne babalarımıza pek bağımlı da sayılmazdık, hep çevremizde bizlerle yaşıt, koşup oynayacağımız, ip atlayacağımız arkadaşlarımız oldu. Hatta o yüzden ebeveynler sıkıcı bile gelirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kendime bakıyorum da bir anne olarak, hani çok okumuşuz, çok biliyoruz ya, yaptığımız her boktan bir vicdan yapma noktasına getirip koymuşuz kendimizi. Çocuklarımızı dışarda kendi kendine bırakamıyoruz, hem oynayacak bir mahalle kalmadı hem de bol bol korkularımız  ay yaşlı bir amca gelip de şeker verirse, sapığı var, arlısı, arsızı gibi triplerimiz var. Bunlar aslında aklımızda yarattığımız hayaletler falan da değil. Birkaç yıl önce Arap Emirlikleri gibi bir yerde, herkesin ortasında çocuklara yiyecekmiş gibi bakan, benim dikkat edip de uzaklaştırdığım gruptaki ve diğer herkesin gözü önünde donunu indiren adi, pislik, deli, manyağını da görmüş ve deneyimlemiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi o kısmı eledik haliyle, çocuklar artık daha ev içi canlıları bir yerde. Gidilecekse de bisikleti al, yiyecek bir şeyler hazırla, soğuk olursa falan diye ceket falan ayarla, su, meyve suyunu koy derken zaten insanın içi çıkıyor. Eskiden annem beni yallah diye bırakırdı kapının önüne, bu kadardı! Hala da hatırladığım en güzel anıları biriktirdim o mahalle arkadaşlığında ama şimdi bunu çocuğuma yapamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne denilen mahlukata gelince...Sabah kalkar kalkmaz evde yapılacak, toplanacak, yıkanacak, yıkanmışsa asılacak, asılmışsa ütüye ayrılacak bin tane şey oluyor. Bu dönem içinde bir saniye bile yalnız kaldığında kendini koltuktan paraşütle aşağı göderecek, kablolarla ip atlayacak bir çocuk...Bir tek tv karşısında, o da şanslıysam şayet yarım saat s verilebiliyor. Ve deniyor ki tv kötü. Al sana kötü! Bütün bunlar olurken diyelim ki evde büyük çocuğunuz, zaten bütün enerji eve, yemeğe, küçüğe gitmiş mi, gece en az bir kere kalkılmış mı. 1 numara bilgisayar başında çok sevdiği bir programa takılmış, ona da ne diyorlar? Bilgisayar kötü! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hmmm evet! Gün içinde kim ne derse desin tüm ana babaların evde sarıldıkları yegane oyalanacak şeyler televizyon ve bilgisayardır, belirteyim . Kim ne konuda kıçını yırtarsa yırtsın bunu değiştirme imkanı yok çünkü eskinin mahalle araları, bol çocuklu sokak keyifleri artık tarihin bir parçası olmuş. Bunun yerini alması gereken, çocukların her daim anne ve babanın başında tepinmesini engelleyecek yegane çözüm de bunlar, üzgünüm ama böyle. Bu iş bakıyorum da paparazzi programı seyredip de anketör tv karşısında soru sorduğunda " Aaaa evet, paparazzi programları kaldırılmalı, halka hiç faydası yok, zaten ben hiçç tv izlemiyorum." diyince onlara süper zeka olduğunu onaylattıran salaklığa dönüştü. Herkes ama herkes yapıyor ama laf konuşmaya geldi mi; " Hımmm ben şahsen herşeyden önceye çocuğumun nitelikli zamanını düşünürüm ehem köhöm!" falan yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben büyük kızım altıbuçuk aylık doğduğundan beridir evdeyim fakat bir yandan evde de olsam gördüğüm şu; Eğer çocuklarımı iyi besleyeceğim, evim her daim temiz ve derli toplu olsun diyorsan çocuklarınla geçireceğin vakti unut derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Ev kadını denilen ve yıllarca iğrenç derecede ayaklar altına alınmış vasıfsız işçiler ne yazık ki evlerine çok iyi bakmak zorundadırlar, yemekleri her daim hazır, sofraları çiçek gibi olmalıdır. Çünkü efendim ben çalışan kadınım eve ve çocuğuma vaktim olmuyor genelde gibi bir bahane yoktur. Bizler gibi sürekli sorumluluk peşinde koşan tipler için ise ev, yemek, temizlik, vücut bakımı gibi durumlar artık profesyonel iş hayatı yerine konulduğu için yapıldığında karşısına tick konulan ve her gün elenmesi icap eden görev kataloğuna dönüşmüşlerdir. Artık profesyonel ev kadını dönemi başlatılmıştır tarafımızdan. Höreyyyyy denmeli midir? Burası büyük bir soru işaretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ev kadınının tarifi şöyledir; her daim bakımlı, çocuklarının ödevlerinde her zaman yanında, kitap okuyan, yeni filmleri ve teknolojileri takip eden ama çok da iyi bir ahçı, dağınıklığa pisliğe ise kendi referansı olduğu için hiçççç tahammülü yok. Bu yeni versiyon, ha bir de tabi ki aklında olanların hiçbirini tamamlayamadığı için hep bir bölünmüşlük içinde sinir küpüne dönüşmüş ruh hastası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine dönüp eskiye bakalım, hangimiz annelerimizin binbir çeşitte hazılradığı kek kurabiye enflasyonunda tıkınırken; " Ayy şekerim selülitlerim çok fena azdı benim koca böyle kadından nefret eder, spor salonuna yazıldım." diye konuştuğunu hatırlıyor? Hatta, bilakis biraraya gelindiğinde havada puaça tarifleri uçuşurdu. Şimdi bir de bunun tam tersini yapmaya uğraşıyoruz. Çünkü kilolu mutlu olamıyoruz. Sahi biz nasıl mutlu oluyoruz? Bunun cevabını bilen var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu işin doğalına dönelim derim hep birlikte. Gerçekten! Alacaksın eline süpürgeni, yapacaksın puaçanı kekini, öyle kitapmış, filmmiş, çocuğunla nitelikli vakit geçirmekmiş falan atacaksın çöpe bütün bu olması gerekenlerin listesini, sen mutlu ben mutluuuuu!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2535049014185081679?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2535049014185081679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2535049014185081679' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2535049014185081679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2535049014185081679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2011/01/samimiyetsiz-zibidilikler.html' title='Samimiyetsiz Zibidilikler'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-855991820759402516</id><published>2010-12-16T10:04:00.000-08:00</published><updated>2010-12-16T10:23:23.181-08:00</updated><title type='text'>Sonuç?</title><content type='html'>Sabaha 21 aylık veletin koltuğa bir golon su boşaltmasıyla başla, ileriki dakikalarda ütünün su akıtması eşliğinde atan sigortaları onarıp, ardından tekrar ütüyü fişe taktığında giden telefon bağlantısından sıçtığını anlayıp, üzerine bir de yanmış uydu alıcısını ekle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedii! Bunların üzerine dün yapılmış iki aşının yan etkisinden dolayı bol huzursuz ağlama hallerini, yardım etmeye çalışan kadıncağızın suratına kapı çarpma alıştırmalarını, üzerine yemek, yine ve yeniden su, koltuk ayak aparatına birkaç damla süt (lacivert belirtilir), köpek müsvettesinin beyazlı kısımda bıraktığı kahverengimsi ve yağlı, koyu renklerde ise silme tüy yamalarını, saniyenin binde birine denk gelen bir zamanda mutfak tezgahına tırmanıp oradan da buzdolabına yapıştırılmış gerekli numaralarını çekiştirme çalışmalarını, üzerine çıkıp oturduğu masadaki kalemleri ve kağıtları binbeşyüz elli kez dağıtmasını ve arkadan sürekli bir dağınıklık toplama hallerini koy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bitmedi, bir de adet görme psikolojisi ile bu tüm olanların karesini çarp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada yemek ne yapılacak diye düşün, ortalığı makinaya illa ki vur, yetmedi yerleri sil ama aynı anda ufaklığı mutlu etmeyi düşün, her yere yetemediğin için kız şimdi birde bakim kendine!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşittir, ağızda çiçek kafada huni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ütüye bakıldı, fatiha, uydu alıcısı mefta, bu akşama kadar özlemle beklenen ve videoya alınıp ancak izlenebilen Türkan'a veda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-855991820759402516?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/855991820759402516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=855991820759402516' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/855991820759402516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/855991820759402516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/12/sonuc.html' title='Sonuç?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3755520031011042423</id><published>2010-12-02T08:16:00.000-08:00</published><updated>2010-12-16T10:24:00.240-08:00</updated><title type='text'>Agresif enerji</title><content type='html'>Arap Emirlikleri'nin kurtuluşu bugün. Okullar, devlet daireleri Perşembe günü tatile girdi, alışveriş merkezleri herdaim açık ama dün akşam uyumak mümkün olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şimdi yeniden bütün klaksonlar, kocaman bayrakları iki araba arasına koymuş insanlar sokaklarda. İnanılacak gibi değil gürültü, nasıl anlatsam bilmem ki, hani bizde evlenirler komvoy halinde arabaların düdüğüne basıp giderler ya da çok önemli bir devlet adamı geçiyordur, sirenler, ambulanslar ortalığı ayağa kaldırır, öyle işte. Saatlerce ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin açıkçasını söyleyeyim, ben buraya gelmeden önce yurt dışında yaşama tecrübesi yaşamadığım için bu tip olaylara hiç dikkat etmezdim. Sevincimiz bizim, işte atıyorum dinimiz bizim halleri hakimdi, hatta üzerinde kafa bile yormazdım bu konunun. Ne zaman ki başkasının ülkesinde yaşamaya başladım, sokaklara dökülen, avazı çıktığı kadar bağıran erkek kalabalığının ne kadar itici, ne kadar tırstırıcı ve yokedici bir enerji olduğunu anladım. Halbuki bu Türkiye'de her kazanılan futbol kupasında, evlenen bir konvoyun peşinde, beldeye gelen bir devlet adamının arabasının ve yalakalarının geçmesi esnasında hep yaşanmaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu eylemlere bakıyorum da gördüğüm hep erkek enerjisi. Bunun hormonal açıklamaları var kuşkusuz, erkeklik hormonunun getirdiği bir savaşçı, agresif taraf baki ve bunu yadsımak, görmezden gelmek abesle iştigal olur ama kendi adıma hayal ettiğim dünyada ne din, ne spor, ne milliyet bahane edilerek sokaklara dökülüp gövde gösterileri yapılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram zamanlarında mesela, ezan ve dua sesleri öylesine açılıyor ki minicik bebeklerin bile o saatte uykuya gitmeye hakları yok, uyuyarlarsa da uyanıyorlar yazık. Cuma hakeza!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım boyunca gürültülü kapı kapayan insandan bile hazetmedim ki ben! Şimdi şimdi anlıyorum Türkiye ortamında yaşayıp da aman, yanlışlıkla(!) Türk olmayan insanların buna benzer hareketleri nasıl algıladıklarını. Ne kadar sıkıldıklarını. Ben artık kendi memleketimin bile bu hallerinden bile bunalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca söylemek gerekirse hangi milletten, dinden, dilden insan olursa olsun yapılan çiğ, baskın, ben merkezci her türlü hareketten, yontulmamış sevincinden ve üzüntüsünden gına geçiriyorum. Duanı ediyorsan edersin kardeşim, akşam saura kalkacaksan davula ne gerek, saatini kur ve kalk! Futbolmuş, düğünmüş, kurtuluşmuş...bitmiyorrrrr!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖFF BEEEE!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3755520031011042423?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3755520031011042423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3755520031011042423' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3755520031011042423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3755520031011042423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/12/agresif-enerji.html' title='Agresif enerji'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8601562552646386583</id><published>2010-11-29T09:24:00.000-08:00</published><updated>2010-11-29T20:33:36.876-08:00</updated><title type='text'>Çocuğunuzu Dinlemek...</title><content type='html'>Benim bir huyum var, çocuklarımla beraber sürekli geçmişime dönüş yapıyorum. "Deja vu" dedikleri hani. Şimdilerde aklımda hep babamın omzuna kafamı yaslayıp sobalı salonda bir aşağı bir yukarı dolaştırılırken ağlamalarım geliyor mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir yandan da hastaneye gitmeyi sallamak, bıçak kemiğe dayanana kadar beklemek gibi bir diğer huyum daha var. Ateş yoksa sorun yok mantığı... Boktan bir durum çünkü çocuğuna gelince iş, birisi; " Bekle canım, bunlar hep olur!" dediğinde boğazını sıkma isteği de hortlayabiliyor. Karışık...Hem de çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında iş kendine gelince doğrudur, çoğu hastalık kendi kendine düzeliyor. Duruma göre daha çok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela düşünüyorum da şimdi, bu kulak iltihabının tarihçesi aslında bayağı bir geçmişe uzandı Zo'da ...Çocukçağız sağ kulağını tutup; " Aci!" Türkçe meali " Acıyor" diyordu bir haftayı aşkın süredir ama bunu söylemesinin akabinde bir yandan sekip bir yandan alevli çemberden atlarsa küçük bir insan yavrusu, ateş falan da yoksa böyle yanıltıyor ve zaman zaman bu ana babalık mesleği insana harakiri yapmanın aslında nasıl bir duygu olduğunu anlama alıştırmaları bile yaşatabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki çocuğunuz gözünüzün önünde havalanarak düştü, o anın binde biri aklınızda yavaş çekime dönüşüyor ama yetişemiyorsunuz (Bu, benim ilkinde birkaç olayda yaşanmıştı ve uzun yıllar boyunca gece yattığımda kabus gibi üzerime çöktü, beyin sürekli bir şekilde aynı kareleri oynatıp durdu) ya da aynı evde olmanıza rağmen o an emanet ettiğiniz kişi koca da olur, yardımcınız, büyük çocuğunuzda, hiç fark etmez, bir hata yaptı ve ufaklık ağlamaktan katıldı değil mi? Hah! İşte o an çıkar bıçağı kendine sok, pardon ondan önce çevredekileri bir kılıçtan geçir, sonra kendine döndür olsun bitsin diyorsun, o derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, iki numara aralarda söylüyordu, biz de " Aaaa! canımmm acıyor mu?!" gibi kabak bir soru sorup durumu unutuyorduk. Perşembe günü yardımcı yukarda ufaklık yanına gitti, bende alt katta çayımı koydum ve bir feryat figan. Bizimki normalde kafasını duvara toslar mesela, tık yok, kaldığı yerden devam, yani öyle aka boka ağlayan bir karakter de değil, etinden et kopuyorsa benim anında tansiyonum tepe yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne oldu?!!!!" Bebek katılıyor o sırada, benden terler boşalıyor. Kulak çubuğunu kulağına sokmuş!!! " E, peki onu nasıl bulmuş?!!!" Yardımcı vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunu yardımcılar cehenneme gitsin diye yazmıyorum çünkü aynı kazmalıkları ana baba olarak hepimiz yapabiliyoruz. İnanın oluyor bunlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozo'yu sakinleştirdim ama kendime yazıyorum şimdi, ulan hayvan! hastane burnunun dibi mi? Dibi. Sigortan var mı? Var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakinleşti ve koşturmaya başladı ya, tamam dedim herşey yolunda, zaten kulak çubuğuna da bakmışım, asayiş berkemal, kanama yok, içerde bir parça da kalmamış. Fakat o gün ilginç bir şey oldu, öğlen uykusundan ağlayarak uyandı, hatta aralarda rahatsızlık hissetti, akşam zor geçti ama ortada bir şey yok! Hala gitmiyorum hastaneye çünkü ateş de normal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda Cumartesi sabaha karşı işler iyice kötüleşti, kulakta kan gelince acile...İçerde bir şey göremedi doktor fakat yine de işin kompetanı baksın, sabah sekizde gelip yürüyerek girin içeri, acilden giriş yapıyorsunuz beklemezsiniz, randevuya gerek yok dedi. Resepsiyondaki bekleme listesine alıyorum dedi. Haydaaaa! Aciliz falan dedik ama tuhaf yahu, bu işte bir karışıklık var. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer ablayı da alıp ma ailece gittik sabah sekize yirmi kala falan. Bir aile, ağzı burnu şişmiş bir bebek...Tamam, acil belli. Diğer bir adam, yürüyerek gelen hastaymış kendileri, ben ilk defa burada böyle bir şey duyuyorum. O yüzden orada olayı algılayana kadar epey bir süre geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim adam kavga sevmez, ses yükseltmekten ve mücadeleden uzak durur, yani bazı zamanlarda tam tersim, kültür farkı daha çok belki de. Biz Türkiye'de söke söke almaya alışmışız ya hakkımızı, davranış gerçektende ortamla öğrenilen bir şey, öyle yetişmişiz. Zaten geç kalmışım, niye o kadar beklemişim diye kendimi boğmak üzereyim, en tehlikeli Amazon kıvamındayım, yani kısaca herkesi ısırabilme modundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca gitti sabah sekiz için resepsiyon açılınca, arkadan acil diye düşündüğüm diğer adam kalktı, bizimki ona yer verdi, sanırım onlar daha acil olduklarını düşünüyorlardı tamam sorun değil, hadi dedim o da bebektir. Derken arkadan diğer adam çıktı, Allah'ım kabus gibi...Randevulu hastalar geldikçe onlar alınıyor biz kapıdan çevriliyoruz, bir kalkmışım yerimden, bizimki " Dur gitme nereye?!" dedikçe daha da sinirlenerek resepsiyona...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Bu nasıl bir acil hasta anlaşyışıdır!" diye parladım kadın ilk anlattıklarımı anlamadığında ve hafifçe sıkıldığını beyan ettiğinde. " Ne kadar bekleyeceğiz peki?!" Bilemiyormuş kendisi! Yok ya! " Bakın" dedim " Ben tekrar baştan alayım, biz sabahın beşinde geldik, 20 aylık kızım kulağına çubuk soktu diyorum, kanama var ve acil servisinizde yeterli ekipman yok diye sabah bu saati beklemek zorunda kaldık, yürüyen hasta değil, aciliz diyorum!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan hiyerarşik olarak daha üst düzey olduğunu düşündüğüm bir bayan kalktı yerinden. Bir takım hastalar beni dinliyorlardı zaten. İçeri telefon açtı " Hastanın ismi neydi?" diye bana sorduktan sonra " Bu hastadan sonra O alınacak!" dedi. Teşekkür ettim, ayrıca söylediği yapılmış mı diye sonradan kontrole de geldi. Çaktırmadan ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufaklık zaten o kadar zamandır ızdıraptan harap olmuş, ilk defa o günün sabahı ağrı kesici yapılmış. Stresten babasının üzerine kustu, kulak anlaşılmak için kanırtıldı yine :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ kulakta birazcık iritasyon, üç güne kadar kapanır önemli değil dedi doktor. Kanama normalmiş ve üzerinde endişelenilmesi gereksizmiş, bu ortakulak iltihabında oradaki birikmişin dışarı akması esnasında görülürmüş ve hepimizde yaşanabilirmiş. Yani, kulağına çubuk sokmasa da olabilirmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antibiyotiğe bağlandık, kulağa damla günde üç kere, yedi gün. Hem lokalden, hem de ağızdan. Bu çocuk birincisi gibi değil, ne Calpol içiyor ne bir şey, direkt kusma. Bir dert aldı mı beni bu sefer nasıl olacak diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bugün ikinci gün... Doktorların malum çalıştıkları ilaç şirketleri var, bir şey söyledin mi dört şeye ilaç yazılıyor. Ne kadar tüketim o kadar para akışı. Ağlamaktan içi çıkan bebeğe soğuk algınlığı için burun damlası, tam yağlı süt verildiği zaman ortaya çıkan alerjik reaksiyon için şurup, sabah acilden aldığımız fitile alternatif başka bir ağrı kesici ateş düşürücü (dönüşümlü kullanın denildi, öyle de yapıyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların içinde kullandığım, ağrı kesiciler (zorunlu kaldıkça), kulak damlası ve tabi ki antibiyotik (yoğurda karıştıyorum, bir kaşık, çilekli yoğurt oluyor, onu bile zor alıyor) Bugün öğlen sanki bütün enfeksiyon dışarı aktı fakat geceler çok zor geçiyor :( Sanırım bu akşama kadar üç gece ciddi derecede her saatte bir kalkmalar, ne yapacağını bilemeden ağlamalar, odadan odaya dolaşmalarla geçti hepimiz için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beraber yatmak bir kabus, bebek için ve anne baba için geçerli bir durum bu. Bizim yatak king size birde, yani o da mazeret falan değil. Zaman zaman iki yetişkin insanın bile aynı yatağı paylaşması uyku kalitesini olumsuz yönde etkilerken ciddi derecede tepişerek ve dört dönerek uyuyan bir varlığın ortada olması katlanılmaz etki yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela üçüncü gece mi ne ben pes ettim ve yatağa getirdim, dün gece yalnızca bizim yatağa gelmek adına uyandı hanımefendi. İşin iyi yanı şu; bizlerle O da iyi uyuyamıyor. Kendi yatağı gibi dört dönüp yumuşak kenarlarla atlatamıyor durumu, ayağını atıyor babanın kafasına, ittiriliyor yeri gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım bu gece bizi neler bekliyor?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8601562552646386583?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8601562552646386583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8601562552646386583' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8601562552646386583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8601562552646386583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/11/cocugunuzu-dinlemek.html' title='Çocuğunuzu Dinlemek...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-1350435500330356862</id><published>2010-11-25T22:06:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T22:09:12.405-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><title type='text'>Bunun İsmi Zaferdir!!!!</title><content type='html'>&lt;div class="g-container story-body"&gt;                   &lt;div class="bodytext"&gt;                      &lt;p class="ingress"&gt;Avrupa Komisyonu, biberonlarda plastiği sertleştirmek için kullanılan "Bisfenol A" maddesini yasakladı.&lt;/p&gt;                      &lt;div class="module "&gt;                         &lt;div class="image img-w304"&gt;&lt;img src="http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2010/11/26/101126054050_baby304i.jpg" alt="" width="304" height="171" /&gt;&lt;p class="caption"&gt;Biberonlardan bulaşan madde bebeklerin bağışıklık sistemini etkileyebiliyor&lt;/p&gt;                         &lt;/div&gt;                      &lt;/div&gt;                                            &lt;div class="module inline-contextual-links"&gt;&lt;div class="list li-relatedtopics"&gt;                         &lt;h2 class="title"&gt;İlgili Konular&lt;/h2&gt;                         &lt;div class="content"&gt;                            &lt;ul&gt;&lt;li class="primary-topic"&gt;&lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/konular/health" class="topic"&gt;Sağlık&lt;/a&gt;,                                &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/konular/europe" class="topic"&gt;Avrupa&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;                         &lt;/div&gt;                      &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Gelecek yıldan itibaren uygulanacak  yasağa göre BPA olarak da bilinen söz konusu madde, bebeklerin  bağışıklık ve gelişim sistemini etkileyebiliyor, tümör gelişimine sebep  olabiliyor.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Söz konusu maddeyi ilk yasaklayan Eylül ayında Kanada olmuştu.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Bisfenol A maddesinin sıcakla birleştiğinde  kansere neden olduğu yolunda bilgiler gündeme gelince Kanada hükümeti,  bu tür biberonların satışlarını yasaklamıştı.&lt;/p&gt;                      &lt;h2&gt;Sağlığa zarar&lt;/h2&gt;                      &lt;p&gt;BPA'nın kullanımı konusunda bir süredir kaygılar  gündemdeydi, ABD'de altı üretici firma Amerikan pazarında sattıkları  ürünlerde BPA maddesini kullanmayı bırakmıştı.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Ancak diğer pazarlarda hala Bisfenol A içeren ürünler satılıyordu.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Bisfenol A maddesi, plastik biberon, su bidonları ve daha birçok şeffaf plastik malzemede kullanılıyor.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Biberonlar, sert-sağlam su ve gıda kapları ve benzeri mutfak malzemelerinde de bulunuyor.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Avrupa Parlamentosu, Bisfenol A maddesinin yasaklanması için Haziran ayında çağrıda bulunmuştu.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Buna göre Avrupa Birliği üyesi ülkelerde  Bisfenol A içeren biberon üretimi, gelecek yılın Mart ayından itibaren  durdurulacak, satışı ve ihracatına da gelecek Haziran ayından itibaren  tamamen son verilecek.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Türkiye'de Sağlık Bakanlığı, Temmuz ayında  yaptığı açıklamada Bisfenol A maddesine ilişkin bilimsel verilerin,  vatandaşların endişe etmelerini gerektirecek bir durum olmadığını  gösterdiğini bildirmişti.&lt;/p&gt;                      &lt;p&gt;Bakanlık, Avrupa Birliği standartlarına  uyulduğunu ve Bisfenol A ve benzeri maddelerle ilgili konuların 2005  yılında kurulan 'Ulusal Kanser Danışma Kurulu' tarafından Avrupa Gıda  Güvenliği Ajansı ve Amerikan FDA gibi uluslararası örgütlerle işbirliği  içinde yakından takip edildiğini' vurgulamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evin kedisi'nin Notu: Yazı &lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101126_bisfenol.shtml"&gt;buradan&lt;/a&gt; alınmıştır, içim içime sığmamaktadır, sevgilerle blogger dünyası :)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;                &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-1350435500330356862?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/1350435500330356862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=1350435500330356862' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1350435500330356862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1350435500330356862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/11/bunun-ismi-zaferdir.html' title='Bunun İsmi Zaferdir!!!!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5153188837621728478</id><published>2010-10-23T08:53:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:54:37.308-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arap Emirlikleri&apos;nde yaşam'/><title type='text'>Yürüyüş</title><content type='html'>Akşamları pedometremi ve Laila'yı alıp yürüyüşe çıkmaya başladım. Kulağımda walkman...Bir sürü villalar ve bir o kadar yaşanan hayat...Müziğe tempomu uydurup, hızlı hızlı günlük adım sayımı en az 10.000 e çıkartmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, radyoda " Big In Japan" çalmaya başlıyor ve walkman'in ilk çıktığı, hatta tank gibi olduğu kaset çalar zamanında babamın Libya'dan getirdiği ve koca bavuldan çıkarttığı alet geliyor aklıma. Seksenli yıllar mıydı acaba? İlk okulda olduğum kesin de gerisini tam kestiremiyorum. Kulağıma demo kaseti takmış, "Hadi söyle bakalım nasıl ses düzeneği ama?" ifadesi ve koca bir gülümseme eşliğinde suratıma bakarken ben kulaklarımda çınlayan ilk melodiyle kendimden geçmişim...O walkmanin yıllar içinde kaç kere, hem de çok sertçe düştüğünü hatırlamıyorum bile ama en sonunda kaset yerine cd ler çıktı da emekliye ayırdık onu biliyorum, yoksa hala çalışır belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O fotoğraftan, çalan müzikle Caddebostan'da yaptığımız doğumgününde çalan "Big In Japan" e geçiyor belleğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride kalan 22 yıl ve ben aynı melodiyle şimdi iki çocuk annesi bir kadın olarak, çölün ortasında kurulmuş bir ülkenin sokak aralarında, bir o kadar yıl sürünüp hayalini kurduğum köpekle yürüyüş yapıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O insan yaşlanıyor belki ama hala aklında eski dostları, yaşanmış aşkları, zayıflıktan kopacak haliyle " Bir, iki, üççç!" diyerek dans edişleri..."Eskiden ne yerdim ki ben?" diye düşünüp yedikleriyle kilo almasına sinirlenen şimdiki hali baki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, aslında kendi hayatıma zaman zaman böyle bir film karesi izler kıvamda bakabiliyorum, hani kendini dışardan görebilme duygusu, derler ya ölürken hayatım gözlerimin önünden geçti kıvamı...Nostaljik yan çok demek...Birikmişleri silememek biriktirmek de öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de belki çok uyuz bir huy ama elimde olmadan evlerin içlerinden gelen ışıkla insanların nasıl hayatlar yaşadığını anlamaya çalışıyorum. İngiltere'de kendimi tutabilmek, tül kullanımı olmadığı için belki daha zor, yani geçerken mesela eğer ev yol üzerine bakıyorsa ve içerdeki dekorasyon, ışık vesaire bir şekilde dışarıdan görünüyorsa bitti! Kesin birkaç dakikalık yürüyüş anında bir göz hapsi kaçınılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oralarda anladığım, güneş ışığını maksimum içeri alma isteği var, tül bile güneşin görülmesine engel bir yerde. Fakat bu iklim onun tam tersi sonuçta, hem hava şartları, yılın %99 u tepede eksik olmayan bir güneş hem de dini kurallardan gelen bir mahremiyet duygusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Emirlikleri vatandaşları (dışardan alınan bir hak değil, kan bağı şart) elektrik ve su parasını çok cüzzi miktarlarda ödedikleri içindir ki kocaman evlerin bir o kadar sayısız ışığı yanmakta, bazılarından gelen kah yemek kokusu, kah yeni yıkanmış bir avlu belki ya da giriş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ise bu evlerin bahçelerinde yanan en az yirmi ampulden pek bir şikayetim yok çünkü bazı sokaklardaki ışıklandırma neredeyse onlardan gelenle sınırlı. Yürüyüş yolunda trafik sevmediğim için ise ara sokaklar ideal, bir de düşünmek, hayal kurmak için araba farlarından elimden geldiğince uzağa kaçmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villalar genelde çok büyük aileleri barındırdığı ve özele girme duygusu çok önemli olduğundan çoğunun bahçe duvarları çok yüksek ama bu evden gelen ışığa, zaman zaman açık bir bahçe kapısının aralığından süzülen atmosfere ortaklık etmeye engel değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe içlerinde kendi havuzları olan villalar çoğunlukla Avrupalı, Rus ya da Amerikalı müşteriyi hedef kitle olarak görüyor. Sharjah'da yabancıların ev satın alması yasak iken, Dubai veya bir diğer Arap Emirliği'nde çok farklı bir mentalite geçerli olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Emirliği vatandaşı olan ve kendi mekanını yaptıranların büyük bir parçası ise bahçesinde keçi bile besleyebilecek kadar büyük alanlar oluşturmuş. Kocaman, duvar genişliğindeki kafeslerde onlarca kuş bakanına da tanık oldum, tavus kuşu bahçeden çıkıp sokaklarda aheste aheste dolaşanı da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpek beslemek pek o kadar yaygın olmasa da imkansız değil. Sokak kedileri öylesine zayıf ki! Su bulamadan kaç gün idare edebilirler belli olmasa da çöplerden bir şeyler araklamak için sürekli keşifteler akşamları. Gündüz ve özellikle çok sıcakların yaşandığı aylarda nasıl ki başka memleketlerde hayvanlar kış uykusuna yatarsa  burada da tam tersi...Yazın kertenkeleler bile kaçışta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzüne bakıyorum...Kutup yıldızının bu ülkeden görünüşü kocaman, geceleri bulutsuz ve berrak. Bu akşam dolunay var ve köpüş ağzı yerde bir şekilde arkamdan sürünüyor. Hala soğuk iklime alışkın bir insan için ortamda kalp geçirttirecek bir nem ve sıcak olsa da iklimize olmak demek bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin bir solukla havayı içime çekiyorum.  Köpeğim ve ben eve dönüyoruz. Bambaşka bir ülkede, bambaşka bir kültürün ortasında evimiz dediğimiz yere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tekrar düşünüyorum ki kendi oluşturduğumuz aileler ve eşyamızla dünyanın neresine gidersek gidelim, o mekan bizim evimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsüyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5153188837621728478?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5153188837621728478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5153188837621728478' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5153188837621728478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5153188837621728478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/10/gozlemler-ve-bi.html' title='Yürüyüş'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2317005655232376319</id><published>2010-10-11T08:55:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:23:12.149-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Kedinin Kuyruğu</title><content type='html'>Yıllarını evde harcayıp, çocuklarını doğurup, onları büyütmüşsen şayet, o zaman kariyer yapmadığına lanet edersin, elinden her geldiğinde evinden kaçma moduna girersin. "Ay şekerim ev depresif yapıyor insanı." dersin her iki cümlede bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerin genel müdürüysen ya da özel hayata zaman vermeyen bir işte tükettiysen ömrünü bu sefer de neden evlenemeyip, çocuk doğurmadığına, eğer çocukların varsa onların dakikalık değişimlerine tanıklık etmediğine, yaşama bakış açılarını istediğin gibi yönlendiremediğine yanarsın. Bu sefer kaçmaya çalıştığın evin olur bir kuş yuvası. İşten çıkışlarında ayaklarının kıçına vurarak geldiğin sükunet mekanın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvırcık saçlıysan düze, düz saçların varsa dalgalı ya da kıvırcığa özenirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ve inceysen, minyatür ve yuvarlık hatlı olmaya takarsın kafayı, tersi durumunda kendini olduğundan uzun gösterecek ne tür ayakkabı varsa onu seçer, hayatını spor salonlarına adarsın zayıf görünmek uğruna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklu ve yalnızsan içinden sorumluluk duygusu yüzünden, dinlenememekten, sevişememekten "İmdaaattt!" diye bağırmak gelir, çocuğun yoksa karı koca çocuklu ve ince hatlı kadınları dünyanın en şanslı ve seksi kadınları, erkeklerini de en iyi baba adayları olarak tanımlar, hamile kalmak için kendinden geçercesine paranı ve bedenini tüketirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte yaşadığın bir erkek yoksa hayatında, sorumluluk paylaşmanın o ilişkiden neler alıp götürdüğünü, her günün getirdiği boktan rutinin nasıl hayatı ele geçirdiğini bilmez, erkek ve kadın ilişkisini karşılıklı mehtaba karşı yudumlanan şarap olduğunu sanırsın, hep sonsuzluğun peşinden koşar durursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şayet yıllara yayılan bir ilişkide, bir de küçük insanların sırtlara yüklediği ağırlığı hissediyorsan omuzlarında, işte o zaman da tek başına kalmayı özler, geçmişe bir kadeh kaldırırsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa ve öz, hayatında elinde olmayan ne varsa onun peşinden koşar durursun, kedinin kuyruğunu kovalaması misali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama seçimlerinden biri ya birine izin verir ya diğerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi birden asla olamazsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2317005655232376319?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2317005655232376319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2317005655232376319' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2317005655232376319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2317005655232376319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/10/kedinin-kuyrugu.html' title='Kedinin Kuyruğu'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2969143730489350293</id><published>2010-09-05T12:32:00.000-07:00</published><updated>2010-09-05T12:35:32.140-07:00</updated><title type='text'>Hoşçakal Nehir :((((((</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TIPwqK2ikbI/AAAAAAAAA3Y/5lYygKPp30c/s1600/DSC01650.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TIPwqK2ikbI/AAAAAAAAA3Y/5lYygKPp30c/s400/DSC01650.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513514976089903538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hoşçakal :((((&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2969143730489350293?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2969143730489350293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2969143730489350293' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2969143730489350293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2969143730489350293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/09/hoscakal-nehir.html' title='Hoşçakal Nehir :(((((('/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/TIPwqK2ikbI/AAAAAAAAA3Y/5lYygKPp30c/s72-c/DSC01650.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-9076164194247546324</id><published>2010-09-01T10:21:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:55:30.295-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Fil Hafızası Bu Mudur?</title><content type='html'>Sürekli ve hiç değişmeyen tek his yorgunluk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatile gitmeden yorgundum, tatili dört gözle beklerken ve umut ederken de, tatilde ve tatilden sonra, şu an, burada da yorgunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesine bir tekrar zinciri var hayatımda ve bunu asla değiştiremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Bebeğin doğması... Artık herkes kabul ediyor ki sezeryan ciddi bir ameliyat, gereği olmadan yapılmaması gereken bir durum. Ama yapılmış tamam, olması gereken oydu ve uygulandı onu anladık, değiştiremiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lohusa demek ne demektir? Bebeğin birazcık annenin kucağından alınması, o sırada çiçeği burnunda annenin uyuyabilmesi, dinlenebilmesi değil midir? Bir kadının kırkının çıkması ne demektir? Yıllara yayılmıştır lohusanın kırkının çıkması...Nesilden nesile aktarılmamış mıdır? Evde anne veya kayınvalidenin yüzünde sevgi dolu bir gülücükle getirdiği sıcacık demli bir çay ya da dumanı tüten çorba ne anlama gelir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ben bunların hangi birini yaşayabildim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan yalnız başıma çıkıp evime geldim, gümbür gümbür olayın orta yerine düşüp bir gün bile yatma dinlenme lüksümü kullanmadan, bakılmadan yalnız bebekle kalakaldım. Başımızdan öylesine büyük olaylar geçmiş ki zaten bu sekiz aylık doğmuş ya çantada keklik diye niteliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış! Normal sağlıklı doğan bir bebeğin bile ailesinden çaldığı uyku 6 aya denk geliyormuş. Düşünsenize! Dünyadaki en bilinen işkence tekniklerinden birini sürekli 6 aya yayılacak şekilde uygulayın bakalım ve neler oluyor görelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'ye gittim...Çiçekler böcekler kuşlar ve  o ülkenin fevkalade olması değil kastettiğim...Verilen değer, acıma duygusu, empati...Hepsi tahmin ettiğim gibi sıfır çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadının bir kadına yaptığı en büyük bencillik, en sapkın duygudur üveylik ve sevgisizlik. "Uyumam lazım biraz" cümlesine verilen yanıt " Sen dün gece iyi uyumadın mı?" oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşimle konuşup tatilde rahatlama sözü almış olmama rağmen sevgili(!) oğul bile bile, gözüme sokula sokula uykuya yollanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bulaşıklar "Sen yıkayacaksın" duygusu verilerek, o an işi çıkarak, yokolarak bana bırakıldı (%80 nini yapmadım o ayrı), oğul sürekli ne kadar harika bir baba, ne fonksiyonel bir koca ve evlat olduğu için pohpohlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfke, tanımlamalarda hata, yokluk, sanki hiç varolmamışlık...hisleri bastıra bastıra, kanırta kanırta yaşatıldı. Çocuklarla beraber değişen bu ilişki benim cidden canımı sıkmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de...Bir ay yalnızlık bu sefer. 9 yaşında bu zamana gelinceye kadar tatile aktivite kitaplarıyla çıkarılmış, O'na zaman ayrılan bir çocuktan ne yapacağını bilemeyen, küçük kardeş yüzünden içi çıkmış insanlar kalabalığına dönüşen bir aile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüğe yetişemediği, hiçbir şeye katlanamayacak bir hale geldiğinden üzüntü içinde olan bir anne...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi hayatımda farkına vardığım en önemli şeylerden biri oldu bu tatil. Ha, güzel yanları yok muydu? Tabi ki vardı ama hayatta pür kötülük veya pür iyilik diye bir şey var mı? Doğa harikaydı, korunmuşluk, bloggerlardan Fatma ile tanışmak, kendi kendime yaptığım tren yolculuğu, bahçede masa ve içki, kaldığımız cottage...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala yorgunum, hala hiçbir şeye zaman bulamıyorum çünkü yemek, ev ve çocuklar arasında bölünmüş durumdayım, birisi biraz ara verdiğinde diğer konuyu tamamlamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine her zamanki gibi ben düştüğümde aldığım destek tam bir fiyasko. Bu, kendi ailem açısından bir türlü becerilemiyor, bahane belli çoook isteniyor ama işte yaşlılıklar, yorgunluklar, hastalıklar olarak liste uzayıp gidiyor. Ama en azından ne bileyim görülüyor bir şeyler, "Kızım bu ne hal böyle?! Canın çıkıyor hiç oturmuyorsun." deniliyor, bu da bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraf ise istemiyor. Bahane bile üretilmemekle beraber yardım istenildiğinde şöyle deniliyor "Yapamam ben efendim!!" E peki o zaman sormazlar mı zamanı geldiğinde senin için kim yapacak?! Ben değil çünkü asla unutmam, öyle de bok bir huy işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere tayfası toruncuklarını çok özlüyor ya, hani kafalarını okşayıp iki kere öpmek için. Ama bir gün geç yat da bebek ağlarsa duymamazlık etmeyesin denildiğinde bir bakıyorum hiç beklenmedik bir şekilde kayınpeder devrede. Sabah erken kalkılırsa ilk söylenen " Çok erkenden görüşmeyelim" İki kere bebeğe incy mincy spider demek için taaaa o kadar yollar tepiliyor ya, bebek her huysuzluk yaptığında hani anneden bekleniyor uzaklaştırmak ve saatlerce oyalamak ama o sırada kimse istifini bozup " Kızım otur şuraya bir yemeğini yiyemedin" demiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte öyle sevgi bana biraz tuhaf geliyor. Yani, boktan işlerin hepsi acınılmayan anaya atılırken, baba biraz devralmaya kalktığında "Zavallı!" damgasına gark ediliyor. Ne kadar da fevkalade bir eş, sen al kocanı da al öp başına koy deniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların sonunda kim kaybeder kim kazanır bilemiyorum ama bildiğim bir tek şey var evliliğin bu zorunluluklar kısmından bıktım usandım. Kelalaka sana zerre kadar sevgisi olmayan bir kadına anne demek, ne yapılırsa yapılsın söylenilirse söylensin olmamışı oynamak ve taaa bunu bir taraf ölene kadar sürdürmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben olaya hiç öyle "Bak affet, ölümlü dünya, gelir geçer" falan diye bakamıyorum. Ne tuhaf! Dibine kadar da nefret ediyorum artık ve zamana bırakıyorum ama biliyorum ki zaman bu olayların tekrarlanmasından başka bir boka yaramayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah yardımcım olsun, amin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-9076164194247546324?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/9076164194247546324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=9076164194247546324' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/9076164194247546324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/9076164194247546324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/09/fil-hafzas-bu-mudur.html' title='Fil Hafızası Bu Mudur?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3504999314760867862</id><published>2010-06-27T21:27:00.000-07:00</published><updated>2010-06-28T10:43:35.097-07:00</updated><title type='text'>Ben Normal miyim Dr. Öz?????</title><content type='html'>Dr. Öz'ün sağlık show'unu izleyen herkes bilir ki programı canlı olarak seyretmeye gelenler stüdyoya çıkıp sorusunu sorma potansiyeline sahiptir. Benim gördüğüm bu soruların pek de duyulması olağan, her gün karşılaştığımız cinsten konular olmadığı. Bir kısmı sorulamayacak kadar utanç verici veya bir diğer bölümü hakikaten "Dr Öz ben gözümü mıncıklayıp mıncıklayıp içinden sümüksü bir madde çıkarıyorum, normal mi?" gibi akla gelmeyecek türden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben orada olsam ve bir şekilde soru sorabilsem; "Çocuklarla sosyalleşmenin aşırı stresli, karı koca görüşmelerinin sıkıcı olduğunu düşündüğüm için bana kalsa çoluk çombalak ve çiftli olarak zamanımı hiç bu konulara harcamam, normal miyim doktor?" derdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısım insana göre "AAaaaa ne ayıpppp, olur mu canım öyle şey?! E o  zaman hiç görüşülmesin!" tepkisine gark olacağımın bilincinde olsam da çocuklu sosyalleşme, başkasının evinde kalma, yaşama, tatil yapma mantığı bana göre değil. Bu normal veya değil bilmiyorum ama normallik neye ve kime göre orası da tartışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bazısının aklında çocukların çığlıklar atarak çevrede koşturduğu, ağaçlardan perende attığı, koskocaman İtalyan tarzı kurulmuş masalarda kimin ne söylediğini bir diğerinin dinlemediği, şen kahkahaların ve aynı anda bebek ağlamalarının birbirine karıştığı bir senaryo olabilir. Ben ise o senaryonun bir parçası olmak istemediğimi buradan rahatlıkla haykırabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun altında yatan başlıca sebeplerden biri insanların kalabalık ailelerden gelmesi ve alternatifin aslında ne derece ruha sakinlik verdiğinin ayırdına varmamaları da olabilir. Hatta kuvvetli bir ihtimaldir bu, insan nasıl ortamda büyüyorsa o ortamı kurmaya meyillidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında biz de üç kardeşiz ama ben büyük farklarla en küçükleri olduğu için sanırım "Tek Çocuk Sendromu" yaşıyorum. Heryerde ve her an sessizliği, kendime ayıracağım zamanın kalitesindeki bilinci ve onu bırakmama direncini şiddetle hissetmekteyim. Kardeşlerimle o benim, bu senin! ama onları benden daha fazla seviyorsunuzzzzz! kavgası hiç yaşamadım. Onların bir yerde genç yaşta edindikleri çocukları gibiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablam zaten kendimi bildim bileli evli ve çocuklu oldu, abim ise en sevdiği filmlere, çizim yaptığı odaya beni ortak etti, öyle büyüttü. O yüzden de bir yerde çok genç bir baba modeli de vardı karşımda büyürken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamım boyunca kendime yakın kardeşler ve onların bitmek bilmeyen çekişmeleri, enerjileri, titreşimleri olmadığı için belki şimdiki yaşımda aynı ortamlardan hep kaçtım. Kendi çocuklarımı da elden geldiğince o enerjiden uzak kendi hallerinde yetiştirmeye çalıştım ve çalışıyorum, hala heyecandan, hop hop hop zıplama, bağırış, evin içinde deli gibi koşuşturan çocuklar fotoğrafını kendime uygun bulmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklu arkadaşlarla bir araya geldiğimizde durmadan kesinti yaratan ve bambaşka bir konudan bahsederken "Ayyyy bugün kaçıncı bezini değiştirdim, meyve yiyince kaka bombardımanı oluyor" ya da "Yaaaa görüyor musun işte yapamıyor kakasını, kabız oldu, hadi gidelim mi tuvalete, orada deneyelim?" tipi kesintilere uğramak çok normal mesela. Ya da anne ve babalar oturup çocuklarının yaptıkları haylazlıkları anlatıyorlar birbirlerine ki bu nokta gerçekten hiççç ilgimi çekmiyor. Bir de gerçekten insanların bebekleri olunca bir kaka muhabbetidir gidiyor, önceden ağza hiç alınmayan hatta tiksinilip burun bükülen bu kelime neredeyse her cümlenin içinde birer ikişer kullanımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu durum beni kötü bir ebeveyn mi yapıyor? Sanırım başkalarıyla beraberken olaylarla yüzleştirmemi, problem çözüm yeteneğimi ve soğukkanlı olmamı engelliyor. Kendi çocuklarım bir kenara, belli bir saatten sonra ortalığa saçılan error sinyalleri, çocukların maksimum oynama saatleri olan iki saatin erişkinlerin bitmeyen konuşmalardan ötürü uzadıkça uzamasını, bu yüzden yenilemeyen yemekleri, içilemeyen içkileri veya çayı kahveyi, o sırada oynanacak oyun kalmadığından deli danalar gibi saklambaç, bağrış çığrışın beni deli ettiğini görmezden gelemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç ise yorgunluktan bitap düşüp dengesi bozulan kendi çocuklarımdan çıkıyor onu da gözlemliyorum. Bu sırada izlenmekten "Evin kedisi de pek bir agresif canım!" denmesi potansiyelinden de hoşlanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü aslında bu tahammülsüzlüğün altında yatan neden, görmezden gelinen, suçlusunnnn! diye kaldırılan parmağın esas sebebi bambaşka. Ve onun adı da uyku bölünmesi, kargalar bokunu yemeden yaz kış okul iş zamanı ayırdedilmeden kalkılması, sürekli bir hareket hali ve bölünme histerisi olarak özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce çocuk ve bebek bakımı denilen süreç belli bir yaşa gelene kadar ciddi derecede engebelerle dolu. Bir çocuk en ideal şartlar altında yatsa uyusa ki bu genelde görüyoruz ana babalar tarafından sağlanamıyor, gece bir kez ya açlık ya da susuzluk adına kalkmak demek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum ise kolay değil en bilinen işkence yöntemlerinden biri olan uykusuzluk problemini yatırıyor masaya. Kaldı ki memlekette genelleme çocukların ayakta sallanarak, yanlarında yatarak, aynı yatak odasında ya da yatakta uyumasına izin verilerek uykuya gönderme teknikleri ya da bana göre tekniksizliklerinden ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben  ve eşim düşünemiyoruz ki gece maksimum sekiz buçuktan sonra, o da pek tabi ki uyku ihtiyacı yoksa ve koltukta falan uyuyakalınmıyor ya da dokuzda kös kös yatak odasına gidilmiyorsa,  maksimum kalan üç buçuk saatlik zaman dilimi sakince bizlere ait olmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bahsettiğim stres, çocuklarımızı koyuyoruz yatağının içine hadi bay diyip odadan çıkıyoruz versiyonu olduğu halde böyle aksi şartlarda karı koca bizim sinir stres yığınından ağzımızda çiçek kafamızda huni dolaşma olasılığımız, birbirimizi parçalama, çocuklarla intihara teşebbüs yüzdemiz hayli yüksek olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anne ve baba olarak belki garipsenecek çünkü işin doğası ona göre oturtuluyor ama çocuklarımın uyku ve diğer hiçbir konuda bana/bize bağımlı olmasını istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt verirken de aynı duygu altında ezildim unufak oldum. Bunlar dediğim gibi yazılınca bazılarına ayıp gelebilse de bizim gibi kadınların ve adamların olduğunu da bilmenizde fayda var diyorum. İnsanların dinlenmesi yemek yemesi veya kendilerine gelmesi gereken zamanlarının hepsini çocuklarına harcayarak geçirmeleri durumunda bırakın sağlıklı bir evliliği, normal bir hayat yürütebileceklerini bile düşünmüyorum. Yatılan ve paylaşılan yatakta bebeğin veya çocuğun yanında yapılan seks...Söyleyecek bir şey bulamıyorum desem daha mı doğru acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk kendi kendine uyumayı öğrenmeli, odasında yatmalı mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evettttt!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun uyuma saati belli olmalı ve bu büyüklerin saati ile karıştırılmamalı mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eveeettttt!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, insan neden sosyalleşir? Kafa dinlemek, keyif almak, sohbetlemek, espri ve yemek yapmak, yemeği servis etmek ve adam gibi yiyip içmek için, değil mi? Peki, her çocuklu arkadaşlık festivalinde içtiğim çay bile piç oluyorsa, yediğim yemek boğazıma diziliyorsa, karı koca insanların arasında gidip gelen enerji (o da haliyle sen bak da ben bir nefes alayım ya kardeş, bak görüyor musun işte hiç yardım alabiliyor muyum? dır dır dar dar) ikilemi üzerine oturuyorsa bana ne kardeşim demez miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derriiiiimmmm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da yıllarca kanka olduğum arkadaşım çocuk doğurmuş ama o çocuğu eğitme metodu, çocuğun hareketleri benimkine çok ters düşmüş, al sana başka bir dağılma konusu olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oluuuurrr!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıkmışım alışveriş yapacağım ama ufaklık yeni yürüme ardından da koşma moduna geçmiş, elde torbalar, hiçbir şeye bakamadan bebeğin peşinden, o alışverişin içine edilmiş midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edilmişşşşş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ziyaretine tatile gidilmiş, herkes gülüp eğleniyor, yemekler yeniliyor ama ben kendi çocuklarımın yemeğini düşünmek, kendimden önce onları doyurmak, kaka yapılmış bezi değiştirmek, üst baş değişimi yapıp bin kere konuşulan konuyu kaçırmak, çok önemli bir noktada; "Pardon kaka yapmış bir bez değiştireyim..." ya da "uyku zamanı geldi bir yatırıp geleyim..." "Aaaaa cısssss bom bom olursunnnn çıkma oraya bak....görüyor musun bir dakika oturmaya gelmiyor!!" gibi bok bok diyaloglara girmek zorunda mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorundayımmmm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar beni fena halde sıkıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıyorrrrrr!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlar altında "Kardeşim sen de neden çocuk yapmışsın ki hiç yapmayaydın da bunları da yaşamamış olurdun." denilebilir ancak illa ki çocuklarımla sosyalleşmem gerekmekte mi o da bir soru işareti tabi. Başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunluluğum yok, ben nasıl ki çocuğu duvara tırmanan birine müdahale etmiyorsam benimkine de karışılmasını istemem, anlayış beklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak insan hayatını ikiye ayırıyorum, çocuktan önce ve çocuktan sonra...Ve ardından kapımın üstüne şu yazıyı asıyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ÇOCUKLARIM VAR, BÜYÜTENE KADAR MEŞGULÜM, RAHATSIZ ETMEYİNİZ!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3504999314760867862?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3504999314760867862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3504999314760867862' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3504999314760867862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3504999314760867862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/06/ben-normal-miyim-dr-oz.html' title='Ben Normal miyim Dr. Öz?????'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-611862168113521402</id><published>2010-06-22T03:58:00.000-07:00</published><updated>2010-06-24T21:39:28.955-07:00</updated><title type='text'>Alerji veya Kızamık</title><content type='html'>Akşam babayla 1 numara eve girdiklerinde saat 22:00 ye geliyordu, alerji teşhisi konmuş olması beni şüphede bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bildiğim alerji oluşması için gerçekten de çok ilginç bir şey yenmesi ya da olağanüstü bir durumla karşılaşılması lazım. Bir de hiç alerji boğaz ağrısı, ciddi bir ağız kokusu ve kuru öksürükle başlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma ilk gelen çocuk hastalıklarından oldu ki kitaptan listeye girenler kızıl ( iki sene önce İngiltere'ye tam gitmeden başımıza gelmişti ve çok yüksek ateş yapmıştı, hadi geçirdiği için belki minimum böyledir etkisi dedim ) kızamık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Fenistil alerjide hemen etkisini gösteren bir şurup olmasına rağmen bu hastalık bir şekilde akşam yediye doğru tekrar ediyor, bütün vücudun ön kısmı zımpara gibi kabarıyor ve kaşıntı...Yani şurup da etkisiz...I ıh! İçime sinmedi, hatta;" Leyn sen de o doktora gidip kötü haber alamayınca tatmin olmayan manyaklara mı döndün?!" dedim kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ise okuldan yazı geldi. " Çocuklarda kızamık vakaları görülmekte olup belirtiler şu şu ve şunlar olabilir. Döküntüler görüldükten bir hafta sonra bile bulaşıcı olup, evde takibi gereklidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al sana alerji! Doktor üzerine basa basa astım atakları oldu mu onu sormuş. Tamam olmadı ama kuru öksürükle başladı olay ben biliyorum. Chloe de bunu hatırlayamamış ve öksürüğe " Olmadı" karşılığını vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kim çocuklarla iş dolayısıyla daha uzun vakit geçiriyorsa o gözlemlediği için, ortamda ben olsaydım belki de teşhis bile daha farklı olacaktı diye düşünüyorum. En azından doktora alerji ile kuru öksürük ve boğaz ağrısının bağlantısı ne olabilir diye sorardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların hepsi çocuk hastalıkları ve hayati tehlikeleri olan şeyler değil biliyorum ama bebeğe geçme riski uyku ve yemek düzeninin tam giderayak alt üst olması demek ki bu bizim için herşeyin belki beş kat daha zor olması demektir. Bunu düşünmek bile istemiyorum, zaten herşey dört dörtlük giderken bile o kadar enerji harcanıyor ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu yazıyı yazarken bile içtiği sütü inek memesi kıvamında sıkıp süt çıkarttığını gördüm, zar iki gündür yatak o yüzden sırılsıklam ıslanıyormuş demek ki. Ya nasıl bir durumdur anlamak mümkün değil. Bazen işte olta atıp gözlemlemek lazım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, iyi ki ailede herkes aşılı (geçen sene doktor demişti ya aşılı olmamama rağmen aaa neden hemen hamile kalmıyorsun), ne diyim, geciktirmemek lazım, hele de evde okula giden birileri ve küçük kardeşler varsa...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-611862168113521402?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/611862168113521402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=611862168113521402' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/611862168113521402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/611862168113521402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/06/alerji-veya-kzamk.html' title='Alerji veya Kızamık'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8761303062091835455</id><published>2010-06-20T10:38:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:27:12.319-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iki çocuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Atışa Tepişe Yaşamak...</title><content type='html'>Hayatımda ilk defa online da üç kişi gördüm içim bir hoş oldu :) Aynı anda sayfa sayımı okuyan ve online sayısını gösteren widget'ıma da baktım, ahanda onda hala bir kişiiiiii!!! Demek ki ben yıllarca ona kanmışım vay ahlaksız kahpe felek dedim kendi kendime, ne kadar üzüldüğümü hatırladım ve bugün için yazılacaklara geçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, önce haberler... Yarın itibarıyla resmi anlamda evlenmemizin üzerinden 13 yıl geçmiş oluyor ve nerdeeee benim o eski hamarat, pasta üzerine kadın erkek yaptığım günler? Yapıp yapacağımız ancak gece bir saatliğine, yakında bir pub'a kaçmak olabilir, ötesi imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun! Hiç yoktan iyidir. Bana part time gelen yardımcımı çok seviyorum, O da Zo'yu :)) Büyük gayetten cool, artık büyüdü, ikisi de pek birbirlerine yaklaşmıyorlar, sebep de dil sorunu. Soraj'la beraber bir çocuk bakıyoruz bir ev temizliyoruz, O Zo'yu oynatırken ben yemek yapıyorum, tuvaletleri falan temizliyorum, ben alıyorum kızı o halıları siliyor falan. Böyle bir iş tanımından azami derecede mutluyum, bence O'da öyle. Hiçbir insanın götünü devirdiği yerden emirler yağdırmasından hoşlandığını düşünmüyorum. Yukardan alta bir emir komuta zincirindense bir işbirliği havası hepimize iyi geldi ne diyeyim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece Zozo hanım her saat başı kalkarak kafalarımızı tavana vurdurdu, onun da hemen nedenini açıklayayım. Ablanın okuldan sonsuz sayıda eve taşıdığı, ilk baharın o çorba havasını ortama getirmesiyle birlikte başlayan klimalı hava soluma çalışmaları...Bunun sonucunda neredeyse bir şekilde her hafta sonuna denk gelen boğaz ağrısı, bitmeyen bir burun akıntısı üçgeni...Ha! Bu geçtiğimiz hafta sonu kuru bir öksürük olaya eşlik etmekteydi. Bir de şimdi İngiltere'ye gidilecek ya oraya gitmeden önce illa bir olunur kızıl, kızamık, ishal, kabızlık...artık akla ne gelirse! Aldı mı beni yine bir sinir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zar gittiğim yerde tam bir otorite çatışması yaşanıyor. Kimseyi dinlemeyi sevmeyen aslan burcu kadınına; " Bir de ben bakayım, hımmmm bu doğallll herkesde olurrr" gibi yorumlar yapılmaktan ziyade alınan kararlara sürekli müdahale edilip koca arada pin pon topu kıvamında bırakılıyor. Allah'ım sen beni koru!!! Bu bende korkunç öfke patlamaları yaratıyor doğruya doğru. Bir de o organize olurken yapılması gerekenleri sayan ban'a " Don't worry Evin Kedissiiii, be happpyyyy!" denilmiyor mu?! Al at kafasına bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, devam edeyim sabahda kalmıştık...En son kalkıldığında saat sabahın dört buçuğuydu ve ben kendimi artık yataktan doğrulma pozisyonuna çekmeyedurayım koca gitti ve çocukların odasının olduğu derinlikte kayboldu. Haşır huşur sesler, ulan sabahın dört buçuğunda da mıçılır mı e be kardeşim, yapmışşşş, ne yapsın adam?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değiştirme falan derken Zozo ile sabah ezanı arası gidilip gelinmiş ve sabah O'nu işe uğurlama çalışmaları yaparken 1 numara çıkageldi. " Annneee ben kaşınıyorum!" Haydaaaa! Bu arada ufaklık zıpkın misali odadaki çekmeceleri açıp içinde ne var ne yoksa çıkartma ve kahkahalar atma modundaydı yani o cephede asayiş berkemal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir baktım ki  ciğer olmuş bizim kız! Son ciğerlik halinde yine İngiltere'ye gidilme öncesi bu sefer çok yüksek ateş de vardı ve kızıl hastalığına yakalanıldı. E bebek uyumamış mı bir gece önce doğru düzgün, Chloe der mi ben kaşınıyorummmm dedim yedik ayvayı, yine bir tatil seyahat planı yine yeni ve yeniden...Yani anlaşılıyor mu bilmiyorum ama iki çocuk arasında yaşanan dakikalık ebeveyn psikolojisi bu; hadi yırttık, aaa mıçtık arasında sarkaç misali gelip gidiyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir numarayı evde tuttum, gözlemleyeceğim ama yarı baygın bir haldeyim, iki numara sabah kahvaltısını yapmasının ardından nakavt oldu zaten, hadi ben de O'nunla bir uykuya...Kalkış...Allah'tan evde yemek vardı, hatta ev ekmeğim bile hazırdı, arkadaş aramış kahvaltıya gelsen...Ben aradım bu sefer O uykuya gitmiş oğluyla yazık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chloe iyileşir gibi oldu, Fenistil kremin ve şurubun tarihleri Allah'lık olmuş atıldı, babaya gelirken alması için sipariş verildi, o sırada bir şekilde tuzluk elimden düşüp kırıldı, arkasından Zo hanımın elinden kurtarayım derken bizim karı koca resmimizin olduğu çerçevelik...Aman akşama doğru alınan Fenistil şurupla iyileşilir derken daha bir kötüye gitti, babayla kızı yolladım hastaneye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu neden mi yaptım? Birincisi evde küçük bir bebek var ve bunun mikrobik mi ne üdüğü belirsiz bir şey mi olduğunu anlamalıydım. Yarına kadar çocukcağız böyle kaşıntılı kaşıntılı yatmamalı dedim. Eğer kızıl bir şekilde tekrarladıysa ki kuru öksürük ve boğaz ağrısı bana onu düşündürdü, o zaman gerekli antibiyotik verilir, yarın da ne yapacağımız anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babanın yorgunluktan haliyle yüzü düştü, dört buçukta başlamış bir gün...Ama yine de beş dakikalık doğum yaptığımız hastaneye gittiler beraber. Orası evimiz gibi sanki, butik hastane diyorum ben. Allerjik reaksiyon denmiş, yine bir oh! En azından mikrobik değil ve bir de minik bebeğin ve dolayısıyla bizlerin uykusunun içine edilmeyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamda binbir tilki oynuyor yine. Doğum kontrol iğnesi öküzce yan etkilerini sürdürmeye devam ediyor. Daha gazlıyım bir kere ki normalde hayatta olmayan bir şey. Sabah yine gaz sancısı vardı. Saçlar çatal çatal tiftik gibi :( Sinir boğazımdan yukarı tırmanışlarda, eller tutmuyor, kelimeler kaçışlarda, isimler zaten çoktan sırra kadem basmış vaziyette. Gitmeden taze taze saç yaptırayım demiştim, umarım boya tutar bu gidişle çünkü adet dönemi öncesi saça da gidilmez :( Ah kafama sıçim! Nerden çıkarttım tam tatil zamanı bu salak deneme yanılma oyununu ya?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki gibi bu dönemlere gelen ruhi bunalım halleri de yapılan, söylenen her türlü hareketin binbir kere evrilip çevrilmesi ile sonlanıyor. Bu durum çocuklarımı pek tabi ki olumsuz etkiliyor çünkü ruhumu, beynimi onlara vermemi imkansızlaştırıyor. Neymiş efendim? Yaşlı, bokum suratlı, bizleri sürekli kıran osuruktan insanların torunlarını görmeye ihtiyaçları varmış safsatası bende şu soruyu yaratıyor. Neden hep kötüler, iyilerin; " Ya boşver şimdi şu ölümlü dünyada kalp kırmaya değer mi?" leriyle besleniyorlar? (Aman, lütfen haminnemin siz de yaşlanacaksınız gün gelecek ama... tarzı yorumları yapılmasın çünkü burada üzerine basmak istediğim konu tatlı tatlı yaşlanmak, lafını sözünü bilmek, sevgi dolu olmak değil, başka bir şey)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ciddi ciddi sorduğum soru bu. Dikkat edin bakın hep bu böyledir. Karşıdan öküzlükler gelir bir üç beş, aradan zaman geçer o hareket iyi tarafından unutulur, kırmayalım üzmeyelim denir ve aynı nakarat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların yaşlılıkları, sorunları vb... her türlü bahaneleri arkasına sığınmalarından ve yontulmamışlıklarını haklı göstermelerinden çok sıkıldım. Cidden öyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunu belli ediyor muyum? Evet, kendimce yollarla... Eskisi gibi içten, mutlu, arkadaş canlısı, durmadan yazan eden halimi değiştirip, buz gibi, konuşmayan, tepki vermeyen halime bürünüyorum. Bunu yapmış olmak ya da zorlamak anlamında değil kendiliğinden o sıcacık duyguların yerine bunlar yerleştiği için yapıyorum. Ha tabi kim takıyor, umursuyor ya da farkına varıyor orası ayrı. Zaten onun da hesabını yapamıyorum, yalnızca ben yaşım ilerledikçe ciddi dönüşümler değişimler geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte yeniden böyle duygularla yapılan hazırlıklar, hayatımın bu noktasını yüzde yüz kontrol edememekten doğan isyanlarla geçiriyorum zamanımı. Allah'tan kalınacak iki haftanın bir haftası Stonehange'in olduğu Glustonbury civarlarında bir countryside evde geçirilecek, yine kocam ve kızlarımla birlikte zaman zaman atışarak, zaman zaman sevişerek :) Ama işte aile demek bu demek! Olması gereken neyse sürekli kasmak değil dolu dizgin atışa sevişe tepişe yaşamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadehimi bu 13 yıla ve getirdiği iki güzel kız yavrusuna kaldırıyorum, hala onların benden çıktığına inanamayarak, şerefe!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8761303062091835455?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8761303062091835455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8761303062091835455' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8761303062091835455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8761303062091835455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/06/atsa-tepise-yasamak.html' title='Atışa Tepişe Yaşamak...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6016893307879171699</id><published>2010-06-16T10:30:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:57:12.831-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üç aylık korunma iğnesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyet'/><title type='text'>Freeeeddommmmm!!! Derken...</title><content type='html'>En zorlandığım konulardan biri diyet yapmak, çocuklar büyürken onlara besleyici ve iştah açıcı ne varsa yapılmalıyken evde kendine davetiye çıkartmayan, hatta sıkıcı olmasından mütevellit ağza atılıp hemen geçiştirilmesi gereken yemeklerden hazırlamak...Ne kadar zormuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aerobik sınıfına katılalı yaklaşık ikinci ayımın içindeyim. Haftada üç günlük ki bu haftadan itibaren o sayı ikiye düştü, bir program. Şu an 40 bedendeyim amaç 38...Dediğim gibi hem lezzetli iştah açıcı, teşvik edici yemek yapmaya çalış hem de yeme!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta da üç aylık hormon (pregesteron) korunma iğnesi yaptırdım. "Yan etkileri neler olabilir?"soruma yine dangalakça bir şekilde " Hiçççç! Süperrrr bir iğne!" cevabını alıp kıçıma acılısından vurulana kadar hanyayı konyayı pek anlamadım, hoplaya zıplaya eve döndüm. Amannnn ne güzel yıllardan sonra free sexxx, freeeddoooommmm naraları ataraktan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere yakan bir iğne bu birrrr, ikincisi iğneyi yediğimin ikinci günü baktım yine sinirden saçlarım dimdik  ahanda dedim bakalım bu hormonun yan etkileri nelermiş. Dınınınnnnnn!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene içinde 1 ila 3 kilo arasında hormonun su tutma ve iştah açıcı özelliğinden gelen yan etki. Bu muhakkak söylenilmeli demez mi internetteki bir doktor röportajında!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarında depresyon sinirlilik hali. (Bu ben tanıştırayım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarda dökülme (Tam da bu aralar yaştan ve doğum sonrasından saçlarım inceliyor mu neeyyy? derken)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre aynı adet öncesi sendromların yansıması, mesela koşturararak gelen tuvalet atakları hani epey bir zaman önce 25 adet semptom bulmuştum ya kendimde, ya kabızlık demiştim ya tersi, işte bu öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salaklaşma, elinden onu bunu düşürme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıyı daha fazla hissetme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyi daha fazla kurcalama, bunalma ve dert etme (bugün mesela aman evden kaçayım dedim evden çıktım alışveriş merkezine...Arkadaş ve oğluyla. Eve gelirken evim evim güzel evim diye ayaklarım kıçıma vurma modundaydı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlıya aşırı istek, özellikle çikolatalı şeyler :(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluk, hareket yaparken kesilme, uyku hali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan ben ne diyim artık bilmiyorum ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra hele de bu iş üç ay kendini bu şekilde sürdürürse Allah korusun, kıssadan hisse yumurtalıklarıma dokunmayan yılan bin yıl yaşasın! sloganı olacak. Çünkü yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak gibi bir şey bu. Adet görürken her ay bunları yaşıyorsun ama iğneyi yiyince üç ay sürekli böyle dolaşıyorsun :( Sabır taşı olsa ortasından çatlar, ben kendime bir hafta dayanamıyorum, aile tuz buz olur, kendi kendini imha eder yahu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada belirtmekte tekrar fayda var Arap Emirlikleri'nde zaten korunmayı destekleyen bir sistem yok. Aman çoğalalım, çoğalasın, çoğalsınlar... bakış açısı hakim. İlacın fiyatı talep görmemekten dolayı neredeyse parasız hale gelmiş denilebilir. Doktorun fiyatı eczaneye soruşu ve hemşirenin bize iletişi, yok canımmm bu kadar da olmaz yanlış anlaşılmıştırrrr! dememiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bak dedim ki jinekoluğuma "Rabab'cım (kendisini gerçekten de çok severim ama beni bu konuda hayal kırıklığına uğrattı, dersine iyi çalışmamışşşş) bir kilo bile aldırırsa ben yokum bu işte."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir buçuk aydır kıçımız çıkıyor beş kilo verelim diye atla deve de değil ama yaşlar ilerledikçe ne zor oluyormuş eski kılıfa dönmek, e bir alacaksın iğneyi hadi tekrar şiş olacak iş mi bu?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aaaa hayatta!" dedi Rabab. Al sana hayattaymış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden size tavsiye önce korunma planlamasında araştırın, öyle yapın. Fakat bir yandan da deneme yanılma...Zor bir karar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak yine acıktım şimdi :(((&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6016893307879171699?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6016893307879171699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6016893307879171699' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6016893307879171699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6016893307879171699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/06/freeeeddommmmm-derken.html' title='Freeeeddommmmm!!! Derken...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8811011290955354004</id><published>2010-05-03T05:33:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:18:34.679-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avent Türkiye'/><title type='text'>Baydın Avent Türkiye!</title><content type='html'>&lt;a href="http://berceste.blogspot.com/"&gt;Berceste&lt;/a&gt; ebeveynlere ait bir link yollamış, Avent Türkiye şimdilerde annelere " Ama bakın bizim BPA lı biberonları dünya sağlık örgütü de benimsemiştir" diye yazmış da yazmış, vermiş de linkleri vermiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç milletin kafasını karıştırmak ya, aynı politika bakarsın hep din ve politika, tarih tartışmalarında da yapılır, çıkarlar birbirlerinin karşısına herkes kendine uygun bir araştırma yazısı çıkartır, o kağıt gider bu kağıt gelir, bakanın da kafası döner küfür eder bitirir, hah aynen aynı hikaye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendi yazdığım yazılarda tamamıyla objektif, hükümet yalakalarının yer almadığı kurumları, bilim insanlarının araştırmalarını çevirmeye çalıştım. Gidersen öbür tarafa bol onlardan. Devlet tarihçisi, devlet bilim insanı...Bunlar o kadar korkutucu boyutta ki olacak depremi bile aman devlet erkanına bir şey olmasın, peşkeş çektikleri olaylar aydınlanmasın diye olmayacak gösterirler. O derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya sağlık örgütü bu konuda geri adım attı ve olması gereken benimsendi, Dr. Öz'ün en son yolladığı bilgide bile var özellikle hamile kadınların uzak durması gereken bir madde BPA diye. Kendi programında bu maddenin sağlığa zararları konuşuldu, hatta konserve yiyecekler için insanlar uyarıldı. En son yapılan testlerde en pahalı konserve beyaz ton balığında en yüksek BPA belirlendi ve hatta aynı balık türü yaşlı olduğu için en fazla cıvayı da barındırmakta denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki yetkililer hala bir savunma içindeler. Nedendir bu Türk insanında sürekli yaptığı öküzlüğü kabul edip özür bile dilememek, bırakın özürü hala içi geçmiş araştırmaların linkini verip insanların da bunu okumayacağına güvenerek hatayı devam ettirmek? Anlamak mümkün değil demiyorum çünkü yalnızca bu konuda değil, her konuda o kadar tükürdüğünü yalamam halleri yaşatılıyor ki, içim geçti artık yazıp çizmekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradakiler de bilmiyorlardı BPA nedir diye ama konuştuğumuz tüm dükkanlar notlarını alıp hemen getirttiler, yazdıklarımız okundu ve akabinde harekete geçildi. Türkiye ayağı hala zart zort atıp tutmak ama icraate gelince bir bok yapmamakla meşgul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bunu fark etmesini beklemeden hemen harekete geçen iki firma oldu Arap Emirlikleri'nde biri Nuk, diğeri hiç BPA sız ürünü olmayan Medela. Bu iki ismi gerçekten de kutlamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son The Independent UK (İngiltere) bu konuya değindi ve Danimarka eğer BPA'yı yasakladı ve standlardan kaldırdıysa biz neden yapmayalım başlığı altında 2 Şubat 2010 tarihli bir yazı yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da o yazıdan bahsedeyim. Bu konuda başı çeken ilk Avrupa ülkelerinden biri Danimarka. Kanada ve Amerika'nın birkaç eyaletinde de aynı şekilde BPA yasaklanmış durumda ancak yazıda belirtildiği gibi İngiltere piyasasında Boots çok yakın zamanda BPA li ürünlerini geri çekmeyi garanti etmişken Mother Care Ağustos'un sonlarına kadar satışlarına devam edeceğini açıklamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda en fazla dikkatimi çeken unsur, yıllar boyunca BPA nın özellikle de esas yıkımı yaptığı bebekleri es geçmesine rağmen bu yıl Ocak ayında Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu EFSA'nın geri adım atması ve bu kimyasalla ilgili iletişimin en aza indirgenmesi yolunda çark etmesi. Amerika'nın ikinci en büyük sağlık kurumu olan Çevre Koruma Vakfı da BPA nın çevreye potansiyel tehlike oluşturduğunu kabul etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu gelişmeler üzerine İngiltere bilim insanları ve kanser üzerine uzmanlaşmış doktorlar da İngiltere hükümetini Kanada ve Danimarka'nın uygulamasını takip etmeleri ve BPA nın özellikle biberonlardaki varlığının kaldırılması yönünde uyarmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının devamında birçok profesörün BPA ve İngiliz devletinin bu konuda izlediği şu anki politikanın ilerde getireceği riskleri gözönünde bulundurması ile ilgili uyarılar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı &lt;a href="http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/government-must-follow-europes-lead-and-ban-bpa-1934053.html"&gt;burada&lt;/a&gt;, onu da isteyen okuyup daha detaylı bilgi elde edebilir veya benim daha önce ayrıntılı olarak araştırıp koyduğum BPA yazılarına dönebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa ve öz arkadaşlar, BU MERET ÖZELLİKLE BEBEKLERDE ÇOK CİDDİ SORUNLARA YOL AÇIYOR, BU BU KADAR! İşte azı şuymuş, çoğu buymuşu yok, varsa ortada mide bulandırıcı bir şey toplayacaksın kardeşim, laga luga diye milletin bebeğini zehirlemeyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu yetmiyormuş gibi özür dileyip çark etmeden hala zamanı geçmiş bilgileri vererek BPA Free olmayan ürünü getirtmeme öküzlüğünü yapmayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOKTAAAA!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8811011290955354004?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8811011290955354004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8811011290955354004' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8811011290955354004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8811011290955354004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/05/baydn-avent-turkiye.html' title='Baydın Avent Türkiye!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4541260340949783731</id><published>2010-04-28T02:19:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:19:33.479-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egzersiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Dr.Öz</title><content type='html'>Sabahları ilk yaptığım iş Türkiye saatiyle saat 6:20 gibi başlayan Dr. Öz'ün programını seyretmek. Güne O'nunla ve gerçekleştirdiği mucizelerle başlamaya bayılıyorum, bugün 100.programı vardı mesela ve oraya gelen, hayatlarını değiştirmiş, 40 ile 80 arası kilo vermiş insanları görmek çok etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip başarı hikayeleri beni hep çok etkilemiştir, burada beş on kilonun nasıl verileceğini düşünüp kafa patlatırken böyle insancıkları görmek gözlerimi yaşartıyor, gerçekten! Hele aralarında öyle değişimler geçirmiş olanları var ki, o halden birer mankene dönüşmeleri...Ne denilebilir bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan değişimlerin birincisi kalorisi yüksek hazır yiyeceklerin kaldırılması, günlük bir egzersiz programı, ne olursa, genelde çok kiloluların yapacağı yürüyüş. Egzersiz olmadan yapılan zayıflama girişimleri hep başarısızlıkla sonuçlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kendi adıma yapmak istediğim şey hareketli, cıvıl cıvıl bir dans ortamı hayali...Hayali diyorum çünkü hala gece tam en derin yerde bir kere kalkmak, sabah beşbuçuk altı arası hortlamak beni çok güçsüz kılıyor. Hep yorgunum, bu yorgunluk bir süre sonra bezginliğe çeviriyor. Boş anlarda beyin ve beden yormayan ne varsa onunla uğraşmak, ardından hep yorgunluğa yenik düşmek...Bir şey yapmak istiyorsam evden uzaklaşmalı, toplamak, yemek yapmak, ay bebeğin suyuydu uykusuydu, ufaklığın ödevleriydi gibi dertleri arkamda bırakmam gerekli biliyorum. O günler de gelecek elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon birkaç gündür çalışmıyor, zamanın yarattığı aşıma uğradı uyuz makina. Zar yeni teknolojiyi bilerek ve isteyerek on yıla ayarlamışlar sanki, gerçekten hepsi kendi kendini bu dönem içinde imha etmek üzere programlanmış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de bir anda elektrik süpürgesi yanmış gibi koku çıkartmaya başladı mesela. Yaşarken hiçbir ihtiyacımız olmasa ne güzel olurdu. Tam ay sonuna bir hedef belirliyorsun ve o noktaya dört kala haydaaa bir şey bozuluyor, yok seyahat zamanı geliyor. Ziyaretler, tatiller çok pahalı, zorunluluklar can sıkıcı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4541260340949783731?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4541260340949783731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4541260340949783731' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4541260340949783731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4541260340949783731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/04/droz.html' title='Dr.Öz'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6503923411579072478</id><published>2010-04-17T10:49:00.000-07:00</published><updated>2010-04-17T11:02:36.653-07:00</updated><title type='text'>Ölüm...</title><content type='html'>Biz blogger dünyasının  her bir parçası, burada kendimizden daha bir "biz"iz sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sansürsüz, karışan, görüşensiz, hesapsız, içten ne gelirse, o anda, doğaçlama bir tiyatro sahnesi blogger dünyası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta önce yine Magissa'yı okurken öğrendim Devin'in aramızdan ayrıldığını. Boğazım düğüm düğüm kalakaldım kendi kendime. Ne yapacağımı bilemedim, bloğuna gidip en son ne girdiğini görmek adına, sırtını yere vermiş kedi fotoğrafıyla karşılaştım yine. Ve bir de ölümün o değişik, yalnız, ıssız enerjisiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölenlerin, yani fiziki bedenini geride, bizlerle üç boyutlu dünyada bırakanların, üzerlerinden büyük bir yükü atarcasına arkalarına bile bakmak istemeden ayrıldıklarına inanırım ben dünyadan. Sevilenler emin ellerdeyse özellikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devin'in O'na şiir yazan bir oğlu vardı bunu biliyorum. Yüreği ve ruhunun bir parçası evladında kalmış olabilir evet ama yine de orada çok huzurlu olduğunu düşünüyorum, hatta elinde sigarası aşağıya yandan bir gülümseme ile baktığını da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur içinde yat Devin, mekanın cennet olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6503923411579072478?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6503923411579072478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6503923411579072478' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6503923411579072478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6503923411579072478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/04/olum.html' title='Ölüm...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4283616608279721536</id><published>2010-03-23T05:42:00.000-07:00</published><updated>2010-03-23T07:56:48.109-07:00</updated><title type='text'>Uzaktan Maval Haberler...</title><content type='html'>Hani gazete ya da dergi sahibi genç, hayattan bir haber, çiçeği burnunda ve tecrübesiz gazeteci adayına bir konu verir de adam veya kadın hayatı boyunca hiç düşünmediği ya da tecrübe etmediği bir başlığın içine düşer ya bir anda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bana geçenlerde aynen bunu hatırlatan bir fotoğrafın altında istatistikimsi bir şeylerle şu haber vardı. " Ev ofisten işini yürüten kadınlar / adamlar çok daha verimli ve mutlu çalışıyor." Fotoğrafta sırıtkan bir anne, kucağında ööle malak gibi bilgisayara bakan bebeği, mutlu mesut profilden bir görüntü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla beni bu araştırma hiççç bağlamadı diyebilirim çünkü bilgiyi oraya aktaranın gerçekten de ne evli, ne de çocuklu olduğunu düşünüyorum. Bir bilgi aktarılırken nasıl deney yapıldığında etkenler vardır ve sen onlardan birini atlarsan sonuç değişir, o şekilde atlanan konular var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofis mesela yıllardır tu kaka yapılmış bir yer olarak düşünülür değil mi? Bana göre ise evi,çoluğu, çombalağı, bir sürü günlük dır dır işi arkada bırakarak işine odaklanman için yaratılmış bir mekan. Yararları çok fazla. İşini yaparken aralarda sigara çay molası, hüp, kaç arkadaşınla lak lak dedikodu, ardından masana getirdiğin çayınla yazacağın rapora odaklan, telefonlarının ardı arkası kesilmiyorsa da yine stresinle turnaklarını ye ama bir başına ol kardeşim! Evdeki gibi bacağında bir çocuk, arka fondan başka biri, ay yemek yandı, ay soğan doğrandı mı gibi fani konulara takılma değil mi ama? (Eve gittikten sonra bir de onlarla bayıntı geçir ama o ayrı bir mesele) Bir de evdeki psikolojide eğer bilgisayar başına oturursan çocuklu bir şekilde inanılmaz bir kötülük yapıyorsun duygusu gelip yapışır yakana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde kalıp da yardımcısız çocuk bakan bir insanın bu gerek baba, gerekse anne olsun bilgisayarla idare edilebilecek bir işe konsantre olabilmesi için çocuklarının daim uyuması gerek! Ver gazı uyut!!! Abartı yok.  Çok uslu diyelim, harika ama sen oturdun bilgisayar başına tapata tupada yazıyorsun, çiziyorsun, saatlerce...Olacak iş mi?! Hadi dedin bebeğini aldın kucağına oturttun, hahaha! O zaman tam sekiz şekline girdin. Yazmak imkansız. O küçücük eller parmaklar her yerde, yazdıklarını anında kaybetme riski, bilgisayarının patlama, kilitlenme olasılığı oldukça yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir süre sonra zaten bebeğin varsa bir bakmışsın Pavlov'un köpeğine dönüşmüş, sen daha kıçını koyyyaaarrrkkeeeennnn, ciyakkkkkkk! Aynı durum bırakın bilgisayarı, köpekler ve çocuklar için telefonda konuşurken de geçerli. Neden? Çünkü bu tip işlerin hepsinde ilgi çocuklardan hop öbür tarafa kayıyor da ondan. Bazen bir yemek koymanın, bulaşık yıkamanın, hatta çalan bir telefona ya da kapıya bakmanın bile bir kabir azabı olabileceğini deneyimleyen bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakalım bütün bunları ortalamalarda dolaşan bir ev kadını olarak pek tabi ki ortalığın toplanmasını, günlük tuvaletlerin temizliğini, ütü, çamaşır asılması, toplanması, temizlik, yemek işini çeşitli hizmetçiler giderdiği için geriye yalnızca çocuklarınla geçirdiğiniz nitelikli (!) zaman kalmakta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışan kadınlara da söylenilen bu ya, sanki bakılması gereken bir ev yok ortada, kadın direkt geliyor Aşk-ı Memnu'dan fırlamış bir evde 32 çeşit yemek O'nu bekliyor...O da haliyle hemencecik çocuğuna koşuyor, ödevi varsa anında görüntü veriyor, sinirleri çok sağlam, trafikte kalmamış, üstünü başını deiştirip şöyle bir oh da denmesi icap etmiyor falan filan....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre bu çizilen resimler evvel zaman içinde diye başlamalı, gerçeklikle yakından uzaktan alakası yok çünkü. Ve sinir bozucu derecede yalan ve ahlaksızca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında en güzeli, böyle haberi yapanı alacaksın kardeşim, kıracakasın kıçını evde oturtacaksın ama öyle böyle değil, yalnız, herşeyle kendisi başa çıkacak, öteye gitmeye lüzum yok, analarımızın yaşam biçimi. Uzaktan maval okumak nasılmış anlayacak o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen reality show'un sonunda yaptığı haberi de çiğ çiğ yiyerek programı kapatacak :) Nasıl ama senaryo?! Daha gerçek olduğu kesin de, gerisini bilemem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4283616608279721536?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4283616608279721536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4283616608279721536' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4283616608279721536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4283616608279721536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/03/uzaktan-maval-haberler.html' title='Uzaktan Maval Haberler...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7663146575000886716</id><published>2010-03-20T00:31:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:22:42.302-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çevre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>Spunch Bob'dan Einstein Çıkar mı?</title><content type='html'>Ben kendimi bildim bileli yazarım, ta ufaklığımdan beridir hep günlüklerim oldu, ilk okulda başladım evdeki şenlikleri, kendi duygularımı yazmaya...Ama bir o kadar da çevremden haberdar oldum. İlgilendiğim, araştırdığım, üzerine kitaplar devirdiğim bir sürü konu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın solcu olmasından dolayı hep Uğur Mumcu'lar, Cumhuriyet gazetesi, ülkenin gidişatı, annemin medyumluk yanından dolayı ölüm, ölümden sonra hayat, parapsikoloji...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağdat Caddesi'nde doğup büyüdüm, orta okul sona kadar ama kendimi hiç o lükse ait hissedemedim, hep eğreti oldum, bir yerde bir şeylerin yanlış ve adaletsiz olduğunu düşündüm. Hala da aynı hissediyorum, paramı harcarken gidip şımarıklığın dibine asla vurmam, evrene karşı sorumluluktur bu. Çocuklarımın geleceğidir, kendi yaşlılığımdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de sosyal yanım hep baki, çevrecilik, gücümüzün yettiği ama bizlere dava açamayacak olan çocuklarımızın, ev hayvanlarımızın, doğanın, vahşi hayvanların haklarını hep savundum. Yalnızca bir konuya kapılıp diğerlerini görmezden gelemedim ve gelmem. Bunun bir bütün olduğunu düşünüyorum. Yani yalnızca kadınların, hayvanların (ona da dikkat edin birisi köpek takmıştır kafasına, diğeri kedi ama aynı bok şartları paylaşan iguanalar, şempanzeler falan da var onların hakkını kimse savunmaz ) çocukların haklarıııı diye bağırıp da mesela çocuk sevmeyen kadınların savaşta ölen, tecavüze uğrayan çocukları görmezden gelmesi...Rezalet bana göre. Bir insan ki ne zaman savunmasız olanın hakkını savunmak ister, ne zamanki olana üzülür onun üzerinde kafa yorar, vicdanı sızlar benim için o zaman insanlık bakidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel anlamda yazmaya başlayalı bir sekiz sene olmuştur, yazdıklarımın yayınlanması kastım, gazeteci değilim ama bu konuda da bir sürü gözlem edindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar çeşit çeşit, tamam derde kavgaya karışmamak, kendi içinde yaşayıp gitmek bir hayat tercihi olabilir ama bir de gözlemlediğim başka bir şey var ki ben ona "Bebeklik sendromu" demek isterim, dünyayı hep kendi çevresinde dönenle sınırlı olarak algılamak...Bu bir insana yakışmayacak bir davranış bana göre. Son derece bencil ve boş...Öyle insanlar beni kesinlikle çekmiyor, ağzını açtığında bahsedeceği hiç bir konunun olmaması, kendini geliştirecek hiçbir şeyinin bulunmaması o kadar itici ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş geldi mi dışarıya hava atmaya " Televizyonda çok magazin var!" deniliyor ama tüketilen o, ha bir de futbolla sınırlı spor...Çoğunluğu kastediyorum, işine gidip gelen, eve geldiğinde pijama terlik televizyon olan, okuduğu hiçbir şeyi süzgeçten geçiremeyen ve hatta duygusuzluğundan geçirmeyen, dom dom bir sürü insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi küçücük Facebook ve blog dünyasında bile fark ettiğim o. Seks, şiddet, kim kimi düzmüş türü yazılar ve haberler çok ilgi çekiyor, ha bir de din, milliyetçilik ve bayrak...ama onun dışında biraz beyin fırtınası, biraz değişik konular geldi mi ortaya arıza sinyali veren beyinler topluluğu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yazıyorum her zaman da yazacağım, kocamla tanıştığımdan beridir yabancılarla paylaştığım tecrübeler 15 yılı buldu. Bir araştırma yapmaya gelindiğinde maalesef gelen objektif İngilizce sonuçlar Türkçeyi sekize katlayacak derecede fazla. Bir konu üzerinde, özellikle bu çevrecilik, insan ve hayvan hakları olduğunda insanların ses vermesi olasılığı çok yüksek. Herkes yazıyor, farkındalık, yorum yapmak çok olağan. Bizler ise sanki bir uçurumdan aşağı bir şey yollar gibi yazıyoruz, cevap boşluk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi? Kitap okumak kültürün bir parçası haline getirilmemiş bizde. Herşey ailede başlıyor ve örnek olacak anne baba ne yapıyor? Ağzılarında bir ciklet gibi çiğnedikleri " Bizim kız/oğlan hiç kitap okumuyor, nefret ediyor kitap okumaktan." E sen okuyor musun? Yooooo! " Bizimki meğerse fosur fosur sigara içiyormuş, bizden gizli halbuki hiç istemiyorum." E sen çiyor musun? " İçiyoruz tabi ama olsun o içmesin, kötü bir alışkanlık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaz kardeşim olmazzzz, sen yapmadıkça çocuğun da senin belki bir gömlek ilerine gidebilir, o da içinde varsa, yoksa unut! Sen Spunch Bob'san senden Einstein çıkmaz. Sanki bir zincirin halkaları misali, eğitimli olmak da eğitimsizlik de bir hastalık gibi bulaşıcıdır. Sen varlığınla O'na örnek olacaksın, örnek bir çocuk yetiştirmek için kendini baştan sona değiştireceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E peki sizce bu mümkün mü?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7663146575000886716?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7663146575000886716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7663146575000886716' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7663146575000886716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7663146575000886716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/03/spunch-bobdan-einstein-ckar-m.html' title='Spunch Bob&apos;dan Einstein Çıkar mı?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7889135735112554669</id><published>2010-03-18T03:31:00.000-07:00</published><updated>2010-03-19T06:35:53.479-07:00</updated><title type='text'>Yunus Parkları Rezaleti</title><content type='html'>&lt;a href="http://kedilicadi.blogspot.com/"&gt;Kedilicadı&lt;/a&gt;'nın Facebook'a gönderdiği linkten bu gerizekalı, bencil, duyarsız, bokluk ötesi uygulamanın Ölüdeniz Hisarönüne'de intikal edeceği haberini aldım. Kendi yazı yazdığım derginin forum kısmından ise çok şükür ki imza kampanyası başlatıldığını öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter artık ya! Yıllarca ayı oynattılar, köpekleri (ve tabi ki açlıktan onları yiyen diğer canlıları) ellerinde tüfeklerle, zehirli etler atarak öldürdüler, bıktık usandık bu medeniyetten uzak işlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunuslar insan zekasına en yakın, aralarında iletişim ve kendi dilleri olan canlılardan biridir. Farzı mahal ki bunların hiçbirine sahip değiller ama kendi doğal ortamlarında yaşamaya hakları vardır yahu! Hatta bundan sonra pet shoplarda canlı, egzotik kuş ve sonrasının satılması ile ilgili de kampanya başlatılmalı. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verdiğim linke gidin ve imzanızı verin, hemen şimdi!!! Turkish Daily News'da yemin ediyorum onlarca yorum bırakmış orada yaşayan İngilizler ve diğer milletler. Aynı duyarlılığı gösterin, imza vermek yalnızca Atatürk dünyanın en iyi lideri mi? En iyi din veya bayrak bizde mi gibi saçma salak anketlerle sınırlı değil arkadaşlar. Kaldırın kıçınızı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Link &lt;a href="http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=329"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7889135735112554669?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7889135735112554669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7889135735112554669' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7889135735112554669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7889135735112554669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/03/yunus-parklar-rezaleti.html' title='Yunus Parkları Rezaleti'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2938908950725334558</id><published>2010-03-16T04:47:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T06:08:37.479-07:00</updated><title type='text'>Facebook'da Gafil Avlanmalar</title><content type='html'>Beni Facebook'da aşırı rahatsız eden iki büyük olaya acilen dikkat çekmek istedim. Bu iki kalem hakkında kendilerine de yazdım yolladım ama pek tabi ki ilgilenilir mi, işlerine gelir mi bunlar ayrı meseleler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi...Birinci dikkatimi çeken şey kişisel olarak seçip davetiye yollamadan küttedenek "Ahanda! Evinkedisi Facebook'da (tabi ismi soyadı da al sana şu) seni de davet ediyor!" diyerekten uyarılan insanlarla ilgili... Bu durum, bir kere kişisel gizlilik ihlalinin Allah'ı dır bana göre. Çünkü olayın içinde ciddi bir gafil avlanma, apışıp kalma, ağzını yerden toplama durumları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, nasıl oluyor da oluyor? diyenler için hemen açıklayayım, olay şöyle gerçekleşiyor; Facebook hesabı açarken size sorulan sorulardan bir tanesi facebook hesabının bağlanacağı diğer bir adres...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta o adresinizin profilde görünüp görünmemesi, olması gerektiği gibi, size soruluyor, siz de gizli kalmasını istiyorsanız gönül rahatlığı ile pek aktif kullanmadığınız, belki kişisel bilgilerinizin saklı olduğu, blog adresini veya gizli bir adresinizi verebilirsiniz. Ya da atıyorum, her gün kullandığınız ama gayetten formal ilişkilerde bulunduğunuz iş arkadaşlarınız var listede. Boku yediniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere davetiye gidince " Ay kardeş yanlışlık olmuş, aslında sana yollamak hayatımda aklıma gelecek en son şey, geri aldım sen bunu hiç gönderilmemiş say!" falan da diyemiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya düşünsenize, bloğunuzun falan bağlı olduğu isim soyad olmayan bambaşka bir adrese bağlı kelalaka kim varsa onlara da gidebiliyor tüm detaylar, kelaynak gibi fotoğrafınız, aile efrat sülale halleriniz falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eveeeeet! İnanılası gibi değil ama bana gelen bazı davetiyelerden bazılarının aslında o kişinin rızası olmadan gafil avlanmış olduğu o kadar barizleşmeye başladı ki gerçekten bu durumun yazılması benim için kaçınılmaz bir hal aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bilmeden kendi kendime benim facebook account'unu bloğun bağlı olduğu kelalaka kişiler için kullanılan hesaba bağladığımı düşündüm, beni bir kaşıntı tuttu, anlatılmaz hissedilir türden :( (Gerçi bu konuya değinilmiş ama Facebook hesabı açarken kalem kalem avukat gibi her yazılan okunmuyor ki!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci çok önemli fark ettiğim nokta fotoğraflar konusunda yaşandı. Anasayfaya gittiniz, orada sizlerin arkadaşlarınız olduğu kişiler kendi arkadaşlarının bir fotoğrafına yorum yapmış. Şimdi gidin fotonun üzerine ve tıklayın. Voilaaaaaa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göreceğiniz şudur ki, o kişinin profilindeki bilgiler saklı olsa bile her bir fotoğraf albümüne " Yalnızca arkadaşlarım" ibaresi konulmadığından dolayı yedi sülalesini görebiliyorsunuz!!!!! Bu korkunç bir şey!!!! " Gizlilik Ayarları"ndan genelde seçilen " Yalnızca Arkadaşlarım" yetmiyor. Bu haklı olarak %90 kişinin gözden kaçırıp anormal bir şekilde deşifre olması için bir ikinci yol :(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın ki, Facebook bazı kişiler tarafından tamamıyla bir sosyal internet ağı olarak algılanıyor ve yine yalnızca internetten tanıdığı yüzbilmemnekadar kişi listede, dolayısıyla o kişi arkadaşlarınızdan biri ise ve sizin çok özenle koruduğunuz fotoğraflarınızdan birine yorum bıraktıysa, O'nun kendi arkadaşlarıyla paylaşılan Ana Sayfasına bu bilgi gidiyor ve ayıkla pirincin taşını! O ne üdüğü gerçekte belirsiz şahıs sizin çoluk, çocuk, bebek, koca, gelmiş, geçmiş... herşeyinize ulaştı. Boku yedik etti mi number two?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al sana Facebook!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foto albümlerinizin her birine tek tek ayar yapın, o zaman sizin fotoğraflarınıza yorum yapan arkadaşınızın arkadaşları kendi anasayfalarında durumu göremiyor bu bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook accountunuzu kişilik bilgilerinizin gizli olduğu, kelalaka insanların bulunduğu bir adrese bağlamayın bu da iki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, msn ya da başka hesaplardaki kullanmadığınız adresleri  bu tür tatsız olayların yaşanmaması için iptal edin ahanda bu da üç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim gibi ya Allah bismillah işin içine dalanlar da...Facebook'da sırıtarak gelen kelalaka tiplerin üzerine bir bardak su için :)))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2938908950725334558?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2938908950725334558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2938908950725334558' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2938908950725334558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2938908950725334558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/03/facebookda-gafil-avlanmalar.html' title='Facebook&apos;da Gafil Avlanmalar'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4878626705850819322</id><published>2010-03-04T21:16:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T21:23:12.127-08:00</updated><title type='text'>Hüttürdüklerimizden misiniz?</title><content type='html'>Yahu bir Allah'ın kulu yok mudur Hüthüt kuşuna link veren?! Buradan direkt girildiğinde blokajlı! Hay Allah'ım Yarabbim ya! Nefret ediyorum bu blokajlama ve "Senin yerine ben düşündürüm, okurum ve karar veriririm ki o bilgi veya yazı, görüntü senin için kötüdür." mantığından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet herşeyin özgürce yazıldığı ortam olmalıdır, yok Atatürk'e hakaretmiş, yok dine küfürmüş bilmemne, sana ne kardeşim, sen keyfimin kahyası mısın?! İstediğimi okurum, beğendiğimi beğenirim, beğenmediğimi bırakırım, tövbe tövbeeeee!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4878626705850819322?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4878626705850819322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4878626705850819322' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4878626705850819322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4878626705850819322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/03/hutturduklerimizden-misiniz.html' title='Hüttürdüklerimizden misiniz?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5084716800395611752</id><published>2010-01-12T08:20:00.000-08:00</published><updated>2010-01-12T08:31:33.469-08:00</updated><title type='text'>Manikür, Pedikür, Kıl ve Tüy...</title><content type='html'>Hayatımda ilk defa, güleceksiniz belki ama evet öyle, ellerime Fransız manikürü yaptırdım şekerim :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, kadınların oralarını buralarını aldırdıkları mekanlara erkek arkadaşların ya da kocaların bir kısmı gelse yemin ediyorum donunu bırakıp kaçar. Neden mi? Gayet basit çünkü mesela kapıdan içeri bir kadın girdi, benim yaşlarımdadır en fazla ve bütün suratını iplik yöntemiyle aldırttı, hiç bu kadarını görmemiştim, sonra koltuk altlarını da o şekilde milletin ortasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından başka bir tanesi teşrif etti, ben saçlarıma gölge yaptırıyorum o sırada, kadının tipiyle falan ilgilenmedim ama iki ayağını ve bacaklarının bir kısmını görüyorum, O HA! Devasa iki ayağın altında ellerinde zımparalar iki kadıcağız bir ileri bir geri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha bu yaşıma geldim bir kere bile pedikür yaptırmadım, yaptıramadım. Öyle ayaklarımı birilerinin burnuna doğru uzatmak fikri bana hep tuhaf geldi, sanki geçmiş zamanlarda kraliçeymişim de ayaklarımı yıkayan kölelerim varmış gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yemin ediyorum ben kendimden utanayazayım bugünkü kıl stoğunu ve ayak bacak ikilemini görünce kendi kendime hastırsın dedim, bundan sonra yavaş yavaş soyunacağım :))) Hahahaaaa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sürekli alışamadığım güzellikteki ellerime bakıp duruyorum. Bu bilgisayara yazan parmaklar benim mi? Bakımlı olmak ne güzel şeymiş ve bakalım ne kadar idare edecek?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5084716800395611752?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5084716800395611752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5084716800395611752' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5084716800395611752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5084716800395611752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2010/01/manikur-pedikur-kl-ve-tuy.html' title='Manikür, Pedikür, Kıl ve Tüy...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-4869951328106038861</id><published>2009-12-06T04:01:00.000-08:00</published><updated>2009-12-06T07:46:50.287-08:00</updated><title type='text'>Kurban Bayramı!</title><content type='html'>Magissa'yı okudum da şimdi (blog herkese açık değil link vermiyorum o yüzden), yine aklıma O'nun yazdıklarıyla paralel bir sürü dangalaklık geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle her sene nefret edip tiksinme noktasına geldiğim kurban bayramı...Sözde dini duyguları incinecek dangalakların senelerce hayvancağızları keseceğim diye el kol kesmeleri, yaşadıkları her alanda aynı ilkelliği sergilemeleri, şehir hayatı nedir, toplu yaşam şartları falan filan düşünmeden anlamadan kesip, biçip, kovalayıp çocuklarının alınlarına kan sürmeleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutlamıyorum, kutlamayacağım! Benim ve çocuğumun önünde kanırta kanırta katliam yapan yaratıkların duygularının incinmesiymiş, kıçımın kenarı diyorum ve diyeceğim!!!! Örnek mi? Hemen! Evlenmeden önce benimki Bakırköy'de yaşıyor arkadaşlarıyla, anlaşılmadıysa yeniden yazayım BA KIR KÖY! İstanbul'un en merkezi yerlerinden hani, bir bayram oldu, yemin ediyorum sokakların giderlerinden kan aktı, heryer günlerce kan ve iç organ koktu, birinci elden gördüm yaşadım ve ilerde kocam olacak adamdan utandım, Bursa'da yaşıyoruz sonra, yıllardan 99, yine bayram(!) her bir apartmanın altında kesim yapılıyor, kocalar enişteler bilmemne, karılar da ellerinde keser bıçaklar üst kattan alt kata kafalar uzamış " Ayyy şekerim sen etin hangi bölümünü kullanacaksın bu gece?" " İşte şurasını, harika oluyor kavurması tavsiye ederim!" şeklinde...Köpek dolaştırıyorum, hayvancağız bile hiç unutmam şaşkınlaşmıştı o ilkel kokulardan, durup havayı koklamıştı kaç kere, ne oldu acaba taşdevrine falan mı döndük şeklinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu tipler bana " Kızım ne işin var senin o Arap ellerde, yaaa insanın istemediği ot dibinde bitermiş!" demeleri yok muuuu?! Al kafalarına at bir şey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok insanı tatmin etmeyecek, hatta haklarında kötü yazmadığım için rahatsızlık duyacaklar belki ama Türkiye'den çok daha dindar gösterilen bu ülkede ben kurban bayramında ortalığı kana bulayan, elini kolunu kesen, yollarda davar kovalayan bir pisliğe rastlamadım. Türk televizyonlarından her sene yayınlanan görüntülerden gınalar geldi artık, bu konuya el atılmamasından, her sene " İnsanlık dışı uygulamalarla hayvan kesen vatandaşa şu kadar ceza!" denilip bilerek, istenerek uygulama yapılmamasından da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen tekrar yazayım o gerzeklerin dediği gibi Araplar "Iyyy çok iğrenç insanlar! Bizim tanıdığın evini tutmuşlar da, içine sıçıp üzerine oturmuşlar!" diye bir şey yok, İstanbul'da otobüste minibüste osuran, özel arabasında burnunu karıştırıp, koltuk altından ortalığa korkunç kokular yayan, " Oruç tutuyoruz Allah kabul etsin abi!" derken ağzı lağım gibi kokan bir Arab'a rastlamadım. Hepsi son derece temiz, İngilizce'yi Türkler'den beş bin kat güzel konuşan, kibar ve kendi halinde insanlar. Kapalılıkları tamamıyla kendi kültürlerinden ve İslamiyet'in de bu kültürden çıkmasından öte bir şey değil. Öyle sen o bu şu neden açık diye laf atan, karı kıza bakan, bıyık buran Arap erkeği de görmedim hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, kendine göre farklı sorunları olan bir ülke ama bu problemlerden hiçbiri Türkiye'de kendi kasabasından başka yer görmeyip " Zaten beş yıl sonra petrolleri bitiyooo abii!" diyen kültürsüz dangalakların aktardığı ile alakalı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa ve öz, hiçbirşey Türkiye'de bizlere empoze edildiği gibi değil arkadaşlar ve dışardan bakıldığında çok eksiler var çoook! Böyle bok at izi kalsın hallerinden gına geçirdiğim ve kurban bayramı da buna vesile olduğundan yoksa başka bir şeyden değil. Bir de her yıl aynı görüntüler yahu! Seneler geçsin bir arpa boyu yol katedilsin be kardeşim! İstanbul boğazı kan gölüne dönmüş al onu haber yap, o haberi seyrederken de küs akrabanla barış, el öp, şeker kemir. Iyyy ıy hayret bir şey!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-4869951328106038861?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/4869951328106038861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=4869951328106038861' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4869951328106038861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/4869951328106038861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/12/kurban-bayram.html' title='Kurban Bayramı!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5964555692983716093</id><published>2009-11-19T10:06:00.000-08:00</published><updated>2010-11-26T07:28:41.040-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çevre'/><title type='text'>GDO</title><content type='html'>GDO ile ilgili fazla bir araştırma yapmaya vaktim olmadı ama ilk önce &lt;a href="http://berceste.blogspot.com/"&gt;Berceste&lt;/a&gt;'den bir mail geldi, sonra televizyondan şöyle böyle bir şeyler.. Ardından bugün baktığım daha başka birkaç blog, &lt;a href="http://mutfaktazen.blogspot.com/"&gt;Mutfakta Zen&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://sineksekiz.wordpress.com/"&gt;Sinek Sekiz&lt;/a&gt;...Sinek Sekiz çok güzel bir kampanya başlatmış, doğal tohumlarınızı saklayın ve zamanı gelince ekin diyor. Kampanya için de zarflar hazırlamış. Ne kadar yere yayılırsa o kadar iyi diyor. Ben ekledim, benden de bu bloglara gidip ilgilenen olursa diye kısaca yazayım istedim. Facebookda da gruba dahil olabilirsiniz, duyurulur :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5964555692983716093?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5964555692983716093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5964555692983716093' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5964555692983716093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5964555692983716093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/11/gdo.html' title='GDO'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8824826723871920133</id><published>2009-10-16T12:10:00.001-07:00</published><updated>2009-10-16T12:18:11.661-07:00</updated><title type='text'>15 Ekim Blog Action Day!!!</title><content type='html'>Öküz gibi bir gün gecikmeyle gördüğüm blog hareketi için özel bir şeyler yazmayacağım, zira şu son birkaç yazı direkt oraya ithaf olsun!  Yalnız, sağ üst köşeye badget'ını koyduğum bu eylem için insanların gösterdiği duyarlılığı, ne yapabiliriz sorusuna herkesin nasıl katkıda bulunmaya çalıştığını görmenizi istedim. İngilizce dili kullanılarak yapılan yorumların sayısına bir bakın...Gulp! İşte hep anlatmak istediğim bu! Hepisinin teker tekerrr önünde saygıyla eğiliyorum arkadaşlar.  İnşallah günün birinde Türkiye'deki yazılara da böyle sular seller gibi insanlar oturur, zaman, emek harcayarak yorum yazar, o günleri de görürüz. Elinden gelen take action'ı aktive etsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8824826723871920133?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8824826723871920133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8824826723871920133' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8824826723871920133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8824826723871920133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/10/15-ekim-blog-action-day.html' title='15 Ekim Blog Action Day!!!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-5344256357121439782</id><published>2009-10-14T10:31:00.000-07:00</published><updated>2010-11-26T07:33:57.467-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek gelişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Hmmmpffff!</title><content type='html'>Hani bazı teyzeler vardır koltuğa kendini bir atar, bütün yaylar gıcırdar. Ahanda öyle bir ruh hali içindeyim. Yazasım yokkkk! İyi ki de söyledim, hiç belli etmiyordum değil mi bu durumu? Günüm beş ile altı arasında bir zaman diliminde başlıyor, akşam büyük kızı da yatırmaya kadarki geçen süre olan sekize kadar kıçıma fişek kaçmış şekilde sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela dünü ele alalım, sabah bebekle arka mahallelerde yarım saat yürüyüş, ondan önce kahvaltısının hazırlanışı ve hani yollarda uyuyakalır aç bırakmayayım şekilde bir bakış açısı, ertesi kan ter şeklinde eve geliniş, tabi sabah kalkıp hop diye inilmiyor aşağı kata, her gün yıkanmış ve kurumuş olan bezler, önlükler, akşam çıkartılmış yıkanmak üzere bez ya da tek kullanımlık bezin çöpü, yukarı çıkarılmış gece oniki ve sabahın körü beslenmelerinin biberon, mama kapları üçlemesi ve tepsisi, odaların toplanması, 1 numaranın giyecekleri hazırlıkları da var. Neyse, eve gelindiğinde pek tabi ki mutfakta toplanması, düzenlenmesi, yıkanması ve kaldırılması gerekenler oluyor, bu arada benim mideme en ufak bir şey de giremiyor. Bebek kahvaltı ve yürüyüşün ertesi uykuya dalar dalmaz haydaaa bu sefer mutfakta yapılacaklar ve karnı doyurulacak olan ben ön plana geçiyoruz, eğer yıkanılması gerekiyorsa bir de araya onu sığdırıyoruz. Hızımız ışık şeklinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık iki aydır katı gıda macerasını yaşamaktayız, kitap okunmalı, zira tersinde hep aynı şeyler veriliyor ve hangi ay neye başlanmalı sorusunun en sağlıklı yanıtı kitaplarda. Alt iki dişimiz testere kıvamında, son iki gündür ise emekleme pozisyonunda kurbağalama öne atlayış sergilemekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşama kadar evin temizliği, şeker leblebisinin oyalanması, derli toplu olmaya çalışmak, yemek yapmaya debelenmek, eğer beş saatlik uyku ile kalınmış ise öğlen biraz kestirme alıştırmaları, ütü, çamaşır, bir numaranın osu busu, akşam yemeğinin hazırlanışı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara okuma, yazma işleri de eklenince benim kafadan buharlar çıkıyor. Hakikaten oturduğum an ciddi bir pelteleşme eşliğinde öööle bakınma ihtiyacım oluyor, ne eksiği ne fazlası. Evet, yazılası çok şey olabilir ama bende enerji yokkkk! Gelene kadar da böyle ne yapayım? Herkesi öpüyorum buradan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-5344256357121439782?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/5344256357121439782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=5344256357121439782' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5344256357121439782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/5344256357121439782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/10/hmmmpffff.html' title='Hmmmpffff!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-1178020691770137214</id><published>2009-09-01T11:03:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:14:09.899-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıkanabilir bebek bezi'/><title type='text'>Yıkanabilir Bebek Bezi Alırken Nelere Dikkat Edeyim?</title><content type='html'>İlk aşamada bu sistemi bilmediğimiz için nereye bakacağımızı, alırken nasıl karar vereceğimizi de göremiyoruz. En azından benim için öyle bir boşluk hakimdi. Kullandıkça insan artılarını ve eksilerini deneyimliyor ve her şeyde olduğu gibi bunda da dört dörtlük bir durum söz konusu değil. En azından kendi içinde belirli kuralları ve kullanım özellikleri geçerli. Onları yerine getirmediğin zaman üründen de istenen verim alınamıyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwH95P8zI/AAAAAAAAA1k/tb604nJ_4sI/s1600-h/mothercare-pad-liner.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwH95P8zI/AAAAAAAAA1k/tb604nJ_4sI/s400/mothercare-pad-liner.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617505907471154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sistem bir dış çeper (outer), bir ara bezi (ben o lafa uyuz kaptığım için pad diyorum) ve tek kullanımlık ya da yıkanabilir pad koruması(liner)dan oluşuyor.Dış çeperin su geçirmeyen, bacak kısımları kalkık, dışkıyı tutabilir özellikte olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarda gördüğümüz örnek Mother Care, en sağdaki outer ve incecik su geçirmez özellikte olan kısım o, rulo şeklinde olan tek kullanımlık tuvalete atılıp sifon çekilebilen Tinitots liners. Maalesef artık Mother Care burada elindekileri neredeyse bedava dağıtıp liner falan getirmeyi bıraktı. Son gittiğimizde satışta çalışan bayan eski fiyatına kimsenin Smart Nappy ile ilgilenmediğini ellerinde son kalanları çıkarttıklarını ama daha farklı bir sistemin de geleblecek olduğunu belirtti, bilemiyorum artık, ben kendi adıma Türk lirası ile 25 YTL ye satılan malları 1.5 liradan düşüğe alıp olayı bitirdim. Ortadaki üçe katlanan yıkanabilir pad, soldaki yine Tini Tots yıkanabilir liner.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSv6rfC4gI/AAAAAAAAA1U/HdthDN49EPA/s1600-h/mother-care-acik.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSv6rfC4gI/AAAAAAAAA1U/HdthDN49EPA/s400/mother-care-acik.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617277627425282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine yukardaki resimde görüldüğü gibi outer'ın içine yıkanabilir pad üzerine liner (tek kullanımlık veya yıkanabilir) konulup yuvasına yerleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada değişik kullanım tarzında olanları olsa da genel olarak sistemler ikiye ayrılmış görünüyor. Bir tanesi bu, diğeri ise size linkini verdiğim ve Türkiye'de de üretilenlerin benzeri olan pofurdak dokulu olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tini Tots'da ped kısmı yani bebeğin derisi ile temasta olan bölüm bambu. Bambu emicilik açısından pamukludan çok daha ileri düzeyde, ayrıca benim aldığım üründe beyazlatıcı da kullanılmamış ki bu daha ideal. Fikir olması açısından &lt;a href="http://www.tini-tots.com/"&gt;buraya&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.tini-tots.com/"&gt; &lt;/a&gt;bakın derim.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwkkYl2-I/AAAAAAAAA18/UqAZtZJmtbY/s1600-h/tinitots-kapal-.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwkkYl2-I/AAAAAAAAA18/UqAZtZJmtbY/s400/tinitots-kapal-.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617997275814882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwYMmHBxI/AAAAAAAAA10/Erbw7mXI4T0/s1600-h/tinitots-acik.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwYMmHBxI/AAAAAAAAA10/Erbw7mXI4T0/s400/tinitots-acik.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617784731633426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSv16K0YJI/AAAAAAAAA1M/GJSnwWS4qI0/s1600-h/mother-care%26tinitots.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSv16K0YJI/AAAAAAAAA1M/GJSnwWS4qI0/s400/mother-care%26tinitots.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617195669774482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hacimli ve yumuşak olanın kendi yıkanabilir liner'ı var. Tini Tots'u akşamları kullandığımdan dolayı alt kısma onu, üst kısma da Mother Care'in outer'ını koyuyorum. Tini Tots'da ayrıca outer lar veya su geçirmez şekilde tasarlanmış olan bebek bezleri satılıyor ama bende zaten olduğu için tercihim bu yönde oldu. Günde maksimum altı adet bebek bezi kullanıyorum şu an Mother Care için 10 tane alınsa yeter de artar ancak Tini Tots tarzı olanlar zor kuruduğu için iki kat alınmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de yazdığım gibi Tini Tots'un kuruma sorunu varken bebeğin üzerine oturması Mother Care'e göre çok daha güzel. Ancak yıkanması kalınlığından ötürü daha zor. Hepsinin kilo aralıkları var. Bazılarında başlangıçtan lazımlık eğitime kadar kullanılabileni de...Ancak ben buradan alırken elimin altında, hemen temin edebileceğim yerin olmasını istedim. Diğer memleketlerden gelenin fiyatından çok posta ücreti tutuyor. Ayrıca bittikçe yenilenen kısımlar için ( mesela Mother Care tek kullanımlık bayan padine benzeyen bir parça yapmış, aynı şekilde liner almak gerekli olabiliyor kağıt olanlardan ) uzak mekanlar çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mother Care'de fotoğraflarda gördüğünüz katlanabilen pad'in bebeğin poposuna temas edecek şekilde yukarı bakan kısmı suyu aşağıya süzüp popoyu kuru tutmak üzere tasarlanmış, ipeksi bir yapısı var zaten genelde bebeğe de değmiyor çünkü o bölgeye ya yıkanabilir ya da bir kullanımlık liner konuluyor. (Aşağıda solda tek kullanımlık liner ve Mother Care katlanabilir pad)&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwNtDgi6I/AAAAAAAAA1s/Ce6Vdb4j0_Q/s1600-h/mother-care-reusable-pad-li.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwNtDgi6I/AAAAAAAAA1s/Ce6Vdb4j0_Q/s400/mother-care-reusable-pad-li.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378617604466314146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Pamuklu yumuşak havlu doku alta katlanacak iki bölümde ayarlanmış. Gece kullanımında ben altışar saat koyuyorum değişim için dolayısıyla iki yıkanabilir ya da Mother Care'in tek kullanımlık padi ve altına yıkanabilir şeklinde olabiliyor. Yalnız genelde gece kaka yapma olayı olmadığından tini tots gibi pufuruk olanlar gayet güzel kavrayıp yumuşak olduğu ve popoya çok daha iyi oturduğu için benim için tercih sebebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkanabilir bebek bezleri özellikle Mother Care'in sisteminde iki saatte bir değiştirmek (uyuyan bebeği uyandırmayı kastedmiyorum tabi ki) elzem. Ne olursa olsun teknolojik olarak kendi ağırlığının 100 katını emebilecek boyutta değil bu sistem, belirtilir. Yani çalışan anneler için bakıcı olan insana yüklenebilecek bir durum da değil kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancakkkkk bu sisteme inanan, ıyyyyy ne iğrençççç nidaları atmayacak, bebeğinin sağlığını doğayı koruyacak, sevecek bir yapıda olmak lazım. Çünkü ne olursa olsun dışkı ile haşır neşir olunuyor bu işte. En güzeli silgi (rubber) eldivenler ya da normal yalnızca bu iş için ayrılmış eldivenler olabilir. Dışkıyı ilk önce tuvalette akıtmak, ardından deterjanlı antibakteriyel bio friendly deterjanlı suya basmak ve o günün bitimine kadar beklemek yetiyor. Benim kullandığım tüm ürünler hala yeni gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta eklemek istediğim son şey bu sistem öylesine güzel ki sonraki çocuğa da kalabiliyor. Bir seferlik yapılan bir giderle kaç nesil elden çıkıyor, para, sağlık ve doğaya katkı anlamında insan rahat bir oh çekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-1178020691770137214?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/1178020691770137214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=1178020691770137214' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1178020691770137214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1178020691770137214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/09/ykanabilir-bebek-bezi-alrken-nelere.html' title='Yıkanabilir Bebek Bezi Alırken Nelere Dikkat Edeyim?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SqSwH95P8zI/AAAAAAAAA1k/tb604nJ_4sI/s72-c/mothercare-pad-liner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8334349913120603559</id><published>2009-08-23T09:44:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:15:39.083-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıkanabilir bebek bezi'/><title type='text'>Mother Care / Smart Nappy System ( Akıllı Bebek Bezi Sistemi)</title><content type='html'>Araştırmak istediğim cümleyi Google’a Türkçe, bir de üstelik tırnak içinde “Bebek bezlerinde kullanılan kimyasallar” diye girdim. Sonuç?! Pek tabi ki neredeyse sıfır! Onun yerine evimizde kullandığımız kimyasallar geldi, hani neresinden baksan kötünün iyisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra,konuyu yine, yeni ve yeniden İngilizce araştırdım, gelen sonucu yorum yapmamaya çalışarak yazacağım çünkü Avent’de sövdüğüm, lanet ettiğim ne varsa bu konuda da geçerli. Ancak bir farkla, bu sefer olayın doğaya olan zararını da işin içine katmış bulunmaktayım. Bence, işin en tatmin edici bölümü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere, İngilizce kısmında Türkiye'deki " Artık annelerimizin bebek bezi yıkama zamanı bitti, yaşasın özgürlük, yaşasın kadın haklarıııı!" gibi bir bakış açısı yok onu söyleyeyim. Çok ciddi bir şekilde çevreyle ve bebeğinin sağlığı ile ilgilenen insanlar (babalar da dahil ve forumlarda yazılan yazılana) tekrar kullanılacak bebek bezlerine kaymış vaziyetteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için değişiklik yaratma ve yıkanabilir beze geçme fikri bir kullanımlık bebek bezlerinin doğaya verdiği zararı okumak ile hemen yerine oturdu fakat kendi rahatından daha önemli olan hiçbirşeyi dikkate almayan yeni dünya düzeninde yaratılmış anne adayları ve halihazırdaki annelere kimyasal olarak ne oldu ne bittiyi de yazayım, içim rahatlamış olsun. (Oh! Öyle hep kendini düşünen bakış açısına)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre faktörü ile konuya girelim...Bir bebeğin iki buçuk yılda kullandığı bebek bezi sayısı aşağı yukarı 6000 iken, aynı zamana yayılmış ve atılmayan bezlerin sayısı 25 ile 50 aralığında ki bence o sayı bile abartılmış. Yani, yıkanabilir bebek bezini ben kullanım açısından şu şekilde oturttum, günde beş tane diyelim. Bir grubu yıkayıp kuruması için bırakalım, ikinci grup da aynı sayıda olsun hadi hadi elimizde 12 tane olsa yeter de artar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilere devam...2.5 yılda bir bebeğin atmosfere bıraktığı zarar 2010klm ile 3540klm petrol yakan araca eşit. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya yılda yarım trilyon bebek bezi çöpü çıkartıyor. Bu, İngiltere'de %4 katı atığı oluşturan miktar, pek tabi ki Türkiye için böyle istatistiklere erişmek bile imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa insana karşı dava açabilseydi herhalde insanoğlu altından kalkamayacak tazminatlarla karşılaşacaktı. Günde dünyanın aşağı yukarı ürettiği bebek bezi atığı 1.4 milyar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek bezinin dış çeperini oluşturan ve sızmayı engelleyen kısım polipropilin denilen plastik malzemeden yapıldığı için doğada elimine edilmesi 500 yılı buluyor. Düşünebiliyor musunuz, bizlerin düşünmeden kendi rahatımız adına attığı herbir bebek bezi yaşadığımız ortamın içine ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek bezinin %70lik kısmı kağıt. Yıllık olarak global 1 milyar ağaç bu iş için kesilmekte. Ormanların tekrar yerine konulması, ağacın işlemden geçirilirken maruz kaldığı aşamalar, kullanılan mekanik enerji ve suyun dünyaya faturası yıllık 50 milyon dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar karşılaştırıldığında bir kullanımlık bezlerin tekrar kullanılan bezlere göre 10 kat daha fazla dünya kaynağını kullandığını söylemek mümkün. Ayrıca katı atık olarak da %70 daha fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008’de İngiliz Hükümetinin yaptırdığı bir araştırmada ikinci çocukta dahi kullanılabilen bu bezler ile global ısınmada %40 lık bir fayda sağlamış. Bu ise yılda 200 kg. karbondioksit üretiminin yapılmaması anlamına gelmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim bir de işin kimyasal taraflarına..Hadi dedin ki "Bana ne dünyayı ben mi kurtaracam?!" Böyle dendiğinde bana da gelenler geliyor ama olsun, sakince anlatmaya devam edeyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi...Tek kullanımlık bezlerin en fazla tanınanlarının web sayfalarına gittiğimizde kullanılan hammaddelerin neler olduğunu görebiliyoruz (burada Huggies, Pumpers belki Türkiye'de Ultra Prima ile aynı bilmiyorum...) Bu maddelere tekrar bakalım; kağıt benzeri ağaçtan elde edilen fiber ve süper emiciliği sağlayan poliakrileyt (polyacrilate) ve diğer malzemeler poliproplin, polyester ve politlin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sentetik maddelerin hepsi bezin totoya oturmasında ve sızdırmanın önlenmesi açısından olmazsa olmaz. Elastik bandların yapımında kullanılan madde bebeği rahatsız etmeden bezin bel kısmına oturmasında kullanılan ve yine sentetik lastik. Biliyorsunuz lastik rubber palm denilen ağaçlardan üretiliyor, Malezya bu işin kompetanı konumunda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, işte tek kullanımlık bezlerde yine bunun sentetiği yani insan yapımı versiyonu kullanılmış. Tabi, üretici bu listeyi verdikten sonra ürünlerinin ne kadar hava aldığını ve bebeğin derisini ne kadar rahat tuttuğunu falan öne sürmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum linkte bu verilen hammaddelerin bir de iç yüzlerine bakalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sodyum Poliakrilit: İdrarın jele dönüştürülüp hapsedilmesinde baş rol oyuncusu. Ağırlığının yüz katı kadar sıvıyı içine alabilir fakat işin acıklı kısmı toksik şok etkisi yarattığı için 1985 yılında tamponlardan men edildi. Poliakrilit üretimi yapan sektörlerde çalışan iş gücünde dişil organ hasarı, yorgunluk ve kilo kaybı tespit edilmiştir. Ancak haftanın yedi günü yirmidört saati bu maddeye maruz kalan bebeklerin üzerinde yarattığı etki uzun vadeli olarak araştırılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak sen şu işe?! İnsan okudukça aklı yerinden oynayacak raddeye geliyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hammaddenin bu akıl almaz emiciliği maalesef derinin kurumasına, ciddi boyutta pişik oluşmasına, cinsel organlarda (erkek ve kız) kanamalara sebep olmaktadır. Ayrıca kedilerde maddeyi soluma sonucu ölüm tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dioksin: İnsanoğlu üzerinde kansere sebep olan baş toksik madde olarak bilinmektedir. Kağıdın beyazlaştırılması işleminde ortaya çıkan dioksin doğum hasarlarına, deri problemlerine ve böbrek yetmezliğine sebep olmasıyla da  tanınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBT (Tribulitin): Bu hammadde 2000 yılında pampers ultra kuru bebek bezinde bulunmuştur. TBT bilinen en güçlü toksik hammaddedir. Savunma mekanizmasını yokeder ve hormonal dengeyi güçsüz kılar. Erkeklerde kısırlık ile ilgili bağlantısı üzerinde spekülasyonlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkslin (Xylene),Ethilbenzen(Ethilbenzene), Sitrin(Sytrene), Isproplin(Isproplene) gibi hammaddeler 1999 yılında rapor edilen ve Çevresel Sağlık örgütünün arşivlerine giren kimyasallardan yalnızca bazılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anderson Labaratuarı’nda bazı bebek bezi ürünleri ile fareler üzerinde yapılan deneylerde bezlerde kullanılan bir takım hammaddelerin astım krizi yarattığı, bronşite, göz, burun ve boğaz tahrişine sebep olduğunu saptanmıştır. Hatta bu semptomlar direkt olarak kimyasallarla özdeşleştirilmiştir, yani kullanılan kimyasalların direkt etkisi olarak ortaya çıktıkları tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında Almanya’da Keil Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada ise, bebek bezinin erkek testislerini vücut ısısından daha yüksek derecede tutması sebebiyle Batı Avrupalı erkeklerin üreme kabiliyetinde büyük oranda düşme tespit edilmiştir. (Tabi ki bu araştırma o bölgede yapıldığı için, yoksa dünya üzerinde bir de adı sanı belli olmayan bir sürü bebek bezi kullanan erkek çocuklarda da farklı bir etki olacağı düşünülemez bile!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proctor and Gamble’ın kendi yaptığı araştırmada ise pişik oranının tek kullanımlık bezlerle %7.1 den %61’e çıktığı tespit edilmiştir ( The Landbank Consultancy Limited 1991) Burada &lt;a href="http://www.prlog.org/10197577-the-real-dangers-of-disposable-nappies.html"&gt;çeviri yaptığım yazar &lt;/a&gt;bu sefer de pişik kremi üreticilerine atıfta bulunmuş!!! Aman ne iyi yaşasın sizler de bu şekilde satışlarınızı katlayacaksınız anlamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben burada ilk yıkanabilir bez kavramını Mother Care’in kataloğunda Akıllı Bebek Bezi Sistemi olarak gördüm, aklıma bunları okumadan önce de denemeyi koymuştum. Sebeplerim arasında hem her gün dolan pis kokulu çöp ve atık olarak yüzlerce yıl kaybolmaması gibi başlıklar vardı. Bu kadar detaylı bilgiyi ise Avent’de yaptığım gibi araştırarak buldum.  Plastiğe karşı çok ciddi bir şekilde alerjim olduğu, doğaya karşı sorumluluk duyduğum, evimde tüketimi elimden geldiğince ihtiyaçlar doğrultusunda yaptığım ve plastik tüketimini neredeyse sıfırlama çalışmaları yaptığım içindir ki bu değişim benim için büyük bir mutluluk oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşamada tabi ki sistemin ne olduğunu hiç deneyimlemediğim için bilmiyordum. Türkiye’de bu konuda bir tek isim bulabildim o da &lt;a href="http://www.babynap.com.tr/"&gt;Babynap&lt;/a&gt;. Burada aynı dikkatsiz tüketim kültürü geçerli olduğundan ilk önce elimin altındaki alışveriş merkezlerine baktım, mümkün değil yok! Güvenilecek ürün anlamında Mother Care benim için elzem oldu. Bu konu her zamanki gibi İngiltere’de bir dalga şeklinde sanki, deli gibi farklı ürün piyasada. Hatta tek kullanımlık ekofriendly bebek bezleri bile var! (-mış yani araştırınca öğrendim onu da)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistemde bir dış çeper (su geçirmeyen, cırtcırtlı) içine konan %100 pamuklu ve katlanabilir özellikte, iyi dercede su emen pad ve araya konulan ister yeniden kullanılabilir ister atılabilir liner denilen kısımdan oluşuyor. Annelerimizin kullandığı bebek bezlerinin çok daha gelişmiş ve emici hale getirilmiş, sızdırmayan dizaynıyla oldukça çekici. Evet, bebek kaka yaptığında ilk anlık tepki eyvah ne yapacağım olsa da zamanla onun sistemi de oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni nesil bebek deterjanları eko friendly düşük ısıda ya da soğuk suda bile gereken görevi yerine getirebiliyor. Eskisi gibi bebek bezi kaynatmak, ütülemek gerekmiyor. Çoğunlukla çıkan bez idrar zaten, onu suya basıyorsun gün bitene kadar, dışkılı olanı ise ben önce akıtıyorum, ardından ayrı bir kaba basıyorum. Akşama doğru hepsi tertemiz bembeyaz çıkıyor o sudan, ardından gerekiyorsa makinanın en kısa programında ki beş dakika sürüyor, narin çamaşır yıkama sıkma ve durulama programında yarım olarak çalıştırıp asıyorum, oldu bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz aşağı yukarı bebeğimizin kaka dengesini anlamışızdır, o dönemlerde tek kullanımlık incecik tuvalete atılabilir liner’ı koyuyorsun, kaka mı yaptı o parçayı alıp sifonu çekiyorsun, bitti. Yanlara falan bulaşmış olmasına böggghhhh! yapanlara eğri oturup doğru konuşalım derim çünkü ben en pahalısından kaç tane bebek bezinde yine oraya buraya bulaşmış kaka temizlediğimi biliyorum. Çok da aman aman bir iş değil yani!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskilerde olduğu gibi öyle en ağır programla makinayı 90 derece ile falan çalıştırmak, ardından öfür pöfür ütü yapmak tarihe karışmış vaziyette. O yüzden bana hemen psikolojideki sebep bulma tekniği ile suyu ve deterjanıyla aynı mantığa geliyor safsatası da yapılmasın, hayır elde yıkama ve en kısa programla bir kere çevirmeyle hiç de öyle olmuyor. Denendi onaylandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık dönem internet dönemi. Araştırın derim. Mother Care’in sisteminde memnun kaldığım noktalar dış çeperin (outer) çok çabuk kuruması, pisliği içine hapsetmemesi, padin katlanır olması sebebiyle yine açılıp hemen kurutulabilmesi, sızdırma yapmaması...Ancak sırt ve ön kısmında biraz sıkıntı yarattı lastik kısmı, olsun ben ona da çare buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tahmin? Yaklaşık bir aya yakındır kaka ve çiş dolu kokulu çöp torbama, doğaya yollanan 500 yılda ancak çözülebilen pis atığa elveda dedim. Kendimi çoook iyi hissediyorum :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8334349913120603559?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8334349913120603559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8334349913120603559' title='50 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8334349913120603559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8334349913120603559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/08/mother-care-smart-nappy-system-akll.html' title='Mother Care / Smart Nappy System ( Akıllı Bebek Bezi Sistemi)'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>50</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2773899691037088119</id><published>2009-07-23T22:32:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:17:56.015-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Başlıksız</title><content type='html'>Birbiriyle alakasız, öylesine, konuşur gibi yazılacak çok konu biriktiriyorum bebekle. Öyle eskisi gibi kahvaltı yaptıktan sonra bilgisayarımın başına gelmek geceleri gözlerim kapanmadan saatlerce oturup yazmak gibi bir lüksüm kalmadı artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey daha düzene girmiş gibi görünse de bu düzen benim eve ve yemeğe daha fazla odaklanmamla noktalanıyor gibi. Geri kalan zaman hala sekiz kere beslenen ama yine bu aralar birkaç öğünün arasına dört saat koyan Zo-Zo (aramızda ufaklığa taktığımız isim bu) dan kalan zamanlarda uyku tamamlamaya çalışmakla geçiyor. Tabi ki herşey bir arada olmuyor, eskiden de öyleydi, hem evim muhteşem tertemiz olsun, hem yemeğim dört dörtlük çıksın, bunun için gerekli alışveriş yapılsın, ben sporumu yapıp fit olayım, bebeğe gözüm arkada kalmadan süper bir şekilde bakılsın, büyük kızım için her gün oturup el yazısı yazma çalışmaları, matematik alıştırmaları yapalım beraber...Dream on!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZoZo daki gelişmeler her gün gözümüze gözümüze girerek ilerliyor. Süt üretimim neredeyse sıfırlanmış vaziyette. Bunun sebebi benim, hiç öyle boynumu bükme hallerim falan da yok. Zoe değişiklikleri sevmiyor diye yazmıştım (genelde bebekler aynı olanı güvence olarak algıladıkları için değişimlerden, yeni denemelerden hoşlanmıyorlar, kendilerine göre gayet de haklılar)Meme ve biberon ile ilgili olan kaosu da yazmıştım, hatta biberonlarda bile bir uca uyum gösterdiğini ve onu değiştirmeyi sevmediğini de...Bir noktaya gelindi ki meme mi yoksa biberon mu oturtulacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu konudaki tercihim sütü sağarak biberondan vermek yolunda olmuştu. Memeyi denedim, biberonla karıştığı için birinden birini reddetme noktasına geldi ki bu anne memesi oldu. Onu bana bağımlı kılacak, mememden düşürmeyecek hale de getirebilirdim. Peki ben bunu istedim mi?! Sonuna kadar hayır! İlk üç ay sürekli sağdığım sütü vermeye çalıştım, başarılı oldum da ama eridim bittim. Üç saat, zaman zaman iki saatte bir beslenmelerin arasına yaşamımı, süt sağmayı, kocamı, evimin işini, yemek yapmayı sığdırmak belli bir süre sonra oramdan buramdan error mesajlarının gelmesine sebep oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memede dolaşan, yüzde yüz bana bağımlı olan, dışarıya çıkmamı, babasıyla olayı paylaşmamı engelleyen ne varsa hayatımda ona yer yok. Şimdi formül sütünü severek alıyor, geceleri bir buçuk haftadır odasında monitörü ile mutlu bir şekilde uyuyor, yatmadan önce her akşama doğru (18:30)banyosunu yapıyor ve sütünü ya da suyunu alıp yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçer saat olan öğün aralarında dünden itibaren uyurken uyandırmama yoluna gitmiş bulunuyorum. Dün öğlen mesela dört saat koydu, uyandırmadım, dün gece ise iki öğün arasına dörder saat...Yavaş yavaş birim başına aldığı süt miktarını arttırıp araları uzatacağını görebiliyorum artık. (İnşallah demek daha doğru)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş kontrolü iyice sağlandı, kucağımızda incecik küçücük boynunun tuttuğu (bu konuda her zaman hayrete düşmüşümdür) koca kafasını sağa sola döndürüyor ve dik bir şekilde tutuyor. Son iki gündür totosunu attıra attıra dönme durumları yaşatmaya başladı. Bu olay en beklenmedik bir anda gerçekleşebileceği için yüksek hiçbir yerde bırakmıyorum artık. Şule'nin ufaklık doğduğunda getirdiği oyun matinden çok ama çok memnunum. Yanları yumuşak ve kalkık olduğu için yerde bizimki debelenirken eğer mutluysa korkum olmadan başka bir tarafa dönebilme lüksünü yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt üretiminin dibe vurmasıyla yediklerime dikkat etmeye başladım. Umarım bu konuda da bir düzen oturtturabilirim. Çayı şekersiz içemediğim ve yapay tatlandırıcıların herbiri (ki son günlerde burada yok şekerin aynısı, yok doğal şundan bundan) sonuçları bir yirmi yıl sonra ortaya çıkacak kimyasallar barındırdığından dolayı çaydan vazgeçme durumlarındayım, yerine ikame edilen içecek yağsız süt. Severek deviriyorum. Çorba yapımını arttırma dönemi, akşamları ekmeksiz yoğun kıvamda bir çorbayla kapatmayı tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaz ziyaretleri yapmamak eve ve diğer yapılacaklara odaklanmamızı sağladı, nedir bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Tam hamileliğimin ilk zamanlarında eşimin işinden istifade onlara verdikleri bir olanakla bedava dişçi hizmeti açıldı bizlere. Aynı kampüsteki diş kliniğine gittik, önce benimki, sonra ben. Her seferinde dolgulardı, diş temizliğiydi derken alınmayan ücretlere inanamayarak geldik eve. En sonunda benim belki 20 yıldır yapılması gereken implant olayına geldi sıra. İlk aşamaları halledildi (çok zor) ve bugünlere kadar hamilelikti şuydu buydu gelindi. Şimdi diğer üç aşama daha yapıldı ve diş beklenmekte. Ağustos ayı en geç yapılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Bu sene evin suları paslı akmaya başladı, yine zamansızlıktan ve babamızın çalışmasından ötürü bu iş de birkaç ay sarkmıştı. En sonunda benimki evin iki deposuna bakınca saçları diken diken eve geldi ve tatile girer girmez adamları sıkıştırdık. İki depo temizlendi, sularımız %80 temiz akıyor ama geri kalan sorunu da borularda araştıracaklar, adamlar tatildeymiş bekliyoruz bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Bebeğin doğmasıyla gerekli olan vize, pasaport ve doğum sertifikasının onaylanması işlemleri...Bu ay bitti ama canımız da çıktı. Hastaneden alınan doğum sertifikası buranın sağlık bakanlığınca onaylanacak, onun arkasından vize için başvuru yapılacak, bebeğin arkası beyaz fon fotosu çekilecek, formlar doldurulup bu sefer İngiliz Konsolosluğuna gidilecek, gidildiğinde görülecek ki pasaportdaki bilgiler onlar için hiçbir şey ifade etmiyormuş! Haddiii benim ve babanın doğum sertifikaları istenecek, benimkisi gönderilmesine rağmen geç kalınca kimliğimin buradaki konsoloslukta çevirisinin geçerli olup olmadığı araştırılacak, geçerliymiş...Pasaportumuz bu hafta alındı, vize işlemleri üç yıllığına bitirildi. Şimdi en son işlem olarak kimlik kartına ekletme (Arap Emirlikleri için) ve Türkiye ayağında bebeğin tanınması, benim pasaportun değişimi (eskidi artık) Zozo için kimlik kartı için form doldurulması ve başvuru var. Ağustos'un dokuzuna kadar da bu işler halledilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Evin iki tane iç, mutfak ve dış kapısı termitler tarafından kemirilmişti. Bu iş belki üç senelik bir meseleydi, adamları her çağırışımızda "Gelecez ölçü alacaz." diyip sırra kadem basıyorlardı. Geçen hafta geldiler, ön ve içerdeki iki kapının çerçeveleri değiştirildi, salon savaş alanına döndü, beş kişilik ekiple olay sabahtan akşama kadar sürdü. Şimdi mutfak kapısının yapımı için bekliyoruz, bir de yapılmış kapılara vernik sürülmesi için...Bakalım bunlar için kaç sene geçecek?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Laila'nın dişleri...Belki ağzında neredeyse hiç diş kalmayacak şekilde diş işlemi geçirecek, bunun yapılması için genel anestezi aldığından ve yaşı da ilerlediğinden dolayı riskler de göz önüne alınarak temizlik yapılabildiği kadarıyla maksimum anlamda yapılacak. Ağustos...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Arabayı aldığımızdan beridir büyüteç etkisi yapıp bizi şiş kebaba çeviren camların rengini ultraviyole koruyucu camlarla değiştirdik. Bu da temizlenmesi gereken çok önemli bir işti, bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah benimki köpeği de alıp yürüyüşe çıktığında söyledi, çevrede park etmiş araba bile kalmamış, herkes memlekette. Ama gerçekten de seyahat edilmediğinde hem para hem de zaman cepte, bunu da buraya not etmek lazım. Hayatımızda ilk defa dişe dokunur bir şekilde birikime yönlendirdik paramızı, birikim hesabı açtırttık!!! Bu bizim için büyük bir gelişme. Onu düşünüp düşünüp mutlu oluyoruz. O hesap için bu ay kıtı kıtına kaldık ama değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde hissedilen sıcaklığı yazıyorum, sıkı durun, 58!!!! 42 derece görünen sıcaklık, üzerine %50 nem...Buranın kışı, bizim memleketin ilk baharı, yazı olduğu için kış ayını bekliyorum dört gözle. Daha Zozo'ya adam gibi bir yeşillik gösteremedik, o derece bir dört duvar arası, megamall yaşam tarzı. Bazen başka bir gezegende yaşasak ve yapay şekilde yeşillendirme ve parklar yapılsa aynısı olacak diye düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2773899691037088119?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2773899691037088119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2773899691037088119' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2773899691037088119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2773899691037088119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/07/baslksz.html' title='Başlıksız'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-1972831082185232557</id><published>2009-07-18T11:57:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:34:38.988-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültürel farklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Acınılası Anne Figürü</title><content type='html'>Bizim kültürdeki bu bağımlılık salaklığından nefret geçirmekteyim. İnsan kendi yaşadığı hayattan suçluluk duyar mı? Yurt dışına gittiği ve çocuklarına, kendine gelecek hazırlamak zorunluluğunda olduğu için pişmanlık hissine gark edilir mi? Yıllardır yaşadığım bu. Her telefonda " Gurbet eller zormuş kızım..." la başlayan cümleleler, " Bugün düştüm, konu komşu yardımıma koştu" demeler, " Keşke burada olsaydın, ben kimseyi aramazdım o zaman" demeler...Kim için? Benim için mi yoksa kendi yaşadığı hayat için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı ana baba olanlar da okuyacaktır elbet, aramızda çocuk sahibi olanlar var ama pek tabi ki de hepimiz birilerinin evladıyız. Türkiye'de sosyal devlet gelişmediği içindir ki bu açığı kapatan aile bağları zaman zaman Avrupa'ya örnek gösterilmiştir her zaman. Tartışılır...En azından benim için öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşşek kadar olmuş heriflerin evlenip karılarını " Ama benim annem babam harika insanlardır!" şeklinde içeri almalarından, kayınvalidelerin "Aaaa! Oğlumun karısı, kızımın kocası benim de evladımdır!" yalanından nefret ediyorum. Bu samimiyetsizlik, bu kendine bile söylene söylene kanıksanmış yalanlardan bıktım usandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi hayatımda yaşlıların da yaşadığını, sokaklarda dolaştığını, seyahatlere gittiğini, öyle arabeskliğin arkasına sığınmadan, ağlaşmadan, çocuklarını suçlamadan, özgürlüklerini sonuna kadar kullandıklarını ben bir tek İngiltere'de gördüm. Diğer Avrupa ülkelerinde de farklı olduğunu sanmıyorum. Orada sokağa çıkıldığında bile yaşanır bu fark.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim millete göre soğukluk olarak addedilen şeye ben iki ayağı üzerinde durmak, kimseye arka yaslamamak, manevi ve maddi olarak gençlikte yaşlılıklar düşünüldüğünden planlı yaşamak demekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu saydıklarım çok ama çok önemli. Çocuklarımızı önce kim için yapıyoruz bunun hesaplaşmasını yapmamız lazım. Bir insanın varlığını kanıtlayabilmesi, kendisi olabilmesi için özgürlüğünün ileri derecede önemli olduğunu düşünmekteyim. Öncelikle, aile olmak için çocuk doğuruyoruz, KENDİMİZ İÇİN, BİZ KARAR VERDİĞİMİZDEN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu düşündüklerimin tam tersi olarak her Türkiye'ye gelişimde gelenekselci yaklaşımlarla karşılaşmaktayım. Annemin çevresindeki konu komşunun kem bakışları, yapılan dedikodular, onlarla kendi gençliğinde hiççç işi olmamış ama yaşlandıkça aynı klübe katılmış annemin dırdırlanmaları beni çileden çıkartmakta. Açılan her telefon, yapılan her görüşme artık aynı konuya odaklanmış durumda. Kendi hayatını yaşayan hayırsız evlatlar!!!! Nasıl yaşarsın kendi hayatını sen?! Bundan öteye geçmesi imkansız gibi. Şöyle dinlenilmemek üzere sorulmuş bir zoraki " Nasılsın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci çocuğumu yapma planlarımdan bahsederken ailemden yakın çevre olanlarının söylediği bazı laflar vardı;" Bir beş seneni daha çöpe atacaksın." Bu cümlelere daha farklı inciler de eklenebilir " Bana demişlerdi sana çocuklarından fayda yok, sen bana bak!" diye. " Çocuk mocuk şu bu palavra, insanın önce parası olacak parası!"...Yani çocuğun olsa da onların gün gelecek kendi hayatları olacak, kısa yoldan geri dön, bu hataya düşme. ( Çünkü kendi ana babalarımız kendi çocuklarını yapmadılar, kendi hayatlarını yaşamadılar ya o yüzden ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala Türkiye'de üniversite çağına gelmiş kızı veya oğlunun peşinden " Oğlum / kızım nereye biz de oraya!" mantığıyla yaşayan bir sürü ebeveyn var ( Benim ailemde de örnekleri görüldü ve görülmekte ). Evladını iş bulmasa da sonuna kadar kollayan, kendi kanatlarıyla uçma zamanı geldiğinde ağlayan sızlayan bir sürü insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ebeveynlik midir çok merak etmekteyim. Bir insanın gelişimini kendi lehine kullanmak, o insanın tam gideceği, kendine iş bulacağı ya da okula gidip de sosyal çevresi ile beraber olup iki ayağı üzerinde kendisi olarak duracağı zamanı ketlemek sevgi midir? Ben o kadar seviyorum ki evladımı işte neyse, karımı ya da kocamı nefes almasına bile izin veremiyorum. Bunun ismi düpedüz bencilliktir, daha ötesi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne baba olarak ilk anlaşılacak doğru, bu bebelerin elimizde kusup sıçıp büyüyecekleri, kendi eşleri, işleri ve çocukları olup ( bunlar olacak diye bir kural da yok, belki yalnızlığı veya ormanın ortasında, dağın tepesinde bir hayat yaşamayı tercih edecekler ) evden ayrılacaklarıdır. Yani, işin doğası bu, orman kanunlarıyla insan dünyasının bu anlamda pek bir farkı yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın hayata imza attığı konular vardır, bu işinde olabilir, eşinde çocuklarında, ev yaşamında, doğa için çalışırken... vesaire ama çocuklarımızın kendini ifade etme özgürlüğüne vurulan her zincir aslında bizlerin kendimizden başkasını düşünmediğimizin bir kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman anne ve babalığın yani ebeveynlik sanatının en zor kısmının ne olduğunu düşünürüm. Bana göre insanoğlunun hayatta kalmasında birincil sebep olan bencilliğini törpülemek zorunda kaldığı tek noktadır ana babalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendin açsındır beben ağlıyor diye yemeğini böler O'na hazırlık yapar, önce O'nu doyurursun, elindeki sınırlı paranı O'nun yararına harcarken için hiç cız etmez, normalde aylarca hatta hamilelik ve doğumu sayalım 1.5 seneye yakın kendi cinselliğinden, görüntünden, uykundan, yemeğinden, zevk aldığın her türlü şeyden feragat ettiğin tek zamandır. Ama bu seçimi arkada keman eşliğinde " Ben sana saçımı süpürge ettim, şimdi sen utanmadan kendi aileni kurup çocuk falan yapıp bir de üstüne üstlük başka memleketlere gittin ha?!" mantığı benim resmen midemi bulandırıyor. Türkiye'de çooook ailede yapılan edebiyat aynen budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri otur doğru konuş demişler aslında tüm bu aleyhte kullanılanların hepsi doğanın insana verdiği içgüdüsel, bebeği besleme, bakımını yapma, ağlamaması için O'nu maksimum rahat ettirme dürtüsünden başka bir şey değildir. Geliştirilmesi ve dizginlenmesi gereken yegane duygu ise o insanların üzerinde ne kadar emeğimiz olursa olsun onların bizlere ait mallar olmadıklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine memlekette herkes anasını, babasını yanına alıp bakmak zorunda, herbirinin anası geline/damada düşman. Hepsi kendi evladını kayırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakıyoruz, bu dünyanın her yerinde böyle aslında. Düşmanlıktan bahsediyorum, çoook nadir kayınvalideliğini analıkla bir tutan kadın vardır evrende. Neden? Çünkü annelik onların sahiplendikleri, kendilerini ifade ettikleri tek alan. Adamın karısı da adamı sahipleniyor, anası da... Böyle bir hastalık olur mu? Kızına düşkün ananın oynadığı oyun da aynı. Kadın evlat kendi çocuğunu doğuruyor, kendi kocası, evi, işleri, bebeleri ama kendi anası bunu iplemiyor bile. Sanki o kadın hala küçücük iki örgülü, önlüklü çocuk. Bir de bu faaliyetin arkasına sığınılırken pek bir saf, sevgi doluymuş gibi görünen bir laf grubu ekleniyor " Sen benim gözümde hiç büyümüyorsun, hep aynı bebek/çocuk!" Ve sen alıyorsun bu insanları aynı evin içine tıkıyorsun ve sonra mutlu yaşa, evlilik niye sağlıklı yürümüyor diye sorguluyorsun. İmkan var mı?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katır kadar olmuş erkeklere söylenen söz bu, her hastalanıldığında senede beş kere bile olsa iş güç bırakılarak koşulması beklenenin arkasındaki düşünce bu. " Sen hala büyümedin, ne kendi karına/kocana ne de çocuklarına aitsin, sen benimsin!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kimsenin olmamayı, kendi çocuklarıma da belki içgüdüsel olarak aynı hissetsem bile bu duyguları yaşatmamayı tercih ediyorum, hatta and içiyorum! Daraldım artık beklentilerden. Yeri geliyor ki evde kapının yanına gitmiş dışarıya alt tarafı bahçeye çıkmayı bekleyen köpeğimden, aynı anda ağlayan bebekten, " Anneeee, banyo yapayım mııııı?" diyen kızımdan, çalan bir telefondan, yazımı yazarken binbeşyüz kere bölünmekten bile sıkılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben nasıl kimsenin malı değilsem kızlarımın da kafası hür, vicdanı hür bireyler olarak yetişmelerini, evlenirken, seyahate veya başka bir ülkede yaşamaya, okumaya giderken içlerinin kan ağlamamasını istiyorum. Bu tip duyguları ekmekten özellikle kaçınacağım, buradan kendi kendime söz veriyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-1972831082185232557?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/1972831082185232557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=1972831082185232557' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1972831082185232557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1972831082185232557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/07/acnlas-anne-figuru.html' title='Acınılası Anne Figürü'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-1133810215169543382</id><published>2009-07-10T06:36:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:31:45.688-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emzirme muamması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Karışan Teller</title><content type='html'>Hani demiştim ya maymuna ne isterse onu veriyorum, ağlıyor, hadi memeler çıkıyor, bir o yandan bir bu yandan, sonra tekrar mı ağlıyor bu sefer " Haaa diyorum demek meme istemiyor bu çocuk, haydi koş pompaladığın sütü ısıt bakalım!" Haydaaa bir koşu ısıtıcıya...O da mı olmadı, " Aaaa! Mama istiyor bu çocuk benim sütümle doymuyor!", hadi bakalım formül süt hazırlamaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ayın sonuna kadarki dönem böyle bir karman çormanlık yaşandı bizim evde. En sonunda anladık ki yok meme, dur olmadı biberon, hadi o da mı olmadı gaz çıkart, aman yine ağlıyor amuda kalkla olmuyor bu iş. Bizim koala bear öyle her telden çalınca kendinden geçiyor, herşey karman çorman olmakla beraber alacağı memeyi de almaz, biberondan mı memeden mi içeceğine karar veremez, hepsini reddeder hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü ayın başında ( düzeltilmişi kullanmıyorum çünkü bu hayata geldiği zamandan itibaren tecrübeyle sabitlenmeye çalışılan bir durum )anlaşıldı ki bir konuda karar verilecek, öyle bir meme, bir biberon, bir şu, bir bu verilmeyecek hanımefendiye. Bırak meme ucunu Nuk'un yassı ucuyla, diğer klasik silikon ucu bile ayırd edip kendi tercihini ortaya koyarak işi noktaladı ufaklık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk eve geliş, bir ay sessiz ve sakin dönem. Ardından ikinci ayın başında başlayan gazlı aşamalar, o sırada benim BPA olayını keşfetmemle beraber torbanın içinde beklemeye alınan bilmemne kadar Avent şişesi. E her şişenin, özellikle bu pahalı olanların ağızlıkları birbirine de uymuyor mu! Hangisi BPA Free? Nuk...Ama uçlar basık, ortodontikmiş fakat zaten bebek memeyi ağzına alıp emme hareketi yaparken yassılaşmayı sağlayıp sütü çekmiyor mu? Yani o islikon uç pestil gibi ağzının içinde bastırsan da zaten basılmış, sütü ancak çekme hareketi ile alabilir bebek. Zaten ilk aylardan sonra biberonun silikon ucundan emme hareketi değil, çekme ile alırmış sütü gibi bir şey de okudum ama olsun, yine de bana rahatsız geldi ve benimki sevmedi zaten konu kapanmıştır. Aslında eskiden Chloe'de ben o uçları kullanıyordum ve klasik olanlardan yan akıtması yaptığı için tercihim o şekilde olmuştu, bu bebekte farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ayda Nigar ile telefonda beyin fırtınası yapıyoruz, bu yaşanan kolik mi değil mi diye. Şimdi elimdeki Mother Care kataloğuna bakıyorum da...Dr. Brown'un hem prematüreler, hem de kolik bebekler için özel ürettiği başlıklar var ama maalesef biberonlar BPA'lı ve de yine araştırmaya göre en fazla akma yapan da bu marka, iyi mi?! Disney'de var işin içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatimi çeken diğer bir ürün, antikolik bir örtü çıkartmışlar mesela, omzuna koyuyorsun, bebeği onun üzerine yatırıyorsun omuz hizzanda tabi ki ve vibrasyon veriyor. Dahiyane...Ama denemedim, bilmiyorum zaten kolik denilen meret genelde üç ayın sonunda bitiyor. Biz Allah'tan bu aşamayı geride bırakmış durumdayız artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuklu olmak üzerine de yazılacak çok şey var kuşkusuz. Kız çocuklarının bazı konularda daha zorlukları var. Erkeklerin de ilerdeki yaşlarda bazı zorlukları...Şimdi kızımı babasıyla yukarı kata yolluyorum mesela değil mi? Yapılacaklar şöyle özetlenebilir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Tuvalete girilecek, sifon çekilecek, atlanan bir temizlik noktası varsa söylenilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-El ve ağız yıkanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Dişler fırçalanacak, bu iş yapılırken başta beklenecek, atlanan yanlar giderilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Ayaklar yıkanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Saçlar fırçalanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-İç çamaşırı değiştirilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Kıyafetler öyle sağa sola saçılmayacak, katlanılarak ya da düzgün bir şekilde konulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Bu arada, yatağa giderken aşağıda kalmaması gereken ama gün içinde oynanmış oyuncak, okunmuş kitap vesaire ne varsa yukarki kata çıkartılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Ve son olarak kitap okunarak gün bitirilmiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar rutinde olmalı ve otomatik olarak yapılmalı. Sekiz yaşındaki bir çocuk için zaman zaman sıkıcı ve gereksiz görülebilir ama alışkanlığa dönüşmesi için bir büyükle yerine getirilmeli. O da dönüşümlü olarak babayla bana ait. Kim hangi çocuğu kaparsa artık :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zoe'nin beslenmesi esnasında da trickler var. Genelde bakmaya kalkan kişi bebeğin kendi mesaisi sırasında uyumasını tercih ettiği içindir ki ( Bu, bebekle ilgilenip agu gugu yapmaktan daha kolay çünkü ) süt alırken uyuyakalınırsa öyle hop diye yatağa konulmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim mamayı aldı ama alması gerekenin çeyreği kadar, o zaman uyanacağı yerlerden biri olan alt açma matine yatırırsın, kendisi otomatik uyanır, konuşursun, biraz zaman geçer ve geri kalanı almaya hazır hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bu sefer aman uyudu diye tam anlamıyla beslenmedi değil mi? Bütün birbirine zincirleme olan beslenme düzeninin içine edilmiş olunur. O yüzden ben control freak bir anneyim çünkü ne zaman kendimin bir işini başkasına yüklesem o zaman bir eksiklik, değişim oluyor ve bana da gelenler geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki hiç yardım teklif edilmesin demiyorum, onu yapanın da ümüğüne yapışırım bundan eminim ve hayatta en nefret ettiğim şeydir paylaşımcı olmayan eş ama sorulsun ben yine kendim yaparım :)))) Böyle de bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara da insan bebeğin aldığı süt miktarına takıyor kafayı. Prematüre doğan bebekler zaten hayata normal doğmuş olan bebeklerden en az bir kilo az başlıyorlar, daha beteri de var. Ama Chloe'nin eski kayıtlarından gördüğüm şu ki çocuklar istedikleri zaman ve istedikleri kadar beslendiklerinde kendi kodlandıkları büyüklüklere erişiyorlar. Chloe'nin düzeltilemiş olarak altıncı ayında kilosu 4.900 müş mesela, boyu da 56.5cm, Zoe bunu üçüncü ayında yakalamış durumda. E peki ne olacak? Hiçbir şey çünkü Chloe şu anda sınıfında ortalamanın üzerinde, boy anlamında konuşuyorum, hiçbir zaman chubby bir çocuk olmadı da ben zamanında 3200 gr doğmuş bir çocuk olmama rağmen annemi deli edecek kadar zayıf bir çocuktum mesela. Şimdi 10 kilo fazlamı nasıl verecem diye kara kara düşünüyorum. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları bilmeme, kendimde ve ilk çocuğumda deneyimlememe rağmen anneliğin verdiği bebeğini besleme içgüdüsü ile ve özellikle de ilk aylarda süt alma işi bayağı üzerinde durulması gerekli bir konu gibi geliyor. Verilen bilgileri ayrıca karıştırıp kafayı sıyırmamak, üzerinde düşünmeden " Aman, her öğünde benimki bu söylenenin yarsını alıyor yandım!" dememek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeki chartlar mesela, yazmışlar, ilk ay 8-10 aralığı beslenme, 2-3 ay 5-6 aralığı beslenme diye gidiyor. Birinci ayda alınan 40-80 aralığı ise 3.ayda efendim en az 120 almalı diyelim...Bakıyorum, benim ufaklık 120 yi neredeyse hiç görmüyor ama günde hala sekiz kere beslenme yanlısı velet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ne yapmak lazım? Totale bekılacak elbet, aralık diyelim 550-900 attım şimdi tam aklımda değil, haaa Zoe her seferinde 80 gibi alıyor, zaman oluyor 110-120 yapıyor bazen 90 ama bir an oluyor ki 60 hatta nadiren 50 alıp bırakıyor ama yazıyorum diyelim total en azı her zaman tutup, gerisinde geçiyor. Oh! Dünya varmış diyorum. Demeki ki o yazılanlar gibi tek alışta ne kadar götürüyor a takılı kalınmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir aydan sonra beslenme saatlerini bu kadar yapacak diye bir&lt;br /&gt;kural da yok, bu bebeğin kilosu ve boyuna bağlı olarak mide kapasitesinin gelişimine bağlı. Üç aylık olup 6 kiloya yaklaşmış 62cmlik bir bebekle aynı aydaki 4.5 kilo 55 cmlik bebek kıyaslanmaz. Ve zaten asla kıyaslanmamalı! Bebekler anne ve babalarının ve kendi akrabalarının bileşkesi, dolayısıyla kısası var, uzunu var, toplusu var, zayıfı var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soruyorum, beslenme, alt değiştirme gibi rutinleri benden başka birisi yapsa;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta aman uyansın, oynasın, ardından tekrar acıkıp tamamlasın gibi bir trip yapmaz bu birrrr, ikincisi ne aldığını, ne zaman, ne kadar aldığını asla dikkatle izlemez bu ikiiiii. Bu işin doğası bu arkadaşlar, yapmazzzzz! Haaa belki dünya üzerinde yapanı da bir elin parmağını geçmez. Anneme bırakırım örneğin, kusturana kadar ağzına tıkar, bebeğin alıp almadığını gözlemlemez, kayınvalideye bırakırım " Aaa doydu bu çocuk, meyve yesin!" der yiyeceğini de yedirmez. Yardımcı olsa cahil cüheyla kafasıyla benim yaptığımı, bulduğum çözümü asla bulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukala mıyım? Bu ukalalıksa evet öyleyim, zaten aksini düşünsem ne çalışmayı bırakırdım, ne de kariyerimi stoplardım. Ben kendime ait olan şeylerin paylaşılması konusunda beceriksiz bir insanım, herşeyi ben yaparımcıyım ama denemiyor, gözlemlemiyor da değilim, gördüklerim arttıkça ne kadar doğru karar verdiğimi tekrar tekrar görüyorum. Şimdi minicik bebek mesela, kendi kendine, odasında uykuya gitme alışkanlığını oturttum bile! Evet, kendimle gurur duyuyorum, hayatta çocuklarımı ne pişpişledim ne tiştişledim, Zoe krize girmedi mi?! Ağladığı zaman anında yanındayız, hemen kucağa alıp sakinleştiriyoruz, aç mı, altı kirli mi ondan mı rahatsız bakıyoruz ama kendi kendini uyutabilecek bir çocuğun ağzına edip de senin yerine o işi de ben yaparımcı değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an akşam beslenmeleri en kolayı, dikkati dağılmadan sütünü alıyor, gazını çıkartıyor, ardından oynamaya meyilli bile olsa öpülüp yatağa bırakılıyor aman illa benim kucağımda sallanarak uyutulacak diye bir kaide yok, kendi kendine oynaya oynaya, bacaklarını havaya sallayarak uyuyor. Bir tek ben hala gece onikide, sabah üçte ve altıda kalkmak zorunda olmaktan hazetmiyorum, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de unutmadan yazayım, 1 numarada çok memnun kaldığımız bir ürün vardı. O çok prematüre olduğu için yatak apnesine karşılık eşimin kızkardeşi Johnson and Johnson'ın Intouch diye bir ürününü yolladı yıllar önce tabi bu. Zoe'de böyle bir şeye gerek duymadık ama şimdi hata ettiğimizi anlıyorum. Chicco'nun gayet basit monitörünü aldık ama en küçük sesleri duymak istediğimde sesi çok açmak gerekiyor, bu hışırtı yapmasına sebep oluyor, minik bebeklerini başka odada yatırmaya alıştırmalarında zorlayıcı bir alet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırdım...Tomy Tipee, sanırım böyle yazılıyor, bir de Angelcare'in yatak altına konulan aparatla çalışan monitörleri var. Gel gör ki koca Dubai Mall'da dahi bulamadım ürünleri. Bu arada Dubai Mall'a BPA Free Aventler daha yeni gelmiş, çiçeği burnunda ama ne menemse normal biberonun iki katı fiyatı, yani bebeğini zehirlemek istemeyen annelere bir nevi ceza!!! 24 dirhem normal küçük Avent, 42 dirhem aynısının BPA Free olanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse monitörlerden bahsediyordum. Bunun ne faydası ya da gereği var denirse, yanıtım iç rahatlığıyla şu; benim elim ayağımdı o alet. Chloe'nin kendi odasında kendi kendine uyuma alışkanlığı edinmesindeki yegane makinaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Normal telsizlerde bebek sessiz sedasız uyuduğunda sürekli ay nefes alıyor mu korkusu yaşanıyor, bu böyle, o zaman ne oluyor, illa ki kendi yatak odana taşıyorsun çocuğu ki benim için ikinci aydan sonra sıkıcı bir durum. Ağlıyor, dönüyor, kalkıyor bu sefer yanında yatanı, aynı kattakini falan filan uyandıracam diye stres oluyorsun, hadi bu sefer olay bebeği alıp başka odada yatma macerası ile sonlanıyor bu da evlilik için ne kadar faydalı soru işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bebeğine kul köle olup eşleri dışlayan, bebelerine kumru gibi yapışıp kocalarını itekleyen kadınlardan da olamadım, olmaya da niyetim yok, elden geldiğince normal hayatıma dönme çabalarım, o hayata bebeğimi uydurma düşüncem var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlar altında diyelim ki bu aletleri aldıkkkk, o zaman;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Bebeğe gereksiz yere gidip gelip, yapmadığında da rahatsızlık duygusunu ortadan kaldırıyor çünkü sağlıklı, ağlamıyor ama nefes alıp verdiği monitörde gözüküyor, herkesin içi rahat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Aynı şekilde bebeğin rengini görmek için odada illa ışık bulundurma sorununu ortadan kaldırıyor, böylece gece üretilen ve büyümeyi sağlayan hormonu ketlememiş ( o hormon prolaktin miydi ben mi yanlış hatırlıyorum?), çocuğa bebeklikten itibaren karanlığın da gecenin bir parçası olduğu duygusunu vermiş olunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Bebekler açlıktan uyanırlarken bir anda yaygarayı basmıyorlar, en azından Zoe öyle yapmıyor, ilk önce elini emmeye, sağa sola dönüp mıgırdanmaya başlıyor. O esnada kalkılıp hazırlık yapılır ise hiçbir kriz olmadan, ağlamadan olay atlatılıyor, uykuya kalınan yerden devam etme imkanı sağlanıyor, öbür türlü bebeğin uykusu bölünüyor, metabolizmalar iki taraflı bozuluyor, tansiyonlar çıkıyor, mama hazırlanırken bile iki ayak bir pabuca giriyor. Yatak altı aparatı bebeğin hareketlerini de algıladığı ve ebeveyne ilettiği için dönme sesi bile duyuluyor ki benim için bu anlamda çok ama çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Bebeğin gereksiz yere anne babayla uyumasını, annenin kul köle hallerini önlüyor. Herkes kendi odasında kendi düzeninde uyumayı öğreniyor ki bebeklerin ilk olarak kendi gelişimleri için öğrenmeleri gereken konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Çocuk büyürken odasında yatağından kalkmadan, ağlama krizine girmeden annesiyle babasının onu duyduğundan emin sakin bir şekilde gelişimini sağlıyor. Çünkü yatağında en ufak sesi onların duyacağından şüphesi yok. Bu duygu ona büyük bir avantaj, anne&amp;amp;baba nereye giderse gitsin aynı sistemi kurarak evin balkonuna da, başka bir odasına da geçebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Ve en son olarak bebeğin solunumu 20 saniyeden fazla durursa makina alarm vermeye başlıyor. Bu da çok önemli çünkü bebekler zaman zaman soluk alıp vermeyi unutabiliyorlar :( &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sebeplerden dolayıdır ki şimdi aklıma yine aynı makinayı takmış bulunuyorum. Hedefimde Johnson&amp;amp;Johnson'ın br şekilde üretimi durduğundan Angel Care var. Bakalım, eğer bir şekilde getirtebilir ve kullanma imkanına kavuşursam buradan onu da paylaşırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-1133810215169543382?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/1133810215169543382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=1133810215169543382' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1133810215169543382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/1133810215169543382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/07/karsan-teller.html' title='Karışan Teller'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6364460830825126123</id><published>2009-07-06T10:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-09T05:52:39.843-07:00</updated><title type='text'>Tatil Geldi Hoş Geldi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SlXn6KnIJKI/AAAAAAAAA08/0Ct4oCe7L28/s1600-h/IMG_7015.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SlXn6KnIJKI/AAAAAAAAA08/0Ct4oCe7L28/s400/IMG_7015.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356442318293968034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendim bile inanamıyorum yılların nasıl su gibi akıp gittiğine. İnsanlar der ki yaşlar ilerledikçe zaman çok hızlı akar, sanırım karı koca bizim de başımıza gelen bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zoe'yi dokuz beslenmesinden sonra yatırdım, artık geceleri ve gündüzleri ayırabiliyor, birkaç gündür çok detaylı sesler çıkartmaya başladı, hatta hergün seslere yeni bir tane daha ekleniyor. Sayısı azalmakla beraber zaman zaman altı gibi bir ağlama ne istediğini bilememe dönemi geçiriyor küçük koala hanım. Geçen hafta doktor iki ay ara vermesine rağmen Chloe'nin doktoruna götürdüm kontrol olsun, herşey yolunda mı babında. 500 gr almış ama ayarlayan kendisi olduğu için benim yapabileceğim her an yanında olmak, ihtiyacını anında gidermekten öteye geçemez. Başkası baksa o zaman naneyi yemişti nasıl 500 gr alır diye ama kontrol bende olduğu ve neyin ne olduğunu bildiğim gözlemlediğim için harlayacak kimse de yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chloe tatile geçen hafta girdi, kocam kızımdan bir hafta önce...Bu yaz yapılacaklar o kadar fazlaydı ki tek tek eleme aşamasına giriştik. Haziranı saymayalım ama Temmuz deli gibi bir listeyi devirme dönemi bizim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bu yaz burada kalacağımız ve sıcaklığın ve nemin delirdiği dönemler başladığından Chloe'ye sosyalleşmesi, hareket etmesi ve televizyon, bilgisayar ikileminden uzak kalması için yaz okulu araştırdık. Geçen sene gittiği yer bir türlü sabah öğrenci sayısını tamamlayamayınca, daha önceden görüp çok da ısındığım yemyeşil bir butik otel seçtik. Aslında aklım arka sokağımızdaki Kanada okulundaydı ama yaş gereği maalesef bizim büyük kız uygun olamadı, darısı Zoe'nin başına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yazıyorum okuldan çok memnunuz diye. Geçen Perşembe 1 numarayı almaya ben gittim, baba evde bebekle kaldı. Bu seneki öğretmenin erkek olması bizi biraz acaba da bırakmıştı ama koca bir yılın sonunda MR.Mac'in çocuklara verdiği pozitif enerji, öğrettiği onca bilgi, bir de bizim kızın O'na hayranlığı eklenince işler iyice pekişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruyu söylemek gerekirse MR. Mac inanılmaz bir karakterdi, okuldan gelirken arabanın camına suratını yapıştırıp Garfield görüntüsü verebilecek, okulun disko gününde dj lik yapabilecek, evde iki köpeği olan, profesyonel bir grupta davul çalan, çocukların beslenme çantalarındaki patates cipslerini yürütüp yiyen, gözleri ışık saçan bir adam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene karısı ilk bebeklerine hamile kalınca ve sanırım burada yalnız oldukları aileden kimseleri olmadığı için ülkesine dönmeye karar verdi. Bu, Chloe için büyük bir darbe oldu. Eve döndüğümüzde benimki arabanın içinde sessizce ağlarken, benim boğazımda bir yumru, aklıma kendi çocukluğumda bizim oralarda ve sanırım da Türkiye'de ilk açılan özel okul geldi. Semiha Şakir...O zamanlar hemen onun karşısındaki Fenerbahçe Lisesi'nde okuyorum, özel okul nedir bilmiyoruz bile. Arkadaşlardan yabancı dili iyi olup, farklı kültürlerden öğretmenlerle okuyan yalnızca kolej sınavlarını kazanmış olanlar. Benim dersler iyi olmasına karşın pek de takmamışım. Kolej de raftan kalkmış ama zaten onun dışında da bir alternatif yok, ya devlet okulu ya devlet okulu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün abimle beraber Semiha Şakir'i ziyaret ettik, pırıl pırıl koridorlar, bize hoş geldin diyen aydınlık yüzler, ingilizce konuşan ve hep gülümseyen öğretmenler...Abim babama geldi, " Baba" dedi " Bu kızı hadi gel şu okula verelim." Babamın durumu o zaman gayet iyi, bir para sorunumuz yok. "Ne gereği var ki" dedi babam. " Biz devlet okulu mu bildik, şimdi sokmayın aklına böyle şeyler evinkedisinin!!!" ve konu kapandı. Ama benim yüreğimde aklımda asla tamamlanmayan bir resim olarak kaldı o okul. Okutulan pırıl pırıl kuşe kağıdına basılmış, rengarenk görünen kitaplar. İngilizceye aşığım, derslerim iyi ama hala ne gereği var denilmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kendi kızımda bunların hepsinin acısını çıkartıyorum. Bizlerin zamanında hiç olmazsa yaz okulları falan bilinmese uygulanmasa da çok güzel bir mahalle arkadaşlığı vardı, şimdi bu da olamadığına göre Chloe'yi gönderdiğim her güzel etkinlikte, okuduğu bu okulda herhalde benden başka biri olsaydı bu kadar keyif alamazdı. Sanki O'nunla beraber okullara ben gidiyormuşum gibi içimi sevinç kaplıyor. Tatillerde eğer hiçbir şey yapmazsa ya da hasta olup da evde kalmışsa okulu özlemesi, hafif hasta ve kırık bile olsa " Birşeyim yok benim okula gitmek istiyorum." demesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta her sene yaptığım gibi yaz ayları için aktivite kitapları araştırmaya çıktım. O kadar çok kaynak var ki! Ve derslerin hepsi sevimli karakterlere, alıştırmalara dönüştürülmüş, seçmek için en az bir saat birbirinden farklı olanlara bakmak gerekiyor. Bir tane okuma anlama ve sorulara yanıt verme, yazmaya teşvik olduğu için aldım, bir tane bu sene gördükleri matematiği tekrar etmesi için üçüncü sınıf matematik kitabı, yine word search ve bir sürü puzzle tarzı kelime oyunlarının olduğu başka bir kitap, bir de internette işime yarayacak sitelerin olduğu bir kitap buldum, tek kalmış, tam bizim kızın yaşına hitap ediyor, hemen ona da atladım. Tam kırtasiyeciden çıkarken hadi bir baktım bir sürü defterler getirmişler, birisinde bir köpek karakteri ki bizimkini kalbinden vurmaya birebir, kalem, silgi ve kalem kutusuyla takım, tuzlu olmasına rağmen ona da tav oldum ve şimdi her gün istediği bir kitaptan el yazısı dikte ettiriyorum. Yaz okulu üçte bitiyor, eve geldiğinde çaylık bir şeyler ve süt, ardından akşama yemek hazırlanırken bu kitaplardan derleme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bildim bileli kırtasiye kitapçı hastası olduğum içindir ki bu konuda da keyfime diyecek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son hafta okulun korosu vardı, Chloe'nin kendi sınıfının sahneye koydupu MR Mac sayesinde hayranı oldupu futbol konusu işleniyordu. Fakat olayı erkek egemenliğinden çıkartıp tüm çocuklara dağıtmışlar. Gidemedim ama babamız çekmiş bana getirdi. Yine üçüncü sınıfların diskosu da aynı hafta yapıldı. Karneler her zamanki gibi gayet detaylı işlenmiş, her konuya öğretmeni tarafından yorum yazılmış bir şekilde gönderildi, sene içinde yapılanların hepsinin olduğu iki koca dosyayla beraber. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekle gideceğimiz yerde hem gittiğimiz insanlara hem de kendimize rahat yüzü gösteremeyeceğimiz için en güzeli evde oturmak dedik bu sene. Bence en iyisi de bu. Zoe ağlama moduna girdiği anda çevreden gelen hiçbir lafa söze veya faaliyete tahammül edemiyorum. Eğer İngiltere'ye gitsek zaten kayınvalide tarafından yapılmayan bir empatinin kurbanı olacağım, annemin tarafında başka zart zurtlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani her zamanki gibi Evim evim güzel evim modundayım . Genelde dört duvar arası olsa da mutluyum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6364460830825126123?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6364460830825126123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6364460830825126123' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6364460830825126123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6364460830825126123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/07/tatil-geldi-hos-geldi.html' title='Tatil Geldi Hoş Geldi'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SlXn6KnIJKI/AAAAAAAAA08/0Ct4oCe7L28/s72-c/IMG_7015.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-6375121306249136656</id><published>2009-06-23T02:50:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:29:54.694-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><title type='text'>Hala Mı  Aynı Konu?!!</title><content type='html'>Evet, hala aynı konu çünkü sinirimi alabilmiş değilim, açık mektubu Avent'e yollayalı dört günü çoktaaan geride bıraktık. Ne arayan ne soran, zar ne bok yedikleri o kadar bariz ki zaten kendilerini nasıl savunacaklar merak etmekteydim, savunmaya bile gerek görmüyoruz varimsi kalın derililikleri ile şimdiye kadar yapmış oldukları hıyarlığı pekiştirmiş oldular. Bundan sonra bırakın Philips'in bebek ürünlerini ne elektronik eşyalarına ne de başka bir ürünlerine dokunurum. A ha benden bu kadar!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya bağlı daha formal üretilmiş bir yazı daha;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZURNANIN ZART DEDİĞİ YER “BPA”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serbest Piyasa ekonomisinin düşünürlerce tartışıldığı 19.yüzyılda liberalizmin ekonomideki uzantısı “ Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler” şeklinde özetlenebilirdi. Fransızcada; “Laissez Faire Laissez Passer” İngilizcede ise “ Let Things Alone, Let Them Pass, The World Revolves Itself” ekonomi derslerinde öğrendiğimiz yegane Fransızca ve İngilizce cümlelerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşünce sistemine göre, piyasaların dengesi kendi kendini yaratır, devletin buna müdahalesi ise işleri bozardı. Devlet karışmazsa her konuda en güçlüler kazanacak, doğal seleksiyonun ekonomiye yansıması da bu doğrultuda olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberaller açısından sorun, limitli olan sermayenin paylaşılması noktasında ortaya çıkar, bu konudaki kuvvet mekanizmasının ele geçirilmesi ise siyasetin yönetilmesi ile gerçekleşirdi. Bu cümleye dikkatinizi çekerim, kuvvet mekanizması ve siyasetin yönetilmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman aktı devran döndü, 19.yüzyıldan 21.yüzyıla gelindi ama bu doktrinden ve ruhsuzluğundan yana hiçbir şey değişmedi. Sistemi kısaca özetleyen cümle“ Paranın Satın Almayacağı Hiçbir Şey Yoktur!” halk diliyle “ Dini İmanı Para Olmuş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip bir mekanizmada en güçlünün galip gelmesi olasıdır ama her konuda olduğu gibi bu da bir noktada fire verir, ahlak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paranın ve tüketimin başı çektiği ülkelerden sembolleştirilmiş ve her daim sanki kendi memleketinde aynı oyunlar oynanmıyor gibi kaka ilan edilmiş Amerika baki ama Türkiye ve dünyanın diğer bir çok ülkesinde de çarklar ne yazık ki pek farklı değil. Belki demokrasinin göreceli olarak güçlü olduğu memleketlerde bu doktrine karşı savaşmak daha olasıdır, o kadar. Tersi durumda yaşanan ise paranın hakimiyeti karşısında susturulmuş ve bastırılmışlık, doğa, insan sağlığı, canlı olan tüm varlıkların yaşam kalitesi bilerek ve isteyerek gaspı, size kendi memleketinizi hatırlatıyor mu?  Bunun içinde sermayedarlar var elbet ama devletler de onların kirli uzantıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya neden böyle kitapvari açıklamalarla başlamayı uygun buldum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce, zaman zaman üniversite koridorlarında “ Kahrolsun Emperyalizm!” diye avazımız çıktığı kadar bağırdığımız ama bir yandan o kavramın içini pek de doldurmadığımız dönemlerden bu noktaya gelmek için böyle bir özete gerek olduğunu düşündüm. Bizler için emperyalizm Mac Donalds, Burger King, Nike... gibi Amerika menşeyli mallardan ibaretti,  kendilerine göre en güçlüler dünyayı ele geçirmişler mallarını pazarlama noktasına gelmişlerdi. Tüketmek zorla değildi fakat bir yandan her zaman söylediğim gibi tüketen olarak elimizdeki en kuvvetli silahı kullanmaktı.  Neydi bu silah? Bilinçlenmek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünürde bu adamlar belli standartalara uyum sağlamışlar, bunu yaparken çok ciddi kurallar koymuşlardı belki ama standartları sağlayan kimdi? Devlet...Devlet kuvvet mekanizması ise üçüncü paragraftaki gücü elde tutmak için ne yapmalıydı peki? Pek tabi ki siyaseti yönetmek gerekirdi. Yani, aynı sistem hem kendisi üretiyor, hem de bir şekilde belli etmemeye çalışsa da kendisi denetliyordu. Fıkra gibi değil mi? Denetleyenin de denetlenmesi gerekiyor bu dünya düzeninde.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıdır ki tüketici olarak dünyanın tüm insanları, elimiz kolumuz bağlı. Aklımda bir sürü soru var. Üretilen bir malı alırken ve en güvenilir olduğunu iddia eden isimleri seçerken her birimiz bilim insanı olmak, bilimsel araştırmaları günü gününe takip etmek zorunda mıyız? Bu bir. Alacağımız ürünlerde isimlerin hiçbirine güvenmeyip günlerce internet araştırması mı yapmalıyız? Araştırma sayılarına ve niteliklerine bakarak İngilizce’nin baskınlığına uyup  yazılan çizilenleri anlayacak ölçüde ingilizce okuyup anlamalı mıyız? Bu da üç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın, şu yaşadığımız dünya düzeninde eğer bunları yapamıyorsanız bebeğinize bile hayatın ilk adımlarında kötü başlangıçlar sunma riskini göze alıyorsunuz demektir. Ve bu da halihazırda başkalarının faydası ve cebi için satılmış olan günümüzün en ciddi sorunlarından biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında global ısınma ile ilgili olarak hükümetlerin nasıl da devlt yanlısı bilim insanları ile çevreci olanlar arasında bilgi ve araştırma sonuçları savaşları yapıldığını, bu işin formülünü bilmeyen bir sürü tüketicinin kafasını karıştırdıklarını gayet iyi hatırlıyoruz.  Sonuç ne oldu peki? Kötünün iyisi de olsa bir kamuoyu yaratılarak ülkelerin politikacıları, sanayicileri ( ki sermayenin ve politikacıların esas sahibi onlardır ) Kyoto Protokolü imzalanmaya zorlandı. Şimdi ise benzer bir durum hayatımızda bilgimiz olmadan dayatılan kimyasallar için geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer belki buzdağının görünen ufacık bir parçası olsa da konumuza baz teşgil eden ve zurnanın zart dediği konu BPA, uzun haliyle yazılırsa Bisphenol A.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kimyasal polikarbon plastiği katılaştıran ve insan vücudunda hormonlarla oynayan bir toksin. Amerika’da satılmakta olan çok bilinen, kullanılan ve işin acı kısmı bu kimyasal kamuoyu tarafından bilinmeden önce çok da memnun kalınan altı adet biberonda akma tespit edilmiş. (İsimler için yazının sonunda verdiğim linklere gitmek yeterli olacaktır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan bazıları Türkiye ve benim şu an bulunduğum Arap Emirlikleri’nde de pazarlanmaktadır. En yaygın olarak kullanılan ürünün Türkiye web sitesine gidildiğinde İngilizce’den farklı olarak ki orada en azından soru cevap verilmiş, yumuşatılmış ve alternatif web siteleri konulmuş halinden ziyade bir bildirge ve şimdiye kadarki standartlara uygunluk açıklaması yer almakta. Kes sesini, otur! mantığı yine işlemekte. Dayanak noktası ise uluslararası sağlık örgütlerinin bulguları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlaksızlığın doruk noktalarından biri ve hatta bence en önemlisi 2007 yılından itibaren Amerika, Kanada, Japonya, Avustralya ve diğer Avrupa ülkelerinde alternatif olarak sunulmuş bulunan BPA’siz ürünlerin bizim kendi ülkemiz ve Arap Emirlikleri gibi güçlü kamuoyu oluşturamayan, höt zötün geçerli olduğu toplumlarda hala satışa sunulmamış olmasıdır. Bu da ülkemiz dahil seçim hakkının tüketicinin elinden söke söke alınması anlamına gelmektedir. Verilen mesaj şu; “ Sen benim ismime güvenip de ürünümü almaya geldiğinde elimde birikmiş, Avrupa, Amerika ve Kanada’da satamadığım BPA’lı biberonları ve süt sağma makinalarını alırsın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızın ve hatta hatta bebeklerimizin yaşam kaliteleri söz konusu olduğunda “ Öldürmez ama süründürür” mantığının bu kadar sağlık örgütünden geçmesi, bu sorumluluğu üzerine alan firmaların kendi araştırma geliştirme ve kontrol mekanizmalarının zayıflığı ve kar için görmezden gelme mantığı mide bulandırıcıdır. Ama tabi bir bakıyoruz ki dünya üzerinde yatırım yapılmış ve işlemekte olan BPA trafiğinin rakkamı 6 milyar poundluk bir piyasa, buna karşı durmak ya da tıkır tıkır işleyen bir mekanizmayı onun bunun bebeğinin sağlığı için tersine çevirmek gerekli mi canım?!       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bu bilindik üreticilerin kendileri araştırma yapmadan ya da belki daha korkuncu yapıp da sonuçlara gelince sırtlarını dayadıkları kurumlar demiştik ya kimdir bunlar? Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu ( EFSA-European Food Safety Authority ) ABD Gıda ve İlaç Kurumu ( FDA-Foods and Drug Administration ) İngiltere Sağlık Standartları Kurumu, Almanya Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü, Japonya Sağlık Bakanlığı...Peki bu adamlar ne demektedirler? Efendim, onlara göre BPA insan vücuduna girmekte evet de, sağlığı tehtid edecek boyutta değil, o zaman sal gitsin! Bak sen!!! Bu noktadan sonra sorulacak soru şudur; Tüketici olarak neye güveneceğiz?   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim insanları son birkaç yıldır avaz avaz polikarbon ( kısaltılmışı PC ) plastiğin hammadelerinden biri olan BPA maddesinin fareler üzerinde yapılan deneylerde insan sağlığına ciddi zararlar verdiğini kanıtlamışlar, bu zarar özellikle gelişim aşamasında olan bebekler için en büyük tehlikeyi oluşturmakta. Yine yapılan araştırmalar bebeklerin BPA’ya ve diğer kimyasallara yetişkinlerden 12.5 kat daha fazla açık olduğunu göstermiştir. ( Oysaki bu standartları koyan tüm kurumlar şimdiye kadar insan vücudunun BPA yi elimine etmede son derece başarılı olduğunu iddia ediyordu )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BPA’nın insan vücudu üzerinde oynadığı oyunların listesine bakacak olursak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Prostat ve meme kanseri&lt;br /&gt;2- Zamanından önce ergenliğe giriş&lt;br /&gt;3-Obezite&lt;br /&gt;4-Hiperaktivite&lt;br /&gt;5-Sperm kalitesi ve üretiminde düşme&lt;br /&gt;6-Düşük riski&lt;br /&gt;7-Diyabet&lt;br /&gt;8-Savunma sisteminin zayıflaması ve çökmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BPA 60 ila 80 derece ısı ile tepkimeye girdiğinde polikarbon plastiğin içinde ne varsa ona akıyor. Bu da biberonlarda ısıttığımız sütle beraber bebeklerimize bu kimyasalı da verdiğimizi gösteriyor. Herşeyin üzerinde bir de sanki öğrendiklerimiz yetmezmiş gibi farklı ülkelerde üretilmiş olan aynı isimli markaların oda sıcaklığında ve 80 derece ısıda farklı tepkiler göstermesidir. Bunu da tüketici olarak takip etmenin ve güvenmenin imkanı yoktur. Yalnızca plastiği içindeki yiyecek ya da içecekle ısıtmak değil strelize ederken kullandığımız kaynatma işlemi de akmaya sebep oluyor. Bazı araştırmalar zaman geçtikçe oda ısısının bile bu tepkimeye sebep olacağını gösteriyor ki bu da çok korkutucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da 2007 yılında 15 birbirinden farklı çevre ve sağlık örgütünün yaptığı araştırmaya baktığımızda BPA’lı biberon, süt sağma makinası vb ürünleri çıkartan isimler gerçekten de ürkütüyor. 20.yy’ın başından beridir hayatımıza giren, tabiri caizse sokuşturulan ve hatta mecbur kılınan bu toksin’in her nedense (!) hükümetlere bağlı olan sağlık kurumlarınca yapılan deneylerde çıkan rakkamları bir türlü bu sonuçları tutmuyor. Bizim okul yıllarında öğrendiğimiz deneyin tanımı aynı şartlar altında aynı girdiler ve miktarlarda aynı çıktıya ulaşılması değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ki hayatın bu ilk adımlarını atan minicik bedenleri ilerki yıllarda koruyamayacağımızı bile bile hiçbir kimyasala maruz kalmamaları için beslerken kullandığımız herşeyi strelize ediyoruz. Verdiğimiz besinlerin organik olmasına özellikle bakıyoruz. Ve daha dakika bir gol bir, en ufak bir araştırmada karşımıza çıkanlardan ne yapacağımızı şaşırıp, büyük bir vicdan azabına, maddi ve manevi kayba gark ediliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamımızın büyük bir kısmını ele geçirmiş plastiklere gelince... Çeşit çeşit ve evimize aldığımız ürünlerde hele de içine yiyecek koyacak isek rakkamlarına bakmamız, kısacası plastikleri okuma yeteneği kazanmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ürünlerden 1,2 ve 4 numaralı olanlar, ayrıca yumuşak ve cam benzeri olmayan, mat plastikler güvenli. Kısaltılmışı PC olan polikarbon konumuzun esas kötü karakterli oyuncusu. Bebek ürünleri de dahil olmak üzere, her türlü oyuncak, yiyecek ve içecek alırken bu noktaya dikkat etmemiz gerekmekte. Ayrıca BPA’nin dönüşüm şeklinin içinde yeralan numarası 7 ve maalesef konserve yiyeceklerde de karşımıza çıkmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerimiz için BPA açısından derin bir oh çekmemizi sağlayan sonuçlardan biri toz şeklinde satılan formül mamanın bu kimyasalı içermemesi, kötü olan haber ise hazır şekilde tüketilen mamaların ciddi derecede BPA barındırması ( biberonlardan salınan BPA’nin iki katı )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BPA yalnızca yemek endüstrisi ile sınırlı değil, maalesef ki hayatımızın her alanında karşımıza çıkıp, büyük bir pazar deviyle karşı karşıya kalma durumu yaratıyor. Bütün bu yaşanan tekelliğe rağmen Kanada Hükümeti BPA’lı ürünleri yasakladı, 2009 yılında alınan kararla Conneticut eyaleti 2011 den itibaren aynı yasağı uygulayacak. Amerika’nın bazı eyaletleri aynı uygulamaya yöneldi. ( Massachusetts, Hawai, Maryland, California, Maine, Minnesota, New York, Pennsylvania )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada sorulacak ilk soru şu olmalı; eğer BPA denilen toksinin insan vücudundaki etkisi bu uluslararası örgütlerin söylediği derecede düşük ve etkisiz olsaydı bu hükümetlerin hemen tepki vermeleri, olayı ciddiye almaları nasıl açıklanabilir? Eğer hükümetler ülkelerinde yaşayan insanların sağlığını düşünmüyor, denetimlerini ve araştırmalarını bu doğrultuda gerçekleştirmiyor ise devletin anlamı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla Kanada’nın aldığı karar hiç de bazılarının düşündüğü gibi bir kap suda fırtınalar yaratmak falan değildir. Burada zararın yıllar boyunca ne dereceye geleceği, hiçbir seçim hakkı olmayan tamamıyla bizlere bağımlı olan küçücük bebeklerimize bile kakalanan bir kimyasalın ne kadarının yararlı ne kadarının zararlı olduğunun matematik hesapları değil zararlı olduğunun kanıtı ve karşı hareketin gerçekleştirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki, yine yapılan araştırmalar çok çok az BPA nın dahi insan vücuduna zarar verdiğini ve kullanılan günlük dozun verilen matematik hesapların üzerine çıkmayacağının hiçbir kanıtının olmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalığın çok az olduğu Arap Emirlikleri’nde bile olayı başından beridir son derece sağlam tutan Medela’ya ve Nuk’a teşekkür etmek lazım. Medela ne yazık ki biberon yapmıyor ama yine burada satılan Pigeon marka silikon uçlar BPA free süt saklama kaplarına monte edilebiliyor. Nuk’un her tür ürünü bulunabiliyor ( BPA free, cam ve polikarbon ) Ne yazık ki şu an Türkiye piyasasını bilmiyorum ancak Avent’in kendi web sitesinde BPA siz ürünlerin satışının henüz başlamadığını öğrenmiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu markaların hiçbirini bulamayanlar için cam ağır ve anne sütü saklama açısından ideal olmasa da tek alternatifi oluşturuyor. Yine verilen linklerde Amerika’da satılan ve bu konuda duyarlılık göstermiş bulunan isimleri bulmak mümkün. Yapılacak olan ise bariz; farkındalık yaratmak, okumak, araştırmak, hiçbir isme güvenmemek ve sağlığımız tehlike altına alınabiliyorsa o zaman o ismin ürettiği hiçbir mala dokunmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son olarak BPA’yi hayatımızdan çıkartma yolları ilk önce onu tanımaktan geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Polikarbon üründe yazan PC kısaltması ve 7 rakkamı. Ayrıca sert, parlak, şeffaf veya koyulaştırılmış plastikler BPA barındırıyor. Polikarbon’a alternatif ve kısaltılmışı PP olan ( Polipropilen ) plastiği tercih etmemiz gerekiyor. ( #5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eğer polikarbon ürünleri kullanmaya devam edecek isek yıkama esnasında bulaşık makinasını ya da bulaşık deterjanı gibi sert temizlik ürünlerini kullanmamamız lazım. Yerine ılık sabunlu su ve sünger ile temizlik yapılmalı. Özellikle sünger kullanmamızın sebebi ise bulaşık fırçalarının ürünün yüzeyinde çizikleri arttırması ve BPA akışının hızlanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Polikarbon kapların içinde herhangi bir sıvı ya da katı yiyecek içecek ısıtılmamalı, bu tepkimeyi ve BPA salınımını hızlandıran yegane etken. ( Polikarbon olan ve güneş altında bıraktığımız su şişelerini ve bidonlarını düşünün bir de ) Onun yerine ısıtma işlemi esnasında cam veya seramik kapları kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Konserve olarak hazır ve bir kullanımlık satılan formül sütte BPA salınım oranı iki kat daha fazla. ( Bu ürün burada yok )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yine aynı şekilde konserve olarak tüketime sunulan ve özellikle yağ oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son söz, tüketici olarak sürekli okuyun, kendinizi düşünmüyorsanız minicik bebeğiniz, ileride yaşam kalitesini sizlere borçlu olacak çocuklarınız için, bir şeyleri hepimiz için olumluya dönüştürmek adına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar: www.babystoxicbottle.org&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.ourstolenfuture.org/NewScience/oncompounds/bisphenola/bpauses.htm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.thegreenguide.com/health-safety/bisphenol-a-debate-suspect-chemical&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.consumer.philips.com/consumer/en/gb/consumer/cc/_categoryid_MCC_BOTTLE_FEEDING_CA_GB_CONSUMER/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.dairyreporter.com/Safety-Hygiene/Connecticut-bans-BPA-from-2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.healthobservatory.org/library.cfm?refid=77083&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.bisphenolafree.org&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-6375121306249136656?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/6375121306249136656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=6375121306249136656' title='31 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6375121306249136656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/6375121306249136656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/06/hala-m-ayn-konu.html' title='Hala Mı  Aynı Konu?!!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>31</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8101972646207778155</id><published>2009-06-17T22:48:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:27:52.414-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><title type='text'>Open Letter To Avent About BPA</title><content type='html'>Dear Sir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As a mother of a three month old baby, I must confess that I am very dissapointed with your cynical response to the dangers of BPA toxicity in your products.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I have been living in UAE for four years and before I had my baby I researched which brand is safest for my newborn’s health. Based on your reputation, I decided to purchase your products because they seem the most professional and trustworthy. Also, before buying your products I read the ‘Avent Naturally’ handbook. Afterwards, I bought a complete set of your equipment, including a dozen bottles. At that time I had no idea about the dangers of BPA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Having now studied the research findings about BPA, I am disgusted with your company and I have thrown all of my Avent equipment into the rubbish bin. I am appalled to think that I have put my baby’s health in jeopardy by trusting Avent products that can leach Bisphenol-A into the milk that I expressed for her. I do not want that risk for my baby and so I have invested in Medela products, which have no such attendant risk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There are three things which particularly annoy me about your behaviour. Firstly, I have exposed my baby to a significant level of a pernicious toxin by using your products. Secondly, I have wasted a lot of money by having to invest in two complete sets of feeding equipment for my baby. Thirdly, I am very upset by your cynical marketing strategy. Probably because the Canadian government has imposed a ban on all food containers that can leach BPA into an infant’s milk, you supply BPA-free products for the Noth American market, but you remain tight-lipped about the risks in your marketing for other regions of the world and you do not offer consumers even the choice of BPA-free products. Are you simply trying to dump a stockpile of potentially toxic products in markets that are not yet aware of the risks involved? Will you subsequently launch a range of BPA-free products in these markets pretending that your company cares about the health of babies using your products?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As far as I am concerned, your company has lost its credibility and your reputation is in tatters. I will not be buying your products again and I will go out of my way to ensure that none of my friends make the same mistake that I did in trusting products from Avent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yours&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8101972646207778155?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8101972646207778155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8101972646207778155' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8101972646207778155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8101972646207778155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/06/open-letter-to-avent-about-bpa.html' title='Open Letter To Avent About BPA'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7817293087704448411</id><published>2009-06-13T05:00:00.000-07:00</published><updated>2010-11-25T22:28:29.850-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BPA'/><title type='text'>BPA Kabusu ve Avent'in Polikarbon Biberonları İle İlgili Maceram</title><content type='html'>Şu yeni dünya düzeninde bebeğim olana kadar ki sekiz senelik bir ara pek de küçümsenecek bir süre değil, biberonlar, ağza alınıp çiğnenmeye müsait oyuncakların araştırılması, okunması, öğrenilmesi konusuna pek meyilli değildim. Haliyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kitabımda eğer bir marka bir sürü ödül almışsa, klinik olarak kanıtlandığını, herşeyin bebeğimiz ve bizim için olduğunu iddia ediyorsa, diğer bütün alternatiflerden kat kat pahalıya satılıyor, üretimi İngiltere'de gerçekleştiriliyorsa (İngiltere böyle konularda son derece dikkatli bir memleket ama bu konuda ciddi derecede çuvalladı) güvenirsin. Acaba dünya üzerinde kaç kişi bir ürünün internetteki bilimsel araştırma sonuçlarına göre hareket eder ki?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bence hükümetlerin durması gereken en önemli nokta budur. Etik olarak yalnızca kendi ülkesini değil dünya üzerinde yaşamını sürdüren her türlü varlığa saygılı olmak. Nerdeee?!!!! Kıçımın kenarı demek gerekiyor böyle bir politikaya ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, uzatmadan konumuza gireyim. Zoe doğmadan önce yine her şeyde olduğu gibi alacağım mal konusunda bayağı bir bakındım. Bu arada, piyasaların birbirinden farklı olduğunu belirtmek gerekli. Bir ülkede satılan ve tanınan bir marka başka bir ülkede hiç bilinmeyebiliyor ya da ilaçlarda falan aynı ürün farklı isimlerle pazarlanabiliyor. Türkiye'den uluslararası piyasalarda satılan ve güvenilecek hangi markaları biliriz mesela? Chicco, Mother Care, Avent, Nuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chloe zamanında biz Chicco'nun sıvı strelizesini kullanmıştık. Zoe'de Chicco'nun buhar strelize makinasını aldık. Sebebi de kimyasal hiçbir şeye güvenmemekti. O dönemlerde Chicco'nun kendi mağazası da yoktu Antalya'da, ancak bebek mağazalarından bazılarına böyle strelize için falan şu bu geliyordu. Bu isimler farklı farklı konularda uzmanlaşmışlar. Avent'in bu konuda gözle görülür bir pazarlama dehası var. Bir kere her türlü bebek mağazasında satılıyor bu bir, bir sürü ödülün sahibi, bu da iki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşamada bebek başlangıç setini aldım. Bir sürü mağaza dolaşıp, fiyat karşılaştırması, indirim takipleri, ürün seçmeden önce kataloğun elden geçirilmesi...Sonra manüel süt sağma makinasını, ardından büyük biberonlarından, küçük olanlardan bilmem kaçtane yedek...Bayağı bir yatırım yaptım Avent'e, e ne de olsa fevkalade bir ürün, süt sağma makinasını da çok severek kullanıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken geçen haftalarda biberon uçlarını iki numaraya çevirmek için gittiğimde raflarda B bilmemne Free diye bir şey okudum ama hani pazarlama hilesi vardır bir ürünü saniyenin binde biri kadar gösterip film arasında onu aldırtmak gibi...O Free etiketi beni bir işkillendirdi. Derken, ertesi günlerden birinde televizyonda " Ebruli" programına bakarken bebeğin açlığını hissetmesi hissetmemesi, falan filan Ebru Şallı bir şekilde konuyu biberonlara getirdi ama kimseleri kurcalamadan " O konuda da bir ara çok yazıldı çizildi..." diyerekten bir geçiştirme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haaaa, alırsın eline bilgisayarını İngilizce olarak girersin Google'a, sorarsın "Biberonlar ne kadar güvenli?" ( Türkçe'de girdim ama evlere şenlik, ne bilimsel bir çalışma ne bir sonuç, arama motorunda ilk gelen bloglar!!! )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Allah'ım sayın seyirciler! Gelen sonuçlardan inanın gözlerim döndü, bir hafta ben iş üstünde vaziyetteyken BPA işte o an karşıma çıktı. Elinin altında internet olan herkes BPA'nın ne olduğunu araştırabilir. Burada belki binlerce kez açıklaması yapılmış bilgileri copy paste yapmak istemiyorum. Kısaca, BPA 19.yy. sonlarında bulunmuş olup, plastiğin ( polikarbonat/polycarbonate)olan versiyonunda hammaddelerden biri. Olmazsa olmazı, hayatımızın boktan bir parçası haline getirilmiş ama işin en acıklı kısmı Avent'de bu işin içinde! Neden? Çünkü şimdiye kadar öyle ya da böyle hükümetler, sağlık örgütleri falan filan BPA'nın insan sağlığına zarar vermeyecek bir boyutta olduğunda dert yaratmayacağına kanaat getirmiş. Sonra birileri çıkmış bu işe burnunu sokmuş, ahanda yıllardır olagelenin tam tersi test sonuçları ortaya çıkmaya başlamış, bulgular kafa karıştırmış, bak sen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerine inanmak istemiyor insan, değil mi? İlk başta " Nasıl yani?!" dedim, "Yok bu olamaz." O kadar para dökmüşüm, iki buçuk aydır Avent'in süt pompası ile sütümü çekip, yine aynı şekilde biberonlarına koyup savunmasız ufacık bir bebeğe toksik madde yüklüyormuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdıklarıma inanmayan ve çüş diyenlere Avent'in kendi web sitesine gitmelerini öneriyorum. Aşağıda linkini verdim gerçi ama İngilizce olanı, anlayanlar okuyup bazı cevaplara gülsün diye. Sitede görünen odur ki Kuzey Amerika, Çin, Avustralya, Almanya, Yeni Zelanda.. gibi bilinç düzeyi yüksek müşteri kesimi olan ülkelere Avent yeni BPA sız ürününü sunmuş, hatta ve hatta Kuzey Amerika ve Kanada'da ürün Eylül 2008 den beridir varmış. ( Kanada hükümeti bu ürünün kullanıldığı her türlü insan sağlığını tehtid edebilecek malları yasaklamıştır ) ancak Türkiye, Arap Emirlikleri gibi bu konularda aklı bir karış havada hükümetlerin ve toplumların olduğu yerlerde maşallah satış devam!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe siteye baktığımızda yine İngilizce siteden farklı olarak askeri bir bildirge (!) görüyoruz. Hani EFSA ve FDA bunu dedi, kes sesini otur aşağıya, bizim BPA'dan haberimiz var, uyuz uyuz gelip de bu konuda başımızı şişirme kıvamında bir derleme. Soru cevaplar nedense yok!!!! Bu da bana göre bir standart eksikliği mesela. Neden? Herkes İngilizce anlamak zorunda mı?!!! Avent'in en üst düzey yetkilileri ülke farklılıklarını ve neyin kesilip nerede biçilme tekniği uygulandığını takipten mi aciz yoksa? Bu tip uygulamaların kendilerine kan kaybettirdiğinin farkında değiller mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.consumer.philips.com/consumer/en/gb/consumer/cc/_categoryid_MCC_BOTTLE_FEEDING_CA_GB_CONSUMER/"&gt;Avent'in İngilizce sitesine&lt;/a&gt; gittiğimizde soru cevaplarla karşılaşıyoruz. Bazı soruların cevapları çok komik, buhar strelize makinası BPA çıkışına sebep verir mi? Efendim buharlı strelize aleti BPA free imiş de o içine BPA lı biberonları koyup toksikleri çıkartınca önemli değil ki!!! Ayrıca bu kör göze parmak bir soru çünkü yapılan tüm araştırmalar ( tabi ki İngilizce sitede belirtildiği gibi direkt insan üzerinde yapılacak değil, fareler kullanılıyor ) bu hammaddenin sıcak ile temasa geçtiğinde aktığını ve en ufak bir kısmının bile insan sağlığı üzerinde büyük zararlara sebep olacağını gösteriyor. &lt;a href="http://www.chej.org/documents/BabysToxicBottleFinal.pdf"&gt;Buraya bakın&lt;/a&gt;. The Meterials we use diye BPA free biberonların fotosunu koyup, içerdeki soru cevapların içine serpiştirmişler polikarbonları...Sıkça sorulan sorular'a bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) ABD Gıda ve İlaç Kurumu (FDA)diyormuş ki " Vücuda alınan miktar çocuklar ve yetişkinler tarafından kolayca elimine edilir." Yok ya!!! Almak isteyip istemediğim, bebeğime vermek isteyip istemediğim sorulmadan ve bana seçme hakkı tanınmadan o ürünün toksik maddeli olanı dayatılıyor. Tabi ki ellerinde silahla gel benimkini al diyen yok ama benim gibi Avent'e yüzde yüz güvenip de son üç yılın bilimsel araştırma sonuçlarına bakmadan alanların sinirden saçları diken diken oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global Isınma olayını hatırlayın. Hükümetler nasıl da olayın karşısında durmuş, umursamaz tavırlar sergilemişlerdi. Hala bizimki gibi devlet yönetimlerinde "Ben kendi kabıma sıçarım sana ne?!" mantığı hakimdir. Ama öyle olmuyor işte! Bütün bu yapılan ahlaksızları bizlerin çocukları ödemek zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün ki hayatının ilk anında toksik'le karşılaşıyor bebecikler. Bizler ki buhar makinası aldık bebeğimiz hiçbir kimyasalla karşılaşmasın, aman anne sütü verelim diye kıçımızı yırtıyoruz dışardan kötü bir şey gelmesin. Al sana!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizm denilen parayla satın alınma mantığı budur. Bu mantıkta bebeklerin veya insan sağlığının, doğanın, denizlerin, hayvanların hiçbir hakkı hukuku yoktur. Hayattaki herşey ama herşey cebine para girecek kişi için çıkar aletidir. Bu da öyle bir şey işte. Büyütme canım ne olacak diyenlere de cevabım, buu kadar da önemli, evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu, BPA sız olarak üretim yapılabiliyorsa ve BPA denilen toksik ne kadar azıcık, ufacık, defecik içi dolu fıçıcık (!) şeklinde kullanılıyorsa kullanılsın, ister gökten zemberekle indirilsin " Alıyorsun ama bak bi şeycik olmayacak!" denilsin hala Avent gibi bir markanın hemen dünyanın her yerinde harekete geçip BPA Free ürünlerini sunmamasına aklım ermiyor bir türlü. Bizim memlekette alışkınız öyle hükümet adamlarının çıkıp kanserojen yapacak çayı lüpür lüpür içmesine de bunu efendim bu kadar yatırımım var, dünya birincisiyim diyen bir üreticinin yapması akıl karı değil. Aradan yıllar geçti şimdi Karadeniz'den insanların nasıl kansere yakalandığı konuşulur oldu ama o zamanlar tersi iddia ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem bu kadar önemli değildi de neden belli başlı firmaların hepsi Avent'de buna dahildir hemen alternatif üretime geçti? Neden o kadar önemsizdi ve bu kadar sağlık örgütü onay vermişti de Kanada hükümeti çözümü BPA lı ürünleri yasaklayarak buldu? Avent'in İngilizce sitesinde BPA azıcık olunca sağlığa yararlıdır ya da ürünlerimizde BPA yoktur demiyor, bu örgütlerin onayı vardır, bu kadarı insana bir şey yapmaz deniyor ama bu da benim gibi bir sürü insanı tatmin etmiyor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri oturup doğru konuşmak lazım, ben onların yerinde olsam kendi ismimi lekelememek adına onaylı da olsa şu da bu da polikarbonat olan ürünlerimi (ki dediğim gibi Türkiye ve burada satılanlar onlar) geri çeker, o zarara katlanır ama müşterimin çıkarını ve şimdiye kadar piyasada yaptığım yeri korurdum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yaptığım nedir onu da hemen anlatayım. Birincisi hemen gidip BPA Free hangi markayı bulacağımı araştırdım. Alternatif cam şişeler olsa da düzenli olarak strelize ettiğim süt sağma makinası bile içimi kaldırmaya başladı. Hemen söyleyeyim, Türkiye'yi bilmiyorum ama Arap Emirlikleri'nde Medela ve Nuk var yalnızca BPA Free. Cam şişelerden de Pigeon diye bir Japon markası. Cam şişenin ağız kısmı çok dar, hiç sevmediğim iş ve çok da ağır ancak Medela bir şekilde biberon üretmediği için onun ağzına uygun emzikleri var Pigeon, oradan kurtarıyor. Teknolojisi de gayet iyi, içine bir valf koymuşlar, bebeğin süt içerken hava yutmasını önlüyor, ayrıca süt içtikçe Avent'de olduğu gibi kabarcıklar çıkıyor anlıyorsun içiyor mu içmiyor mu? Bu gece beslenmelerinde benim çok önem verdiğim bir şey. Nuk antikolik ortodontik bir başlık yapmış olmasına rağmen birincisi bebeğin süt içme sırasında meme ucunu getirdiği şekil otomatik olarak verilmiş, ikincisi ses mes çıkmıyor ve anlaşılmıyor süt içiyor mu içmiyor mu? Nuk'un klasik meme ucu satılmıyor bulamadım ve sinir oldum. Arap Emirliklerinde yaşayanlar çok iyi bilir burada Baby Shop'a gidip bu farklı ürünleri bulabilirler. Mother Care yalnızca Avent satıyor bir de kendi markasını, ilginçtir ki herhalde buradaki piyasada domdom olduğu için Mother Care'ın bile BPA Free biberonları yok, sordum...Hatta satışı gerçekleştiren elemanların bunun anlamını bile bildiklerini düşünmüyorum. Ben söyleyince teşekkür ettiler bilgi için, soracaklarını söylediler ama hiççç sanmıyorum. Zira sen arkanı dönünce başka bir soruyla bin tane müşteri geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci büyük hareket Avent'e açık mektup yazmak oldu, dört gün içinde yanıt verileceği söylenildi, yanıt gelince ya da dört gün içinde gelmez ise buraya koyacağım. Türkç yazmaya bile gerek görmedim dayılanma mantığıyla karşılaşıp sinirlerimi daha fazla yıpratmak istemiyorum. Ama kendimi çok yorgun hissediyorum, yeni bir insana bakmak başlı başına iş, bir de benim diyen markaların ne kadar güvenilir olduğunu, bizlere nerede ne zaman trick yapacaklarını araştırmakla mı zaman harcanacak? Çüş diyorum başka bir şey demiyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, bir iki site daha buldum. Son derece faydalı bilgiler var. Bir tanesi &lt;a href="http://www.ourstolenfuture.org/NewScience/oncompounds/bisphenola/bpauses.htm"&gt;"Our Stolen Future"&lt;/a&gt; diğeri &lt;a href="http://www.ewg.org/"&gt;"Environmantel Working Group"&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.thegreenguide.com/"&gt;"The Green Guide-For Everyday Living" &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları okudukça çevremizin nasıl kanserojenlerle sarmalandığını anlıyor, en azından en büyük kuvvetimiz olan seçme hakkımızı kullanıyoruz. Bilinçli olmakla hem çocuklarımızı hem de kendimizi elimizden geldiğince korumak yapacağımız en önemli şey. En sonunda her birimiz birer Michael Jackson olursak ve nefes almaktan korkar hale gelirsek yemin ederim şaşırmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siteler İngilizce ama olsun, ben zaman olursa beğendiklerimi buraya aktarırım ama söz veremiyorum işte. Hayatımdaki hiçbir şeyin bacağımdan kolumdan çekiştirmesini sevmiyorum ve blog da bunlardan biri, yazmayınca kaşıntı tutuyor, kendimi ödevini yapmamış çocuk gibi hissediyorum. Diğer bütün bloggerlardan özür diliyorum ve son derece az girip birilerini okuyabiliyorum. Şu ara bencil bir şekilde yazıp çıkıyorum, affola.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7817293087704448411?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7817293087704448411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7817293087704448411' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7817293087704448411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7817293087704448411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/06/bpa-kabusu-ve-aventin-polikarbonat.html' title='BPA Kabusu ve Avent&apos;in Polikarbon Biberonları İle İlgili Maceram'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3966505984397633717</id><published>2009-05-30T07:49:00.000-07:00</published><updated>2010-11-26T07:32:47.663-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iki çocuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Ben Nerelerdeyim?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SiZJjssGvbI/AAAAAAAAA00/66Av0i78f7Q/s1600-h/zoe-gulen-yakin.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SiZJjssGvbI/AAAAAAAAA00/66Av0i78f7Q/s400/zoe-gulen-yakin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343038885562072498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında en son istediğim şey bu bloğun bir bebek günlüğü şekline dönüşmesiydi ancak hayatım şu an kirli bebek bezleri, banyosu, doktor kontrolleri, beslenmesi, kaka yapması, gaz çıkarması, yemesi, yememesi derken bu konuyla örtüldüğü için elimden başka bir şey gelmiyor, üzgünüm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pöf!!! Şimdi yerine koydum veleti, bugün Salı ve Chloe arkadaşına gidecek, eskiden olsa hemen ya N. ile buluşma sebebim olurdu ya da kendi kendime öylesine çıkıp dolaşma...Şimdi ise boş zamanlar mutfağın toplanması, yıkananların asılması ya da toplanması, benim fazladan sütüm birikmişse onu sağmam, yemek yoksa yapımı, uyuma debelenmesi, ütülerin kaldırılması, evdeki düzenin sağlanması, Chloe'nin ödevlerine yardım...şeklinde geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki aklımda her gün bir sürü plan, bloglara gireceğim, işte efendim kaçırdıklarımı sevdiklerimi okuyacağım, yeni bloglar keşfedebilirim, ben yazıp anlatacağım, yeni aldığım playstation oyununun tricklerini öğreneceğim, playstation'da hiç tahmin etmediğim ama indirmeyi başardığım "Home"a gidip oraları keşfedeceğim, insanlarla İngilizce yazışacağım, gelen maillerimi okuyup yanıt vereceğim, çektiğim fotoğrafları bilgisayara transfer edip gönderilebilmesi için gerekli küçültmeleri yapacağım...bla bla bla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sonra ne oluyor? Ya bebeciğin uyanık olduğu zamanlar uzuyor ya da O uyur uyumaz ben kafamı kaldıramaz halde isem uyumaya, yok o da değilse yapılması gerekenlere yönleniyorum. Peki, Zoe'nin daha fazla uyanık kalması ne demek? Daha yoğun ilginin ve beslenmenin O'na yönlendirilmesi demek. Bu ise aynı zamanda planlanan herşeyin rafa kalkması anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SiZI4azCXvI/AAAAAAAAA0s/xMjutCQ3V6M/s1600-h/zoe-chloe-yakin-profil.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SiZI4azCXvI/AAAAAAAAA0s/xMjutCQ3V6M/s400/zoe-chloe-yakin-profil.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343038142024933106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zoe'de kendi adıma gözlemlediğim yegane duygu daha bir anaç olmam. Ağlayıp zırlasa da acayip şirinime gidiyor mesela ( kolikteki O'nun ızdırap çektiği ağrılar hariç ) Küçük Budha, koala yavrusu, mincir mincuk, ponçik, bezelye, puaça, beyaz leblebi, sulu armut yanaklı...gibi isimler takıyorum kendisine. Benden meme emerken gözlerini yaratık görmüş gibi açıp kendine göre düşüncelere dalıyor ya da şaşırmış bir ifadeyle içmeyi sürdürüyor. Arkadaş, eş dostla çok ciddi bir konuşma esnasında sesli bir şekilde yelleniyor ya da geğiriyor, altını açtığımda havaya doğru işeyip, kakasını yaparken de orayı burayı mahvedebiliyor. Bunlar işin eğlenceli kısmı, ha bir de ağlarken miyir miyir kucağına geldiğinde boynuna burnunu sokup ya da oranı buranı emmeye çalışıp uykuya dalması inanılmaz mıncıklanası bir durum yaratıyor. Kafası da meme aranırken pin pon topu gibi ya da ağaçkakan, bir arkaya bir öne, bir de sert sert vuruyor oraya buraya banamısın demiyor. Burnumu bile emdi velet, önüne ne gelirse artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs uçlarım halen acısa da eskisi kadar beter hissetmiyorum kendimi. Herşeyi deniyorum, meme veriyorum, sütü sağıp biberondan içiriyorum, göğüs uçlarına kalkan yerleştirip emzirmeye çalışıyorum ( bu sabah da onu denedim, sevmedi ) Göğüsler çok dolu olduğunda gerginlik yaşandığı için ucunu almakta çok daha zorlandığını fark ettim. Heryer süt oluyor, kıyafetler, bebeğin yüzü gözü, onun giydikleri...Sütü ilk aşamada sağıp yarısından sonra vermekte fayda var gibi. Evin her noktasında peçete kutuları var.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecrübeli anne olmak bazı yerlerde işe yarıyor, bazı yerlerde hala sıfırdan başlanmışlık duygusu hakim olabiliyor. Neden denirse iki insanın birbirinden farkı olarak açıklayabilirim. Birincisinde hiç gaz sancısı yaşamadık mesela. Kendi kendine çok oyalanan bir çocuktu Chloe. Bunda Nisan ilk haftanın sonundan başlayıp kolik ilacı keşfedene kadar geçen bir haftayı bayağı bir zor atlattık. Şu son üç gündür de ilaç almadan ( eczaneden İngiliz malı yan etkisi sıfır aylarca kullanılabilecek rahatlıkta olan bir karışım ) gaz sancısını rafa kaldırdık. Şimdi o yükselerek insanı bayıltacak hale getiren ağlama durumları bitti. Hatta altı açıldığında kendi kendin havaya tekme savurma durumları yerleşmeye başladı ki bu beni ve babayı en fazla mutlu eden taraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonraki aşama, geceleri daha uzun süreli tok kalabilme çalışmaları. Tabi ki kaç saatte bir besleneceğine Zoe karar veriyor ben de itaat ediyorum ama artık saati beslenme zamanından 30 dakika önce kurup biberonu ağzına vermiyorum, kendisi uyanıyor. Uyanmazsa da o şekilde devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu Chloe'nin tuvalet eğitiminde de böyle yaptım, O'nunla konuştum, akşamları kuru kalkana kadar bezledim, her kuru kalkıp tuvalete yapınca alkış kıyamet, hiçbir travma olmadan kendiliğinden halloldu, Zoe'de de yapacağım teknik aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yerlerde bezsiz bebek tecrübesi anlatılmış, evet günün 24 saati o da kaka yaparken anlaşılabilir, bebek gözden ayrılmaz ise ( uykular da dahil :) )o zaman geldiğinde her yere yaptırtmak mümkün. Açarsın bir bez, bebeği de açık şekilde yatırırsın oldu bitti. Ancak burada dikkate alınması gereken en önemli konu kaka çiş kontrolünün sağlanması, o kasların gelişimi...O gelişim tamamlanmadıktan sonra ne yapılsa boş. Zamanı gelince kendiliğinden kontrol başlıyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvalet eğitiminden bahis açılmışken, bizimki hala kaka yapmayı unutuyor bir de...Geçen seferki rekoru beşinci günde, bu seferkinde de bir haftaya doğru gidiyoruz bakalım. Buradaki kriter kabızlık olması yani kakanın kıvamı. Katılaşma yaşanmazsa korku da yok deniyor. Bunu da yaşamamıştık mesela Chloe'de, yalnız O formül sütle besleniyordu fark orada. Ancak çok ileri derecede prematüre doğan Chloe'nin bunların hiçbirini yaşatmaması da ayrı bir konu. İlginç...İnsan doğasının ne kadar kuvvetli olduğunu göstermesi bir kenara hiçbir şeyin formüle edilemeyeceğinin bir kanıtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağı kata seyahat yatağını çoktan açtık. Kırmızı bavulumun içinde yedek kıyafetler, havlu, aşağı banyoda Zoe'nin yıkanma ıvır zıvırları, oradan oraya taşınan ve Chloe'den acayip memnun kaldığım ve benim şezlong dediğim ana kucağı ( burada öyle deniyor ) Düz ayak evle ya da yatak odası ve oturma odası aynı olan bir planla bu evin farkı da böyle. Sanki iki ayrı dünya gibi, yukarda yatak odaları, aşağısı ise yaşam mekanı. Bu anlamda zor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran ayında olduğumuza inanmak çok güç. Son bir haftadır sıcaklık 48 lere kadar dayandı. Zoe'ye aldığımız bir tek o şezlong demirbaş anlamında. Chloe'nin araba koltuğu da bebek arabası da kardeşine transfer, ayrıca normal ve seyahat yatağı, bebek çantası da...Bu yönlerden oldukça tasarruflu oldu bu bebek. Sigorta prematüre masraflarını dahi karşıladı ki, inanması gerçekten güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prematüre bebek davranışları ve zihinsel gelişimi doğması gereken tarih dikkate alınarak yapılıyor, bedensel karşılaşılacak olan sorunlar ise virüs ve bakteriler anlamında doğduğu tarih baz alınarak. Bu şartlar altında geçtiğimiz Pazar günü aşılarımızı olmaya gittik, ağızdan verilenle beraber bir dolu şey olup geldik. Huzursuz bir gün geçti ancak en pahalı olanları tercih edip yararını gördük, yan etki neredeyse hiç olmadı. Sigorta periyodik bakımları ve aşıları karşılamıyor. Bu da siorta mantığına son derece yatkın bir davranış, şikayetim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yıkanmaya girmem lazım mesela ama yine uykuya yeniklik söz konusu. Dün akşam Allah'tan ilk defa öğünler arasına dörderimsi saatler koydu ufaklık. Allah razı olsun. Ben de uyandırmadım. Dörder saatte koysa sekiz saatlik kesintisiz bir uyku için nelerimi vermezdim :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3966505984397633717?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3966505984397633717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3966505984397633717' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3966505984397633717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3966505984397633717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/05/ben-nerelerdeyim.html' title='Ben Nerelerdeyim?'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SiZJjssGvbI/AAAAAAAAA00/66Av0i78f7Q/s72-c/zoe-gulen-yakin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-479671536456002645</id><published>2009-05-13T00:42:00.000-07:00</published><updated>2010-11-26T07:35:26.444-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lohusalık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>Ben Pişmiş Tavuk, Tanıştırayım</title><content type='html'>Bloğum yazılmak için kıvranadursun sabah hala ilk işim bilgisayarımı açmak olmasına rağmen gelin görün ki -eğer o da şanslıysam ve uykusuzluktan kafaları üşütmemişsem- ancak bir iki dakika maillerime bakıp, geçiştiremediklerime yanıt yazarak, kös kös ya süt sağmaya ya bebek beslemeye ya da uyku uyumaya dönüşle geçiyor zaman. Hala dört duvar arasındayım. Arkadaşım çok haklıymış ilk birkaç ay dışarı çıkamamak konusunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yazıdan sonra araya giren döneme bir sürü olayı tıkıştırdım yine, şimdi burası kendime de ve ilerde kızlarıma da arşiv oluşturacağı için olan biteni aklımda kaldığıyla hemen yazayım. Oradan buradan kopuk gibi görünse de artık aklımda oynaşan tilkilere veriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum yaptığımda bebeğin renginin bizim aileye göre çok daha koyu olmasından bahsetmiştim. Hatta Zoe'yi ilk gördüğümde karıştığı bile aklımdan geçmişti, mesela engin hayal gücümle bir Arap Şeyhinin karısıyla aynı anda doğum yaptığımızı, ikimizin bebeğinin yine aynı dakikalarda birbirinin yanındaki kapılardan çıktığını ve bir şekilde karıştıklarını...Küvezde bebekler yatarken hepsine "Acaba hangisi daha çok bana veya babaya benziyor, bir yanlışlık olmalı." diye baktığımı çok iyi hatırlıyorum. Utanç verici belki ama bebeklerimle gerçekten de ilk karşılaşma nedense bende hep böyle bir etki yaratıyor. Yani, anında sahiplenme duygusu oluşturamıyorum. Birkaç gün geçtikten sonra inanılmaz bir koruma içgüdüsü gelişiyor, zaman geçip devran döndükçe ise büyük bir sevgi bağı oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, doğumdan bu yana geçen 46. gün ve Zoe'nin rengi pembe beyaz...Eve geldiğinde sarılığın ve yeni doğmuş olmanın verdiği değişik bir kırmızı sarı koyu tenlilik bedenini terk etti. Gözler hala lacivert olsa da sanırım daha bir koyulaştılar, büyük bir ihtimalle ablamızın rengi olacak. Katıksız kahve. Kilomuz dün itibarıyla 3.700 idi, bu her güne 50gr. ın denk düşmesi olduğuna göre bir buçuk hafta içinde dört kiloyu göreceğiz skalada demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün içinde iki kere uyanık kalıyor ponçik. Bu, ne yazık ki genelde benim kocanın beslemeyi devraldığı 23-2:00 aralığı olursa biraz zorlu oluyor, daha gece gündüz farkı pek kavranılamadı ufaklık tarafından ki biz geceyi anlatmak adına elimizden geleni yapıyoruz, ışıklar minimumda, ses seda yok ama yenidoğanlar böyle işte, istedikleri zaman uyanıp istediklerinde de uyuyorlar ki değiştirmek sağlıklı değil henüz bu düzeni ( düzen denirse tabi )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim benim başıma gelenin pişmiş tavuğun başına gelmez meselesine. Artık hastanenin acil servisinden birileri ile akraba çıkmak pahasına ben de oraya gittim, olay geçen hafta Cumartesi gerçekleşti. Bugünden sonraları, Cumartesileri bizim ailenin hastane günü olarak ilan ediyorum. Zira, Zoe'nin doğumu Cumartesi, Chloe'nin ateşinin kırkı geçme serüveni Cumartesi ve benim acile koşuşturmam yine geçen Cumartesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşim evde diye bana öğleden sonra yatabileceğimi söyledi. Yine tuhaf hissediyordum kendimi. Öksürük başlamıştı bir de yazmış mıydım, hatırlamıyorum. İçten içe bir ateş durumları, zaman zaman gelip giden mide bulantısımsı bir şeyler, bir gece önce ve gün içinde acayip acayip baş dönmesi, dışkılamada tuhaflık ve sabah bir şey gördüm!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım boyunca özellikle de dört sene üniversite kampüsünde sekiz kişi bir odada yaşayıp, bilmemnekadar insan aynı alaturka pislik içindeki tuvaletleri kullanırken aklıma gelen, bazı kızlarla da konuşup olayı iyice korku filmine çevirdiğimiz ki gerçekten filmlik derecede beter bir durum, bağırsak paraziti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen internete girdim, araştır Allah araştır. İğrenççççç! İnsanın herbir deliğinden çıkan (o delikleri yazmayayım şimdi, kolayca tahmin edilebilir), yok yıllarca içinde konaklayan, kanını iliğini kurutan bir sürü şekilde ve şemalde olan mide bulandırıcı yaratıklar silsilesi. O semptom var mı? Var! E, bu var mı? Maşallah aman eksik kalmasın tabi ki o da var! Hatta kendi kendime gördüğümün ne olduğunu bile buldum. Allah'ım!!!! Hissettiklerimi ve düşündüklerimi anlatmak imkansız. Zaten uykusuzluktan allak bullak olmuş, sezeryandan çıkmış, süt üretmek zorunda olan, lohusa kanamaları yeni biten bir şahsa bir de bu eksikti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, dedim ya uyudum. Belki iki saat ve bir kalktım ki aman aman aman benim eller olmuş iki ciğer!!!! Ama nasıl bir kaşınma, nasıl bir iğnelenme ve kızarıklık... Derken, bu iki elin kızarıklıkları parça parça kollarıma falan yayılmaya başladı. Bana ne oluyor diyip aşağı indim, bebeği besleyeceğim ama bu sefer de çocuğu tutamıyorum elimde o derece, hemen babaya teslim ve o deformasyona uğrama duygusu ve yine mide bulantısı ile ( bir de tabi psikolojik olarak durumura uğramışım o stres de midemi kaldırıyor ) eller yüzünden araba da kullanamayarak hastaneye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlayan bebeler, kanaması olanlar bir de benim gibi ölmeyen ama beter olanlar. Acilin de acili olduğu için girişimi yaptırıp bir saat bekledim ve doktora anlattım. Evet, bu parazit ise benden bir örnek istediler giderken ( bir ertesi gün sonuç verilecek ) spazmlar için iğne yapıldı, sevgili (!) parazitimin cinsiyeti bile anlatmalarımdan belirlendi (erkekmiş Allah'ın belası, milyon yumurta bırakan dişiye göre tercih edilir tabi ki de) ve ilaçlarımı da alıp evin yolunu tuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli bir tuvalete çıkma isteği ay deli olmamak işten değil, elimde eldiven örnek bırakma macerası...Sakınan göze çöp batar misali, " Dışarda yemek yiyor musunuz?" sorusuna verilen olumlu yanıt, aman bebeğe bir şekilde sütümle, öperek, ellerimden geçer mi, ne yaparız korkusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen parazit düşürücü çok kuvvetli ki bir hafta iki tanesinin bir arada olduğu bir çift alıyorsun, diğer hafta da kalan iki taneyi, o kadar. Bin kere dedim ki "Süt veriyorum, bebeğe geçer zarar verir mi?" "Hayır." "Sonucu nasıl alacağım?" "Ben sizi arayacağım Evin Kedisi" dedi acilin doktoru, "E siz unutursunuz, ben sizi arayayım?" "Hayır ben ararım" E, peki tamam. Aramayacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldim, internete...Zaten o dönem nasıl, hem gözüm kapanıyor ama bir yandan da kendimde neler oluyor bunu görmek zorundayım misali bir araştırma humması içindeyim. Stephen King'in hikayesini yazdığı bir film vardı hani, yaratıklar insanların içinde büyüyor ve tuvalete gidip abuk subuk sesler çıkartarak dış vücut yüzeyi parçalanıyor ve hepsinin içinden Alien çıkıyor. Kendimi aynen öyle hissediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü okulumuzun doktoru vardır Shereen, O'nu aradım hangi günler muayenehanesinde diye çünkü bir de bu olaylara paralel olan Zoe'nin kaka yapamama sorunu başladı ya da belki yapamama değil ama bir ayı geride bıraktığımız için huy değiştirme yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce her öğünden sonra dağlara taşlara yapan çocuk bir anda araya iki gün koydu, aman ne oluyor neden yok derken küt kendi yaptı, bu arada %90 benim sütümü alıyor bir de. Başka türlü olsa ne olacak acaba? Zaten bunu da benim durumumla öğrenmiş olduk ya neyse. Kendi durumumu, bebeği anlattım O'nu da sakin sakin görmek istediğimizi fikrini almak istediğim konular olduğunu söyledim. Pazartesi sabahına hem beni hem de Zoe'yi görmek üzere anlaştık. Saat 10:30.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi eve geldim, elimde ilaçlar... Spazm giderici, yaratık düşürücü ( ödüm bokuma karışıyor bu arada ilacı alıp da bir şeyler göreceğim diye ) Yahu düşünüyorum düşünüyorum bu nasıl oluyor? Aklıma gelen bir tek dışardan aldığımız salatalar. Pizza Hot'ın tavuklu yeşil salatası da onu hepimiz bayılarak yiyoruz da ben mi aldım bir tek? Olabilir, belki bir noktasındaydı orayı ben lüplettim. Allah kahretsin, %1 ile 4 arasında değişen neredeyse sıfır ihtimalli CMV de hamileyken ben almamış mıydım?! Geri zekalı ben!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacı saat gece sekiz gibi aldım. Sonra benim bey :) öyleyizdir biz ikimiz de, internette, ilacın kendi sitesinden bakmaya karar verdi bir de " Journal of Human Lactation" gibi konusunda kompetan bir siteye baktı. Tahmin ediniz ki ne gördü? Bana verilen ve bin kez soraraktan aldığım ilacın eğer süt veriyorsam üç gün boyunca bebeğe verilmemesi uyarısı, bir sürü ünlemle bir de, iyi mi?! Aynı ilacın İngiltere'de emziren kadınlar için satılan ismi farklı. Ama bu anneler için uygun değil. Yuh!!! İsmini niye vermek istemediği anlaşıldı, e ne de olsa sorumluluk değil mi? Ellerinde bir de ilaçlar için kitapçıkları var doktorların, lactation olan anneler için uygun olanı, diğerlerini bu kitaplardan takip ederek veriyorlar yoksa ezberden milyon ilacın yan etkisi nedir, nerelerde kullanılır, hangi ileç kendi ülkelerinde satılmaktadır, yenilikler nedir bilmek ya da akılda tutmak mümkün mü? İmkansız...Bu, benim yakada gelişenler aynı anda ve aynı mekanda bir de bebek olunca ve O'nun da kaka yapma sorunu bu bendeki problemin patlama noktasına denk gelince bizim makinalar cozuttu tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir prematüre annesi Chloe'nin doğumunda formül süt olarak Similac Neosure tavsiye etmişti ve çok memnun kaldık. Fakat bu bebekte yine eskiden de uyuz olduğum bir durum olan sütü karıştırdığımızda oluşan köpükler. Dışarısı güneş altında rahat 45 derece vardır ve gerçekten de çok sıcak. İklimlerden iklimlere herşey o kadar değişiyor ki buraya göre bu mama çok yoğun gelmeye başladı gözüme. Zoe istekli içmiyordu bir de. Her beslemeden sonra kenardan kıyıdan bir akıtma, çıkartma halleri...Bir de anlıyorsun işte anne olarak, ben üç gün ara verince bir anda olan değişim, yalnızca aç olduğu için mecburiyetten içtiğini hissetmek. Derken yine dışkılama sorunu, bu sefer araya konulan üç gün ve çok sıkıntıya girdi bebek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneyi arıyorum maalesef hastane doktoru anlayışı hakim, hiçbir doktor tatil veya yoğun günlerde cevap vermiyor. Zaten binlerce hasta arasında hatırlayıp dönmeleri mümkün değil ki. Yanıt alamıyorum kimselerden. Neyse ki " Bebeğinizin ilk yılında sizi neler bekler" kitabım başucumda, diğer yandan internet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, bir aydan sonra bebeğin dışkılama alışkanlıklarının değişmesi çok doğalmış bunu öğreniyorum bu, bir. İkincisi, burası gibi aşırı sıcak iklimlerde özellikle formül sütler çok yoğun kalıyor anne sütüne göre ve sistemi bloke ediyor. Sindirimi anne sütüne göre çok daha zorlaşıyor, aralarda su önerildi, 10 cc kadar. Belki en fazla dört kere falan. Bunu konuşabildiğim de hastane doktorlarımız değil Pazartesi gününe randevu almış olduğum Shereen. Baktık karı koca bebeğin hali harap çocukçağız ıkınıyor sıkınıyor yok, Chloe'den kalan gliserin fitil buldu koca ve azıcığını uyguladık. Evreka!!! O konuyu o şekilde hallettik. Tabi ki bu bebek gerçekten de sıkıntıya girene kadar uygulanacak ve O'nun kendi kaka yapma düzenini bozacak bir uygulama olmamalı. Bir de anne sütü alan bebeklerde süt tamamıyla kullanıldığı için bu yaşanabiliyormuş. Eh, o da olabilir...Ama üç gün bir anda %100 formüle geçiş can sıkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi sabahı iki buçuk...Üç beslenmesi için kalktım fakat o da ne?! Yine alerji başlıyor ve kollar, eller felaket durumda. Aşağıya aldığımız Fenistil şuruba atladım, bir anda ishal vurunca tuvalete gittim ve içerden Zoe'nin zırlaması ile neye bölüneceğimi şaşırmış bir şekilde kalakaldım WCde...Binbir küfür bir arada. İşin ilginci reaksiyon bir anda geliyor yerle göğü inletecek derecede ve bir on dakika içinde azalıp ikinci on dakikada yokoluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün başlayıp da Zoe'nin dokuz beslenmesinden sonra apar topar yine yola çıktık. Araba koltuğunu artık çok daha rahat bir şekilde hallediyorum Allah'tan. Binanın olduğu yerde çok yoğunluk olduğundan karşı tarafa park ettim. Saçım başım bir tarafta. Binaya gelip ön cephede bebek arabası için yol olmadığını gördüm, bir öküz yan taraftan gir dedi diğer nazik yaşlıca bey yardım etti. Asansör bebek arabasının üstüne kapandı ben kan ter şeklinde yine küfürlerle sekizinci kata çıktım, normal numaranın önünde yazan "801 e gidiniz" ile artık son damlalar şeklinde muayenehaneye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bu arada sabaha bir de hastaneyi arayıp acili fırçalama şansını da yakaladım. Doktor arayacak dediler aramaz diyince söz verdi hemşire ve gerçekten de dakika bir gol bir Shereen'in ofisinde arandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce doktorun sorusu " Herşey bir kenara siz ve bebek nasılsınız?" A ha! Kanser falan mı diyecek dedim ilk an. Ve beni yerimden oynatacak ve dans etmemi sağlayacak haber; " Bağırsaklarda bakteriyel enfeksiyon dışında parazit yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani halk arasında kanlı ishal derler, bir aydır bunun pençesindeymişim de haberim yokmuş. İshalden karnım ağrıyormuş ben onu ameliyat sonrası spazmlara veriyormuşum, yorgunluğumu, mide bulantımı uykusuzluğumdan kaynaklanan savunma mekanizmama, dışkıdaki mukusu yaratığa ( en son Cumartesi ve belki birkaç gün öncesine göre fark edilenler ) ateşlenmemi ve titreme krizlerini süt yapıp sağmamama falan filam...Yani kendimce bağırsak kurdumu (!) görene kadar ben ööölecene yaşayıp gidecektim belki de. Alerjik reaksiyon, öksürük ve hatta diş gıcırdatması ki bende çocukken ve genç kızken vardı, hep parazit belirtileri olarak verilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antibiyotik verildi. Şimdi gün ve gün iyiye gidiyorum. Elektrolitim, doğumdan sonra süt veren anneler için olan vitamin ve demir haplarım, öksürük şurubum yaşayıp gidiyoruz işte. Zoe için ise demir ve vitamin D damlası, folik asit hapları ( ezilerek sütüme karıştırılacak ) Kısacası dolabı açtığımda tıkış tıkış tıkılmış olan ve haminnemin ilaç dolabı görüntüsünü çağrıştıran bir durum var ortada. Olsun! Aman yeter ki o parazit hallerinden birisi gelmesin başımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar bokluğun altından da kalkabilirse bir beden herşeyin altından kalkar da yazının anafikri :)) Ben kaçtım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-479671536456002645?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/479671536456002645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=479671536456002645' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/479671536456002645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/479671536456002645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/05/ben-pismis-tavuk-tanstraym.html' title='Ben Pişmiş Tavuk, Tanıştırayım'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-3525289709346289093</id><published>2009-05-05T22:19:00.000-07:00</published><updated>2010-11-26T07:37:47.879-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lohusalık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iki çocuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annelik'/><title type='text'>I Ih!</title><content type='html'>Ben iyi değilim...Sanırım bu süt yapma işi bana yaramadı. Sütü sağdığım için dört beş saat ara koyuyor ve her sağışta iki seferlik süt çıkarıyordum, beden bunu mu kabul etmedi nedir anlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi akşamı Chloe hastalandı, yazmıştım, yarı baygın uyudu evladım, ateş 39 ları geçti ama artık yaş sekiz olduğu için aman havale falan korkusu olmadan ertesi günü ettik. Ne kadar zordur ki evde bir de hasta çocuğun olması ve O'nun sürekli kontrol ve ilgi beklemesi. Bebek istediği kadar uslu olsun, dışardan göze hep uyuyor ondan kolay ne var ki diye gözükse de sürekli bir iş. Ama pek tabi ki bir de bunların üstüne kolikli olsaydı ben ne yapardım orasını hiç bilemiyorum. Korkunç bir kaos yaşanırdı bundan eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar sabahı zar zor Chloe'yi banyo almaya ikna ettim. Daha önceki tecrüblerimden suyun ne sıcak ne de soğuk olmaması gerektiğini biliyordum, vücut ısısına yakın, ılık olmalı. " Midem bulanıyor." dedi banyonun içinde ama bir şey olmadı. Aynı gün bebeğin duyma testi var ve biz zaten yapılması gerekenden bir ay geciktirmişiz, hem kartı bekleyeceğiz hem de gittiğimiz günün kalabalığından gınalar geldiği için sonraya bırakmışız ama bir yandan yarın bir aylık doktor kontrolü var, dosyaya girmesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, banyo yapılıp, perasetamol de alınınca sanki ateşi kontrol altına almışım gibi geldi. Aşağıya yatak yaptım, herkes aynı katta göz önünde olsun diye. Bebeğin altı beslenmesi, bizim kahvaltımız, benim vitamin ve demir ilaçlarım, mutfağın toplanması, Chloe'nin sürekli kontrolü, Zoe'ye bir şey geçmesin diye her harekette gidilip el yıkanması, hadi dokuz beslenmesi derken saat randevuyu gösterdi. Evde araba koltuğunu hazırladım, büyük kızım böyle durumlarda evde kalabiliyor diye O'nun cebini halledip başucuna koydum, saat altıda alınan perasetamol, saat onikide tekrar ve o zamana kadar geleceğimizi söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanenin kapısında görevliler bekliyor ve eğer bebeğin ya da hastan varsa arabayı senin için kapalı park alanına park ediyorlar. Bu inanılmaz bir lüks tabi ki. Hayatta herşey ama herşey tecrübe meselesi ile oturduğu içindir ki araba koltuğunun bağlanması aşaması beni yine çileden çıkarttı, hadi o bir kenara arkada arabalar hastaneye girmeyi beklerken bu sefer de kilitlenen emniyet kemerinden koltuğu kurtarmak anamı ağlattı. Adamcağızlar ne kadar yardım etmeye çalışsalar da yapılacakları bilmek lazım, bu sefer içinde yatan bebek zarar görecek. Hallettim halletmesine ama dediğim gibi içim çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigortaların hiçbiri nedense bu duyma testini karşılamıyormuş. Bebek 37. haftadan önce doğdu ise bir şekilde verilen bir test, gerçi bizim ilk kız 27 haftalık doğmuştu ki O'na verildi mi hiç hatırlamıyorum. Hatta tam tersi çünkü aynı hastanede kaldığım zaman tanıştığım arkadaşlardan birinin yine ileri derecede prematüre kızının duyma sorunu olduğu konuşma zamanı gelip de çocuk bir türlü konuşmayınca anlaşılmıştı, hiç unutmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On dakika falan arabanın emniyet kemeri ile cebelleşip onu hallettikten sonra hastaneye girdik. Bu sefer de kulak burun boğaz bölümüne gidilecek, klasiktir yine yanlış kat verilmiş ve asansörler açılınca haydaaa kapalı otopark!!! Saat onbiri geçiyor ve yine zamanla yarışmak insanı deli ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç beklemedik gibi bir şey oldu. Hem sabah erken, hem Pazar günü burada hafta başı, hem de sonuçta kulak burun boğaz...Bir makina ile kulağa verilen dalgalardan oluşuyor test, iki dakikada da sonucu veriyor. İkisinden de geçtik :))) Doktor hanımın Zoe'ye dokunmadan ellerini steril etme işlemini de gözden kaçırmadım. Döndük, arabayı beklerken saat onikiyi biraz geçiyordu ki Chloe telefon açtı " Anne galiba benim ateşim yine çok çıktı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldim televizyon kapanmış, kızım ateşler içinde yanıyor, kırkı geçmiş vaziyette salonda yaptığım yatakta yarı uyanık, yarı uykulu... hemen yine parasetamol versem de baba gelince hemen onları acile yollamaya karar verdim. Ve beş gibi babasıyla acilden hastaneye girdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen oradaki hemşireler seferber olmuş. Hani bizde vardır ya " Ulan neden geldin, bir de başıma senin işin mi çıktı?!" gibisinden bir öküzlük ve baştan savma durumları...Burada asla ve asla öyle bir davranış tarzıyla karşılaşılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islak havlularla kızımı sarmışlar önce, sonra yüksek ateş için fitil atmışlar, hepsi çok ince ve ilgililermiş Chloe'nin söylediğine göre. Boğazlarında enfeksiyon başlangıcı görünce de antibiyotik vermişler. Eve geldiklerinde en azından gözleri açılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chloe hala okula gitmiyor, belki yarın...Dün hala bir miktar ateşi ve baş ağrısı devam ediyordu ama bugün hepsinden sıyrılmış gibi görünüyor ( Hayır şimdi baktım hala ateş 38.5 da sabit duruyor ). İki çocuk arasında mekik dokumak ise benim zaten bölük pörçük uykulardan darmadağan olmuş savunma mekanizmamı sıfırladı. Pazartesi akşamı tekrar ateşim çıktı, sanırım hernedense hamilelikten öncesinde ağzıma koymadığım ama bu dönemlerde içmeye can attığım buzlu coca cola yüzünden bir öksürük peydah oldu. İnanılmaz bir terleme, ateş ve üstüne alınan parasetamol ile iyice belirgin hale geldi. Mide bulantısı...Ağlama...Eşim bütün geceyi devraldı, beni yatağa yolladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün itibarıyla kanama durdu fakat hala spazmlar devam...Anlayamadığım, acaba rahmin içinde atılması gereken bir şey mi kaldı? Bu spazmlar benim sistemimi allak bullak ediyor. Dün akşama kadar ciddi derecede enfeksiyon riskinden korkarken bir anda her adet dönemi öncesi allak bullak olan bağırsaklarım geldi aklıma. İlk okulda adet sancılarım ilk başladığı zamanlarda o gelen kramplar yüzünden eve gelirken nasıl ağladığımı ve tuvaletten çıkamadığımı hatırladım. Hah! dedim kendi kendime demek ki bu bağırsak bozukluğu halleri benim bedenimin spazma karşı verdiği bir tepki. Süt de akşamları falan öyle altı saat bedende tutulmayacak anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt üretiminde temizlik şartlarına çok dikkat etmek gerekiyor. İnsan memelerinden bile süt verse aynı durum sözkonusu. Ve hiçbir şey kolay değil. İşin içine girmeden anlaşılmıyor. Bu doluluk hissi, göğüs uçlarındaki sürekli duyarlılık ve batma duygusu, gereğinden fazla terleme, gelen giden spazmlar, her yarım saatte bir tuvalete koşturmak...Bebek için anne sütü bu kadar faydalı olmasa asla katlanılacak dava değiller.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-3525289709346289093?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/3525289709346289093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=3525289709346289093' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3525289709346289093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/3525289709346289093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/05/i-ih.html' title='I Ih!'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-8467087716429892019</id><published>2009-05-02T07:32:00.000-07:00</published><updated>2009-05-02T09:08:27.477-07:00</updated><title type='text'>İlk Gülüş Ve Hasta Abla</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/Sfxv5pUh1FI/AAAAAAAAA0U/7KVZ5ATiSug/s1600-h/IMG_6681-lo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/Sfxv5pUh1FI/AAAAAAAAA0U/7KVZ5ATiSug/s400/IMG_6681-lo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331259095035008082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki senedir Chloe hastalanmıyordu. Yaklaşık bir haftadır geldili gittili bir fısırdama durumları oldu, benimkinde hastalanmadan önce yüzde ve kaşının üstünde fısır fısır küçücük sivilceler çıkar hemen anlarım ki vücutta bir virüs var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe günü yüzme galası vardı, şimdi inanılmaz bir mevsim değişikliği yaşanıyor ve hep aynı dönüşümlerde hepimiz farklı derecelerde şifayı kaparız. Dün mesela dışarsı hiç abartısız buharlaşmış balık ve deniz kokuyordu. Hava yine nemden ağırlaşmış tepemize tepemize yağmaktaydı. Hoşgeldin yaz!!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evdeki klimaları kendi zevkimize göre ayarlamak olası fakat okullarda ve gidilen yerlerde bir anda dışarsı ile içersi arasındaki fark 30 derecelere varıyor. Vücut, özellikle de bu kapalı mekanları bilmiyorsanız ne yapacağını şaşırıp, üşüme nöbetlerine bile girebiliyor. Burada kapalı mekanlar için muhakkak bir hırka, sweat shirt falan alınmalı. Bu da bir kaç kez şifayı kaptıktan sonra alışkanlık haline geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir sorun bir sürü mikrobun taşındığı ve ne olursa olsun kaçılamayan kum ve toz fırtınaları...Klimalar çalışsa dahi dışardan içeriye bir sirkülasyon var, kaçınılmaz...Ve ne kadar sağlıksız. Her zaman onu söylüyorum, evet belki soğuk havada insan üşütür, dışarıya çıkmak zor gelir falan filan ama güzel giyinince o tür bir havada en azından yürüyüş yapılabilir. Buralarda yaz geldi mi bu imkansızlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşama doğru Chloe'nin ateşi bir anda 39 oldu. Şimdi babası başına soğuk kompres yapmakla meşgul. Yoğurt çorbası yaptım, ben de iki gündür falan öksürüp duruyorum. Ödüm patlıyor miniğe bu yüksek ateş geçecek diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün bir diğer büyük olayı ise Zoe'nin bana bakıp bakıp ilk büyük gülücüğünü göstermesi oldu. İnanılmazdı bana göre. Ve kesinlikle verilen bir tepkiydi, öyle gaz maz ya da ne bileyim kas seyirtmesi falan değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşama doğru birkaç ihtiyacı almaya çıktım. Ama kendimi hiç iyi hissetmedim. Sanki sol tarafın dikişi ya da sol yumurtalık...Bilmiyorum. Ve hala gereğinden fazla bağırsak hareketleri... Bir saat içinde eve döndüm. Ara sıra, özellikle süt sağma zamanlarında gelen bir sıkıntı var bir de. Bugün iki seferlik süt sağıp ardından üç saatlik bir uykuya gitme lüksüm oldu. Şu kocam bir an evvel yaz tatiline girse de ben dinlenebilsem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım Zoe benim sütümle bu meretten korunur. Amin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-8467087716429892019?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/8467087716429892019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=8467087716429892019' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8467087716429892019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/8467087716429892019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/05/ilk-gulus-ve-hasta-abla.html' title='İlk Gülüş Ve Hasta Abla'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/Sfxv5pUh1FI/AAAAAAAAA0U/7KVZ5ATiSug/s72-c/IMG_6681-lo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7335518994418975798</id><published>2009-05-01T01:48:00.000-07:00</published><updated>2009-05-01T02:38:52.651-07:00</updated><title type='text'>May Day</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SfrAJ9Bp5uI/AAAAAAAAA0E/7FAIb3vgdDc/s1600-h/6692-lo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 128px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SfrAJ9Bp5uI/AAAAAAAAA0E/7FAIb3vgdDc/s200/6692-lo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330784386179262178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün ultrasona göre doğurmam gereken tarihti. Adet hesaplamasına göre ilginç bir şekilde 10 Mayıs ( Chloe'nin doğumgününden bir gün önce ) sonrasında gelişimine bakarak verilen 1 Mayıs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37. haftada doğan bebeklere prematüre denilmiyor, bir de düşük doğum ağırlıklı bebekler var tabi ki. Ben 35 artı 2 ile 36. haftanın içinde doğum yaptım ama bu hesaplamalar görüldüğü gibi tam sabit ve kesin doğrulukta olamayabiliyor. Bir bakıyorsun ultrasonda doktor 1 Mayıs tarihini görse bile adet dönemini hesaba koyabiliyor ya da yine ultrason kilo olarak gösterdiği rakkamda artı eksi 400 gr oynama payı bırakabiliyor ki bu doğumda ciddi derecede önemli farklar yaratabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melissa doğduğundan beridir çok iyi bakıldı. Hiç alçak gönüllülük falan yapamayacağım bu konuda. İlk geldiğinde benim sütümle günde 50 gr gibi astronomik kilo alışları yaşadı, ikinci dilimde 40gr. Şimdi ise yani doğması gereken tarihte kilosu 3.300 gr'a yani normal bir bebeğe ulaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün özellikle geldiğinden beridir yaşadığı hafif sarılık ve yeni doğan kırmızılığı minimuma indi sanki. Rengi gittikçe açılıyor. Saçlarımız bayağı koyu, içinde kızıllık zar zor seçiliyor fakat kaşlar kirpikler açık renk olduğu için saçın da zamanla açılacağı tahmin dahilinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, annem internete geldi gönlümüzce konuşmak için, birkaç fotoğraf yolladım, gözlerine inanamadı. Herhalde, birincisi herkes benden uzak olduğu için bir türlü beyinler ikinci bir bebek resmini oturtamıyor ve hala benim yalnız birinci kızımla olan hayatımı sürdürüyorum sanıyor, ikincisi de birinisinde olan prematürelik bunda görülmediği ve Chloe'ye göre çok daha tombul, ele gelir bir bebek olduğundan inanamamazlık yaşanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme vermeye gelince...Benim bir huyum vardır, herhalde aslan burcu olmamdan kaynaklanıyor, bir iş yaparken kesinlikle sorulmadan edilmeden verilen yönden, bu işi böyle yap, şöyle yap denilmesinden haz etmem. Bir şey alırken ( araba olsun, eşya olsun ) ona buna danışmadan kendi araştırmamı ve kendi ihtiyaçlarımı, para durumumu ön planda tutarak alışveriş yaparım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşimin annesi ve kız kardeşi meme vermenin rahatlığından, iki kişinin de ( aslında her nedense bende bu hep tek kişinin çıkarını çağrıştırıyor o da kardeşleri ya da oğulları, neyse...) strelize etmeden, sütü ısıtmadan yatakta bile yapılabileceğinden dem vuruyorlar. İşin ilginç tarafı bir türlü bu bilgiler ya da fikirler, tecrübeler herneyse benimle direkt yazılan bir maille ya da açılan bir telefonla paylaşılmıyor da aradaki link benim koca :) O da o zaman tabi ki kendince benim iyiliğim ve o iş çok daha kolaymış mantığıyla başlıyor bana akıl vermeye. " En azından denesen..." Yahu, kaç kere denedik, olmuyor işte Allah Allahhhhhh! Kolaysa o acıyla, beyninde şimşekler çakarken sen ver seninkini! Hayır, oldu olacak bir de yara derdi yüzünden şimdi sağabildiğim sütten de olacağım. Belki yaşayan vardır o acı gerçekten de insanı pes ettirtecek türden. Ayrıca daha önce de yazdım, bebek yakalayamıyor meme ucunu. Sanki herkesin memesinin ucu füze gibi, bizler tornadan çıktık ve var da vermiyoruz. Ve bir arkadaşım ki normal doğum yaptı kızcağız onu becerdi memesinden süt veremedi, yani düşünülecek olursa acaba hangisinin acısı O'na daha dayanılmaz geldi? Tuhaf değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki her iki yolun da hayattaki herşeyde olduğu gibi artıları ve eksileri var. Birinci eksiklik meme vermede babanın hiç bir paylaşımının olmaması, uykusuz kalınacaksa annenin, beslenecekse yine %100 annenin sorumluluğu. İki kereye yetecek ki, bu altı saatlik bir nefes alma zamanı demektir, sütle kocanızı bırakıp dışarı çıkma lüksünüz bile sıfır meme vermede. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu istemiyorum, benim eşim de bu işe dahil olmalı. Ayrıca sütü sağıp yine bebekle gezmek de imkansız çünkü ulu orta heryerde meme çıkarılmaz. Ayrıca, bana kalsa sütümü sağarken bile çevremde insan istemiyorum mesela, o benim özelim ve sakin bir ortamda kendi başıma kalmalıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazısı süt sağma makinası ile sütünün gelmediğini söylüyor, doğrudur, bazısı meme uçlarından hiç şikayetçi olmamış, iki sene emziren var yahu! Benimkinin kız kardeşi ise belli ki bir süre acısını çekmiş derken düzelmiş kremle falan. Yok! Benim bir ay geride kaldı, hala inanılmaz acıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, meme alma daha bir tembel teneke işi geliyor bana. Bebek, memeye geliyor belki 10 ya da 20 cc içip annenin sıcaklığından uykuya dalıyor, haydaaaa, ardından tekrar memeden ayır, altını aç, havalandır bu arada çişe, kakaya bulanma riskini göze al, kapat, tekrar memeye tut derken hem alınması gerekenden az alındığı için belki bir saat sonra yeniden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer boool boool zamanın varsa, evinde herşeyi yapacak birileri bulunuyorsa ne ala, yay kıçını tv karşısında, yatağın içinde önüne kahvaltın hazırlanırken sen meme ver. Bana uymaz. Lüküs hayat kritelerine uyuyor benim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biberonla, acıkmışsa her türlü pozisyonda ki eğer uykuluysa alt açma yerinde zaten uyanıp kapmaya çalışıyor, hemen alıyor sütü, en fazla iki harekette ve   yarım saat maksimumla iş bitiyor. Ve zaten aralar üç saatse bile nefes almaya vakit yokken, sürekli memede dolaşan bir bebek bana çok cazip gelmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu şartalara uyana saygı göstermek, herkesin farklılığını kabul etmek bence en büyük erdem olmalı şu dünyada ama insanlar bir tutturmuşlar robot psikolojisi, bu iyidir, hayır şu daha iyidir i duymaktan benim kendi adıma gınalar geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ya doğurana kadar doğurma şekilleri, ardından da meme verme teknikleri... "Bebeğin Birinci Yılında Sizi Neler Bekler" denilen kitapta hayatta hiç görmediğim bir şekilde yansızlık hakim. İnsan orada yazılanları okuyunca gerçekten de içi rahat ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, daha önce de yazdım benim için bebeğin anne sütü alması önemli, tensel temas gaz çıkartırken, göğsünüze yatırdığınızda da yaşanan bir şey. Sevilip okşanırken de...Belki bir başkası için anne sütü de o kadar önemli değil, bilmiyorum ama yaşam tarzı açısından ve doğrularım yönünden kesinlikle tartışmaktan hoşlanmıyor o yüzden insanlardan elden geldiğince uzak kalmaya özen gösteriyorum. Bu, annemde bile yaşanan bir şey, yanlış anlaşılmasın ama en azından ona küt diye cevabı yapıştırma hakkım var ama yok kayınvalide, yok görümce işin içine girince ( baskıcı bir şekilde değil ama sorulmadan fikir vermek anlamında ) öyle olmuyor maalesef. Bu gibi durumlar benim canımı acayip sıkıyor. Başına buyrukluk mudur ne denirse denir benim yapım böyle. Elimden bir şey gelmiyor. Bu yüzden aile ziyaretleri bile bazen sıkıntıya dönüşebiliyor, hayatımın şeklini, doğrularımı ve özgürlüğümü bir an bile yitirmek istemiyorum. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir de domuz gribi çıktı ortaya, hayatta en korktuğum şey. Evime ne uluslararası seyahat eden birilerinin gelmesini, ne de benim çocuklarımla seyahat ediş ihtimalimi görebiliyorum artık. En son 24 aylık bir bebek ölmüş işte! BBC de de yeni evli bir çiftin Meksika Havalimanında virüsü kaptıkları ile ilgili bir hikaye...Her tv yi açtığmızda ağzı burnu kapalı analar babalar bebeler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar olmasa insan bana ne olursa olsun felsefesinde ama varoluş sebebini değiştiriyor evlat sahibi olmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7335518994418975798?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7335518994418975798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7335518994418975798' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7335518994418975798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7335518994418975798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/05/may-day.html' title='May Day'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OT0Vb02fwb4/SfrAJ9Bp5uI/AAAAAAAAA0E/7FAIb3vgdDc/s72-c/6692-lo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7835447669076602776</id><published>2009-04-28T05:03:00.000-07:00</published><updated>2009-04-28T05:54:11.738-07:00</updated><title type='text'>Tam Bir Ay</title><content type='html'>Evet, inanılacak gibi değil ama doğum yapalı bugün akşam dokuz itibarıyla tam bir ay geride kalıyor. Günlerim, boş bulduğum anları uykuyla değerlendirip, diğer zamanlarda süt sağmak, Chloe ile ilgilenmekle ( ödevleri, yemeği, yıkanması...) , evi, yemeği hale yola koymakla geçiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin hala ilk işim gelen maillerime bakmak için iki hot mail adresime, ardından bloğa gelen yorum var mı diye buraya bakmaktan ibaret. Böyle, aralarda eğer gün içinde uyuma lüksüne sahip olmuşsam o zaman ancak gelip yazı girip, tekrar normal koşuşturmacaya dönmek zorundayım. Geceleri bir saate yayılan gaz çıkartma, beslenme, alt değiştirme ritüeli ile beraber üç saatte bir beslenme var gibi gözükse de bir buçuk saatle sınırlı iki seanslık bir uyku olabiliyor. Gecenin bir vaktinde süt sağmak istenmiyorsa ki asla istenmiyor garanti verebilirim gece onikide son iki ( üç ve altı ) beslenmesinin sütünün sağılması ve hazır edilmesi gerekiyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak, Elif Şafak'ın da dediği gibi başka bir çocuk. İlgi ve zaman yiyen bir iş. Benim gibi kafasında kırk tilki dolaşan ve yazmadan beyin boşaltamayan, kendini ve yaşamını organize edemeyen biri için ise zor ekarte edilen bir faaliyet. Ne yapıp ne ettiğimi, neler olduğunu görmek adına yapmam gereken, en azından öyle hissettiğim için kendimi zar zor uzak tutmaya çalıştığım bir şey. Böyle bir günlük koşuşturmaca içinde insanın iyice dişlerini uzatabiliyor, zamanı çekiyor, elinden almaya çalışıyor. Bilgisayarla aramda oluşan bir " Hayır gelmicem!!!" çekişmesine sebep oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şimdi gözlerimden hala uyku akıyor ama şu çocukluktan beridir gelen sorumluluk duygum var ya o beni öldürecek. Blog için bir sürü çektiğim fotoğraf küçülmek için bekliyor. Bugün, kartuş bitip de üç gün falan kadar beklemek zorunda kaldığım anne ve babama ( ayrı evlere gönderildiği için ikişerden ) bastırdığım fotoğrafları ayarladım. O iş bitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her en fazla beş altı saatte bir boşaltılması gereken süt vücudu rahatsız ediyor. En azından meme vermediğim ( anne kız hem acısından, hem şekil şemalet bakımından beceremedik ) için her üç saatte bir olay gerçekleşmiyor hem de babamız elinden geldiği kadar olayı paylaşmaya çalışıyor. Göğüs uçlarım hiç düzelmeyecek benim. Hep acıyorlar, süt geldiğinde de sanki birisi onları kıvırıyor, sıkıyor :( Oldukça sevimsiz bir tecrübe. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zoe, hızla büyüyor ama ben de çok disiplinli gidiyorum. Her iki günde bir mutfak masasına koyduklarımla banyosunu yaptırıyor, ardından güzel bir şekilde masaj yapıyorum. Masaj bebeğin kilo alması ve hızla büyümesi için en güzel araçlardan biri. Tabi, zevkten sefadan yapılan kakalar ve göğe doğru fışkıran çişleri saymaz isek :) Onlara da gerektiği gibi önlem alınması gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğinde aldığı 40cc. şimdi en az 80 ve bugün itibarıyla 120 ( bu çok nadir )  arasında gidip gelmeye başladı. Sağdığım sütü biberonlara koyup ne kadar aldığını takip ettiğim ve yazdığım için göreceli olarak O'nun da davranışlarına bağlı tabi arttırma yapıyorum. Mesela 80 minimum aldı, ardından yarım saat sonra gazı çıktı ve aranmaya, rıgıl rıgıl kıvranmaya başladığında diğer 20 liği hazırlayıp veriyorum. Böylelikle ne sütüm ziyan oluyor, ne de bebek kusuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuğumda da kolik anlamında çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bunu hiç yaşamadım ama bir yandan da bebeklerin gazları tam çıkartılmadan, lahana gibi bir kenarda bırakıldığına da tanık olmadım değil. Bebek denilip geçilmemeli, ayık kaldığı sürece konuşmak, göz teması kurmak, evin farklı mekanlarını dolaşmak, imkan varsa ayrı yerlerde altını açmak, beslenmesi yapıldıktan sonra hemen alelacele geri yatağına koymamak gibi kuralları harfi harfine yapıyorum. Ve bu bence Zoe'nin rahatlaması açısından hayati bir konu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek bakımında işte bu yüzdendir ki yine çalışma hayatına değineceğim. Kesinlikle annenin koşturarak stresli işine gitmesi, laf işitme korkusuyla, o da bir oda ya da buzdolabı varsa, sütünü sağmak için bir odaya kendini atması gibi durumların karşısındayım. Tabi, bu gibi durumlar müşteri ile birebir görüşme isteyen işler için imkansız. Ya da sürekli bir telefon trafiği yaşanan işler için...Bunu böyle yapmak isteyen kadınlara da kendi sütlerini vermemek alternatifini, bunu çocuğun seçmediğini ve en iyi beslenmenin anne sütü olduğunu hatırlatmak isterim. Mesela kendi sütümle formül sütü karşılaştırdığımda gerek akıcılık, gerek boşaltım anlamında büyük farklar olduğunu söyleyebilirim. Anne sütü bebeğin birebir ihtiyaçları doğrultusunda üretildiği için formül sütten daha fazla proteine sahip olabiliyor ve bu da bebeğin düşük doğum ağırlığına sahipse akranlarını yakalamasına çok yardımcı oluyor. Prematüre bir bebeğin annesinin ürettiği süt ile sağlıklı bir bebeğin annesinin ürettiği süt bile içerik açısından birbirinden farklı olmakla beraber, gün be gün değişim bile yaşanabiliyor. Mucizevi bir şey anne sütü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki anne sağlıklı olduğu hallerde. Bazı durumlar var ki kadın ne kadar isterse istesin bunu yapması imkanlı değil, o zaman yapacak bir şey yok. Benim karşısında olduğum yapabildiği halde vermemeyi seçen kadınlar için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N. 26'sı Pazar günü doğumunu spinal anestezi ile yaptı. Normal doğum istemişti ama 12 saatlik sunni sancı verilmesine rağmen açılma yaşanmayınca sezeryana alındı. Ne benim gibi uyanırken görmeme, yok uyanamama, yanma, acıma hissetti ki zaten tam uyuma söz konusu olmadı, ne de kalkarken beyninde şimşekler çaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaokulda aynı sırada oturduğum ve yıllar sonra Facebook'dan ulaştığım bir arkadaşım yeni evlendi ve bana dün " Bak, böyle şeyler yazıp da beni tırstırma hamilelikle ilgili zaten yeteri kadar korkuyorum, doğurmam sonra da yükü sana atarım ha!" demiş. Al sana İnci'cim, bu da güzel bir tecrübe! N. adına o kadar mutlu oldum ki anlatamam. O'nunla olan bu paralelliklere inanamıyorum, diyorum ya buraya tam zamanında gönderilen bir melek gibi girdi hayatıma ve şimdi de bol bol bebeklerden konuştuğum bir dostum oldu. Aramızda öyle gariplikler yaşandı ki, ultrasonun ikimizde de 1 Mayıs'ı göstermesi, kızlarımıza birbirimizden habersiz bir ara Selin ismini vermemiz gibi...Bizim kızın ismi Selin olmadı bu arada, farklı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki özel hastanelerde dahi ilginç bir şekilde spinal ağırlıklı, epidural uygulanmıyor. Spinalde olabilecek baş ağrısı yan etkisine karşı N.'ı bir gün boyunca yastıksız ve dümdüz yatırmışlar mesela. Öyle benim gibi kendi kendine debelenip, yatağı bir indirip bir kaldırarak oturmasına, ardından kalkmasına izin verilmemiş. Her gün telefonda konuşuyor ve bugün itibarıyla tuvalete bile çıkmış ve ağrısını azar azar hissediyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu başıma gelen plansız doğum durumları ki yine burada geçenlerde olan bir olaya göre çok ama çok şanslıyım, hep erken doğumdan kaynaklanıyor. Şu bebek olayını kırk hafta bir tutmayı becerebilseydim ben de spinal veya epiduralle doğum yapacaktım, herneyse...Artık yaşanan oldu, biten bitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde kocam okumuş gazeteden, Dubai'de sürekli kontrolünü yaptırdığı hastaneye giden 35 haftalık hamile kadına "Yer yok, biz burada bu çocuğu doğurtamayız!" denildiği için arabanın içinde doğum yapıp bebeğinin kaç kez oksijensiz kalmasına ve morarmasına tanık olmuş. Ben hastaneye gittiğimde doktorum tam çıkmak üzere olmasına rağmen hemen hastane ekibini hazırladı ve " Bu bebek çok değerli." diyip diyip herkesi hazırola geçirtti. İlkinde atıldığım bir köşeden bir şeyleri anlatmaya çalışmaktan çok farklıydı bu tecrübe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanamam artık neredeyse bitti bitiyor. Bağırsak hareketleri hala eskisinden çok daha yoğun sıklıkta ve bunun sebebini çözebilmiş değilim. Demir ve vitamin ekstralarıma devam ediyorum, çok yakında doğum kontrolü ve rahmin ne halde olduğu ile ilgili olarak tekrar doktoruma görüneceğim. Dikiş yerlerimle ilgili hiçbir çekilme, darlık hissi, acıma vesaire yok. Eğilme doğrulma eskisi gibi. Sanki hiç dikiş atılmamış gibi. Ancak hala tabi ki eski kıyafetlerime girmem söz konusu bile değil. Hamilelik hormonlarının bir senede vücudu terk ettiğini okuduğumdan beridir öyle stresli bir acelem de yok. En azından doğumdan beridir on kilo gitti bile! Süt üretimi tamamlanınca göğüsler de hem eski haline dönüşecek hem de ben rahat edeceğim. Şimdi koca iki büyük testi taşıyorum :(   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yine aynı döngü...Ne zaman fotoğrafları küçültüp koyacağım ya da sevdiğim blogları okumaya dönebileceğim bilmiyorum :( &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, bir dönem ve bitecek, önemli olan tek parça sağlam bir bebeğe sahip olmak biliyor, asla dır dır yapmıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-7835447669076602776?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/7835447669076602776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=7835447669076602776' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7835447669076602776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/7835447669076602776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/04/tam-bir-ay.html' title='Tam Bir Ay'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-2828864613879942702</id><published>2009-04-27T00:16:00.000-07:00</published><updated>2009-04-27T02:12:11.518-07:00</updated><title type='text'>Sözlerin Kifayetsiz Kaldığı An...</title><content type='html'>Sabah Mr. Anvar aradı, hani temizlik şirketi olan, her hafta Çarşamba günleri ekibini bana yollayan...Doğum yaptığımda " Kardeşiniz gibi çekinmeden arayın, her türlü yardıma hazırım." diyen...Geçen hafta aramamış ve gelmemişlerdi. Ben üstüste aradığımda da telefonu çalmıyordu bile. Tamam dedim kendi kendime ekonomik kriz O'nu da vurdu. Ama öyle değilmiş. Sabah bir de telefon edemediği ve gelemediği için özür dileyerek, acilen Hindistan'a gitmek zorunda kaldığını, bebeklerinin doğum sırasında öldüğünü söyledi. Ben kalakaldım...Burada karısını, çocuğunu getiremeden çalışmak ve evine para yollamak üzere gelen çok insandan biri Anvar demek ki. Ve şu halinde bile işinin başına dönmek zorunda. Bakmayın dünya üzerinde acılı hayatların hep kadınlar üzerinden prim yapmasına. Buralara gelip de 30 erkeğin klimasız odalarda, senelerce yaptıkları karın tokluğuna kontratlarla çalışıp da ne kadınlarını ne de çocuklarını göremedikleri ya da dünyanın her yerinde yerin kaç kat altına inip de kömür çıkartan, grizu patlamalarıyla yaşamını yitiren nice erkek de var bu dünyada...Ve o insanlar aile geçindirmek için böyle hayatların içinde yaşam savaşı vermek zorundalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani, film sahnelerinde olur ya dünyanın bir yerinde doğum yaşanıyordur, insanlar sevinçli, gülüşler, kahkahalar, hediyeler...Ve aynı anda bambaşka bir yerde savaş vardır, bir çocuk kurşunlara hedef oluyordur, başka biri işkenceye ya da cinsel tacize maruz kalıyordur, ne bileyim belki aynı dakikalarda başka biri intihar ipini çekiyordur...Dünya böyle bir yer işte! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne yapabilirim diyorum, nasıl yardım edilir ki? Dokuz ay karnında o bebeği taşıyıp da son dakikada ölümüne tanık olan kadına ve adama ne denilir ki? Hele de başka bir doğum yaşanmış ve bu evde bir sürü onun getirdiği atmosfer yaşanırken...Demek beni de kendi karısının yerine koyuyordu, yardımcı olmak için o kadar gönüllü olması o yüzdendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu haliyle bizlerden nefret de etseler haklı değiller midir? Aynı benim ikiz bebeğimi yitirirken Antalya'da, yaşadığımız yonun sonundaki tavernadan gelen oyun havalarında insanlar eğlenip, içki içerken, dışarda normal hayat devam ederken herkesi boğmak istemem gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O acı öyle bir şeydir ki dün filmde izlediğim gibi evin babaya hayran kızı babası ölünce çok sevdiği köpeklere fare zehiri verip öldürüyor. Acı herşeyi kavurup geçiyor, o cinsten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve herşeye rağmen hayatımıza öyle insanlar girer ve öyle jestler yaparlar ki belki bir daha hiç karşılaşmayız, yaşam bizleri başka kıtalara, bambaşka hayatlara atar ama o minnacık cep mesajı, gönderilen bir çiçek, geçen hafta kocamın işyerinden arkadaşı, komşumuz sayılan Gareldine'in yaptığı gibi bir yemek, kızlarım hastanedeyken hiç tanımadığım ama kan vermek için gönüllü şekilde hastaneye koşan, işini bırakan, benim taksiyle dönmesi için verdiğim parayı bile geri çevirip minibüsle geri dönen insan gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne denilir ki? Bu küçücük ama bir o kadar da unutulmayan, hayata damgalarını vuran hareketlerin ne milleti var, ne ırkı. Birisi Kanada'lı, diğeri Türk, bir başkası Hindistan'lı...Her ülkeden çeşit çeşit insan çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında başka şeyler yazmak istedim ama bunlar geldi...Şu an hiçbir şey anlatacak, bebeğin hayatımıza getirdiklerini aktaracak halim kalmadı. Allah yardımcıları olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3186416321426231272-2828864613879942702?l=evinkedisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evinkedisi.blogspot.com/feeds/2828864613879942702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3186416321426231272&amp;postID=2828864613879942702' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2828864613879942702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3186416321426231272/posts/default/2828864613879942702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evinkedisi.blogspot.com/2009/04/szolerin-kifayetsiz-kaldg.html' title='Sözlerin Kifayetsiz Kaldığı An...'/><author><name>Evin Kedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05761021028213736622</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_OT0Vb02fwb4/Rnp4LXOpmxI/AAAAAAAAAPE/Gc3O1BHIODs/s400/Logo1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3186416321426231272.post-7554495886797247739</id><published>2009-04-20T02:52:00.000-07:00</published><updated>2009-04-20T13:07:40.119-07:00</updated><title type='text'>Süt Kokusu</title><content type='html'>İnsana ne kadar güzel annelik duyguları çağrıştırıyor, şu iki kelimeden oluşan cümleyi bile içinize sokmak geliyor değil mi? Hiçççççç! Aklınıza gelen o mis gibi süt kokulu, tombik bebek, onu göğsüne bastırmış sakinlik içinde yüzen anne imajını silin hemen şimdi! Bebek kısmısı tamam, hakikaten koliksiz kıçını yırtmayan tür insanın içine girmek için çırpınan tombiklikte de anne pek o imaja uymuyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam iki taneden biri olan ( hani büyük yanlış yapıp ama aynı zamanda hamileyken bile üç kat büyüyecek göğüslerin tahmin dışı kaldığını hatırlayarak almadığım ) sütyenlerimden birini yıkanmak için çıkardığımda gördüğüm gerçekten ilginç bir durumdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar emzirme sütyenleri ve ben süt sağmaktayım, işin ilginç yanı süt yalnızca meme uçlarından da gelmiyor ki, sağarken alttan alttan akıtma illa ki olmakta. Böylelikle emzirme sütyenlerinin son durum raporu şöyle; alt kısımlarda sarı renkli süt birikmesi!!!! Allah'ım Yarabbim!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde duşa gireyim derken şıp şıp önden damlayan sütü anladık da, bu çok acayip geldi çünkü göğüs pedi kullanılıyor güya! Ve ne bileyim, hep sağılası bir halimiz olmadığından insan iç çamaşırının alt kısmında öyle değişik kokulu bir birikim görmekten de pek haz etmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kabul ediyorum bunlar belki konuşalacak, yazılacak konular değil ama yine aynı sebepten olsa gerek yıllardır pek dokunulmamış, yaşayınca deneyimlenen ve de hiççç hoşlanılmayan tecrübeler olarak kalıyor, sonraki seneye de unutulup gidiyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim birinci ile ikinci arasında alt tarafı sekiz yıl var ama bu bebeğe her baktığımda acaba Chloe bu zamanda neler yapıyordu? Nefes alıp verirken göğsü böyle mi inip kalkıyordu? Tam olarak bu ayda iken kilosu ve boyu acaba neydi? soruları kafamı kurcalıyor. Ancak karı koca bunları merak etsek de Chloe'nin yanında daha fidan tanesiyken böyle bir karşılaştırma yapmaktan, bu şekilde O öyle miydi, bu böylemiydi demekten kaçınıyoruz. Ne de olsa birbirleriyle kıyaslanan ne arkadaşdan ne de kardeşten hoşlanıyoruz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ne diyorduk? Süt Kokusu...Bir annenin süt verdiği dönem bedenin bile yumurta üretmemesinin sebebi anlaşıldı. Cinsel anlamda o kadar itici bir durum ki bu testi memelerden süt damlaması durumu anlatamam. Bir de üzerine her gün illa ki değişmesi gereken, öküzce terle karışmış süt damlası birikmesi ile karşılaşınca o "Süt Kokusu" Müt kokusu palavraları ile yıllarca yine uyutulduğumuz ve ilaveten ve yeniden bu konuların hiç konuşulmadığını getiriyor akla. Ben buna " Ortak Negatif Paylaşılmaması Kodlanmış Bellek" demeye karar verdim şimdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, ameliyat ertesi girilen üçüncü ve en nihayet benim dikişlerimi hissetmeden, aman kramp geldi yandım demeden, yalnızca sütlü sütlü normal hayatıma döndüğüm ikinci gün diyebilirim. Demek ki neymiş? İlk iki hafta kafalar yenilecek, neyin ne olduğu deneye yanıla oturtulacak, öyle bir noktaya varılacakmış. Öyle yandım Allah bu hayat sittinsene böyle gidecek polemiklerine girilmeyecekmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki hala oturtulması gereken haftanın bir ya da iki gününe denk gelen bir okula gitme kızları alma durumları var. Bakalım o düşmanı nasıl yeneceğiz. Chloe'ye cep telefonu aldık, ben arabadan inmeden, 45 dereceye bebeği çıkartmadan bekleyeceğim kızımı ( iki haftada bir de kızımla Anna'yı çünkü oyun günlerini Zoe için iptal edemem, kızıma haksızlık olur ) Bütün gün okulda telefonu kapalı olacak ama dersten çıkıp da arabayı park yerinde bulmak için dışarıya çıktığında açacak. Gerçekten de büyük bir buluş şu cep işi. Alışveriş merkezlerine falan öyle uzun uzadıya gidebilmek, yine süt durumundan dolayı dışarılarda saatler harcamak imkansız...Olsun, önümüzde bu şekilde inşallah sağlıklı olarak geçireceğimiz altı ay var işin gerçek yanı, bir ay da erken doğduk ise o zaman yedi ay diyelim olsun bitsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ameliyatın ertesi dedim ya hergüne bir olay ama ertesi güne de bir temizlenme iyileşme düştü diye...Yine aynı döneme denk gelen zamanda bir de yazmadığım sol bacağımdaki varisin resmen ve resmen patlaması oldu. Dışarıya doğru değil elbet, içerden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün acaba oradan bir damar yolu falan mı açmaya kalktılar demiştim, iğne deliği gördüm gibi gelmişti. Sol bacağın dizinin altından başlayıp öne doğru bayağı bir şişlik, üstüne basamama duygusu ve kıpkırmızılık hakimdi. Doktor gelince sordum yoooo! denildi. Bir jel verdiler, üç dört gün devam ettim. İlk iki gün eskisi gibi sekerek yürüme durumları bakiydi, derken üçüncü gün inme yaşandı. Sonra ilginç bir şekilde bitim yeri olan ön diz kısmı sanki ben geri kalmıyim kardeş şeklinde şişip kızarmayı ve acımayı kendine reva gördü ve o da birkaç günle düzeldi. Şimdi, sanki hiç bir şey olmamış, ne patlama, ne çatlama...İlginçti. Jel varis içinmiş ve orada gerçekten de harika bir serinlik yarattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerim ve kollarım hiç şiş değillerdi ama ayak bileklerim ve son birkaç gün ayak üstlerim mayalı hamur kıvamındaydı. Şimdi onlar da eski halinde ve ben ayaklarıma, ayak bileklerime bakıp " Kötü bir rüya mı gördüm?!" demekten kendimi alamıyorum. Hani ayaklarım çok şahane olduğundan değil ama fırın küreği görüntülerine göre çok daha narinler en azından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar torbasının bağlı olduğu katater çıkartılırken rahmini yırtıyor gibi bir his oluşuyor, iğrenç! Sonra orası daha bir iriti hissediyor. İdrar yaparken acıma olabiliyor. O da bugün itibarıyla daha bir iyi sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet kanamasını andıran kanama üçüncü haftaye girilmesi ile iyice azaldı. Hatta son iki gündür spazm günde bir kere bile gelmez oldu ki yaşasın! Dün ilk defa uzun aradan sonra koltuklarımı makinayla yıkadım, antre ve salon halısını da...Salonun tozunu aldım. Bugün mutfağımı yeni bebekli duruma göre organize ettim. Bunlar benim için çok önemli gelişmeler. Eğer yaşadığım mekanı kontrol ediyor, bakımını kendi standartlarımda yapabiliyorsam o zaman çok mutluyum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek yemek yiyemiyordum bir de, süt sağma, besleme ve ondan öncesinde gelen uyku ile çakışıyordu herşey. Şimdi zaman kontrolü açısından daha organize gidiyorum. İlk defa kıymayı kavurup kıymalı börek bile yaptım bugün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı çok iyi organize etmek gerekiyor. İnanın bana bizim nesile pompaladıkları gibi bebek bakımı, insan büyütmek, evinin kadını olmak falan küçümsenecek şeyler değil, hem de hiç! Akıllı bir insan hangi işi yapıyorsa, hayatta ne duruşu gösteriyorsa oraya koyuyor o potansiyeli. Salağın genel müdürü de salak, çöpçünün akıllısı da akıllı. Artık kimseyi yaptığı işle değerlendirmiyorum ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salak insandan genel müdür olmaz, çalışan insan öyleyse yerinde barınamaz diyorsanız gerçek iş hayatını deneyimlemenizi, nasıl kalitesiz elemanın nerelere
